ve her kuyuya taş atan bLog...

Beğenilenler

Unordered List

Arşiv

31 Aralık 2008

Malum, 2009'a sayılı saatler kaldı. Yılbaşı vs adetlerim yoktur, tanıyanlar bilir. Bilmeyenler de bu vesileyle öğrenirler :) Ama ne olursa olsun bir şeyleri hatırlamaya, hatırlatmaya vesile olanları- bazen can sıkıcı olsa da- sevmişimdir...
Akşam saatlerinde marketten dönerken posta kutumdaki zarfa ilişti gözüm; Mektup vs şeylere ezelden hevesli olan biri olarak hemen atladım. İstanbul'dan değerli bir arkadaşımdan gelen bir Yeni yıl tebriğiydi...
Telefon, msn vs derken yozlaşan duygular arasında bu sıcacık davranış için kendisine teşekkür ediyorum. Başta kendisi olmak üzere tüm arkadaşlarımın yeni yılını kutluyorum.
Umarım yeni yıl başta ülkemiz ve tüm kardeşlerimiz için güzelliklere vesile olur. İnşallah bu yılda zalimlerin zulümleri bir son bulur.
Siz yeni yıl için ondan geri sayarken ben nöbette olacağım, benim yerime de sayarsınız artık... :)
Nice yıllara!

28 Aralık 2008

Dün bu saatlerde bir Opel Astra'ya çelme takmayı denedim; devirmeyi başaramadım ve o da bana ayağımın üstünden geçerek cevap verdi...
Neyse ki birkaç bandajla kurtardık gibi görünüyor (umarım).
Kaza geliyorum demiyormuş, tekrar anladım ama kazaya illa gel diyene koşa koşa geliyormuş; onu da anladım :)
Meşhur Türkçe Rap ustalarından Sagopa Kajmer yeni bir albüm daha çıkarmış, sıcak sıcak dinleyelim derken sizlere de duyurmakta fayda var diye düşündüm...


İndirmek için BURAYA tıklayın.
Alternatif adres

26 Aralık 2008

Bugün biricik memleketim, kahramanlık timsali, marka şehrim Gaziantep'in kahramanlık destanı yazdığı, 11 ay boyunca hiçbir yerden tek kalem yardım almadan Fransızlara ve yardakçılarına kahramanca direndiği kutlu direnişin 87. Yıl dönümüydü.
Gaziantep aşığı olan ben, bir kere daha yaşla doldurdum gözlerimi. Verilen canları, çekilen acıları, dökülen kanları ve 6317 şehidi bir kere daha hatırladım, Kefen Bayraklı Kale'yi bir kere daha ürpererek izledim...
Bir kere daha isyan ettim, "bu kadar ucuz mu bunca can, kan, emek?" dedim...
Ah ki ne ah...


 Bu ecdadın torunları, evlatları olmakla gurur duyarken, maalesef kötü bir görüntü çizen şimdiki neslin ferdi olmak, gelecek neslin atası olacak olmak düşüncesiyle de ayrı bir üzülüyor ve derin düşüncelere dalıyorum...
Herkesi bu timsali bir kere düşünmeye davet ediyorum...


Atamızın meşhur sözüyle buraya bir virgül bırakalım, şimdilik...
"Türküm diyen her şehir, her kasaba ve en küçük Türk köyü, Gazianteplileri kahramanlık misali olarak alabilirler."(Atatürk)

 Bu arada; sevmediğim ot her defasında burnumum dibinde bitmeye devam ediyor. Bu defa işler daha da karmaşık ama derdi veren mevla elbet dermanı da sunar, yoksa çarşı karışacak :) Hele bakak, hayırlısı...

24 Aralık 2008

Keşkelerin ne kadar anlamsız olduğunu en iyi ben bilirim ve bedelleri en iyi ben öderim...



Ne tezattır; söylenecek onca şey varken bir taş misali susmak...
Ruhu araf'ta bırakan, Öze köz basan, yaraları dağlayan; 
Ah bu şarkıların gözü kör olsun... :(

20 Aralık 2008

Ve uzun zamandır aradığım, almaya çalıştığım ses sistemi olayına dün itibariyle bir çözüm buldum. Uzuuun uğraşlar, araştırmalar ve sorgulamalar sonrasında aradığım sistemin Creative değil de Altec Lansing olduğunu anladım...
Yemedim, içmedim, sabahı zor ettim ve bilgisayarcıya koştum. Siparişi verdiğimde adam bu markanın az bilinen ama kalitede çok bilinenlerden çok daha önde olduğunu söyledi ve bu ürünü seçmeme biraz da şaşırdı :)
Stokları araştırdık ve İzmir'de bir depoda bir tane bulmayı başardık. Önceki gün hasret sona erdi ve ses sistemime kavuştum.
Müzik manyağı ve film hastası biri olarak diğerlerinden daha ucuza, daha kaliteli bir sisteme sahip olduğum için mutluyum. Şimdi dinlediğim müzikten daha da zevk alıyor, filmleri daha bir güzel izliyorum...
2-3 gündür cıstak cıstak bir evim var, komsularım ses sistemiyle tanışmışlar, duydum ama henuz tepki vermediler. Sanırım ses kalitesini farkedince onlar da alacaklar :) 
Geçen süre zarfında memnun kaldım, araştırdıgım herkes de memnun kalmıştı, bu kaliteyi merak edenlere şiddetle tavsiye ediyorum... 

14 Aralık 2008

Biz bu bayram tatili(!) işini ya da bayramı tatil(!) olarak görme işini abartmaya başladık başlayalı insanlarımızın kurbanlık koyunlardan pek farkı kalmadı malesef... Malum, trafik kazaları...:(
Ne dersiniz, şu karikatür gerçekten de bunun en güzel özeti değil mi?..

Anlayabilene, ibret alabilene...

11 Aralık 2008

Bir bayramı yollarda, yarım yamalak da olsa memleketimde ve ailemle, kalan yarısını da nöbetlerde olmak üzere tamamladık. Herkesin ağzında sakız olan cümle misali; "Eski bayram tadı" yoktu...
Aslında bayramlar hep aynı bayramlar da değişen biziz. Bu biraz yaşla alakalı biraz da zamanın getirdikleri... Büyüdükçe algılar ve yargılar değişiyor. Bazı şeyleri yapmaya haiz olamıyoruz vs.derken çok defa yaptğımız "suçu başkasında arama" alışkanlığımızla değişenin biz olduğunu unutup bayramlarda arıyoruz kabahati...
Velhasıl önceki bayramların tadını aratan, ah çektiren bir bayram daha bitti.(70 yaşında gibi konuştum sanırım)
Bu bayramda güzel olan bir şey vardı; Daha önceleri gayri resmi olsa da para kazanan ben artık resmen maaş alan biri olan ve haliyle eli ekmek tutan biri olarak ilk kurbanımı kesme şükrüne nail oldum. Darısı bundan sonraki bütün bayramlara ve tüm müslümanlara...
Tekrar bayramınızı tebrik ediyorum... 
Not: Birkaç fotoğraf da çekmiştim ama içerdiği kanlı görüntülerden dolayı bazı hassas(!) çevrelerce +18 sayılması sebebiyle eklemeyi uygun bulmadım.

07 Aralık 2008

Adıyamandaki kursu kazasız belasız bitirdik, tekrar oyun sahamıza döndük :) Nöbetlere devam...

Kurban bayramımızı kutlar, sağlık, mutluluk ve esenlikler dilerim...

03 Aralık 2008

Birkaç gün yokum;
Cuma gününe kadar Adıyaman'da doktorlar için düzenlenecek olan Aday Memurluk Kursuna (2.aşama) katılmam sebebiyle birkaç gün burada olamayacağım. Olmak ya da olmamak neyi değiştirecekse artık.
E, asalet tasdik diye bir şey var(mış)...
Yol göründü;
Aksiyon zamanı... :)

29 Kasım 2008

Yağmur'a olan sevgimden ve yağmur delisi olmamdan olsa gerek; 1 haftadan uzun süredir yeni yazı eklemeye "kıyamıyordum." Lakin güncel kalmak lazım, çalakalemim de göbek yapan duygularım gibi zamana yenilip gidecekti yoksa...
***
Nöbetlere ve nöbet geçirmeye, ara ara da cinnete devam ediyorum. İçten ve dıştan bir sürü uyaran sağolsun...
***
Bugün; elinde bir şey varsa ve mutfağa geçiyorsan ışığı kafayla yakmaya çalışmamak gerektiğini öğrendim. Kafa göz yarılması böyle bir şey olsa gerek. Galaksinin tepemde dönmesi de cabası...
***
Eti Cin hastalığımın üzerine şimdi de "Benimo" adlı yeni bir hayranlığım oldu. Nöbetlerimde vazgeçilmezlerim arasına girmek üzere...Çocuklara özel yazıyor ama çaktırmadığın sürece gerisi önemli degil :)
***
Araba hastalığım had safhaya ulaştı. Tutku, saplantı, hastalık vs ne derseniz deyin; arabaya dair hepsi bana uyuyor... Günde 2 saat muhakkak (nöbet günleri hariç) araba sitelerinde cirit atıyor, çamura saplanıyor ve çıkmak için de en ufak bir çaba sarfetmiyorum... Bir yiğidin araba sevdasıyla nasıl harcandığına şahit oluyorsunuz... :(


Zaten rüyalarım da başıma bela olmaya başlamak üzere. Ah be "Golf" ne olurdu birazcık ucuz olsan, benim olsan. En güzel hayallerimin değişmezi senken nedendir bu cana eziyetin?.. :(
***
Kafam oldukça karışık, karma karışık. Bozulan bir trafik lambası ve akabininde kazalarla dolu olan bir kavşak misali... Her an ölü, her an yaralılar var, 112 bile yok ortalıkta. Hoş; çağıran da yok. Kaos teorisinden de bihaberim...

Of ki ne of...

21 Kasım 2008

 
Zifiri bir karanlık;
Ve bardaktan boşalırcasına bir yağmur...
Şimşekleri beynimde çakarken;
Her damlası içime akan.
Yağdıkça yağıyor;
Hasretimi duyarcasına.
Yaralarımı dağlarcasına...
Kaçıyor uykularım;
Atıyorum kendimi kollarına...

Gecenin bir yarısı.
Senden ve benden başka kimsecikler yok;
Bir de rüzgarın sesinden.
Yere çarpan her damlanda
Hissediyorum seni...
Ab-ı hayat oluveriyorsun bir anda;
Sonsuza gidiyorum.
Sen yağdıkça ben eriyorum...

Sen, karanlık ve rüzgar...
En yalnız anda en büyük mutluluk.
Kelimeler yetmiyor; seni anlatmaya.
Sitem ediyorum;
"Yaşamayan bilmez ki"
Ve ben her yağmurda yine...

Ferhat ASLAN
21.11.2008 - 03:21

18 Kasım 2008

Aşağıdaki yöntem hızlı başlat araç çubuğunda "Masaüstünü Göster" düğmesi kaybolursa, tekrar oluşturmanıza yarar. Birkaç kez başıma geldiği için araştırdım ve paylaşmakta fayda gördüm. Ufak bir detay gibi görünse de epey işe yarayan bir düğme.
Uygulayalım;

Kod:

[Shell]
Command=2
IconFile=explorer.exe,3
[Taskbar]
Command=ToggleDesktop


Yeni metin belgesi (Notepad) açalım. Bu kodları Masaüstünü Göster.scf olarak kaydedip hızlı başlat araç çubuğuna yükleyin.
Hepsi bu kadar!
"Yok, ben bunlarla uğraşamam, daha pratik bir yol yok mu?" derseniz; Yapılmışını indirmek için buraya buyrun :) Dosyayı indirin, winrardan çıkarın ve hızlı başlat araç çubuğuna sürükleyin.
Sorun yaşayanlar yorum olarak belirtirlerse yardımcı olmaya çalışabilirim

16 Kasım 2008

Ne kadar konuşsak da bilsek de nafile çaba; Empatiden de sabırdan da bihaberiz.
Allaha olan sonsuz inancım kadar artık buna da inanıyorum. Ben sabrımı saatlerle, günlerle değil senelerle imtihan ederken, "gık" demeden beklerken benim sabrettiğim her şey ve herkes -maalesef- anlık bir aksaklıkta bile Tofaş arabalar misali yolda bırakıveriyor; hem de en beklenmedik anda...
Sonra bana "neden bu paranoya?" diyorlar.
Hayat güllük gülistanlık değilken, binlerce soru(n) varken her şeyin anında istediğimiz gibi olmasını bekliyoruz.
Oysa sabır bu değil, yaşayan sadece ben değilim, herkesin hikayeleri varken ve ne olursa olsun sabretmeyi bilmek lazımken...
Ve ben yıllardır her saniyesinin bedeli ödeyerek, sabırla beklerken...

...
Sabrı en iyi bilenlerdenim, evet biliyorum çünkü ödediğim bedeller çok fazla! Bu yüzden belki de insanlardan sabırlı olmalarını istemem. Ama ailem de dahil herkes öyle bir sabırsızlık, öyle bir acelecilik içindeki...
Ve bir anlık yanlış anlama gibi, biraz tezcanlılık gibi anlık şeylerin nelere mal olduğunu bir bilebilseydik...
Karşımızdakini o kadar iyi tanıdığımızı düşünürken bir anda nasıl böyle kesip atabildiğimizi, nasıl değişebildiğimizi, nasıl başkalaşım geçirdiğimizi de anlayamıyorum...
Sempati duyduğum her şeyden nefret etme noktasındayım...
İşte bu yüzden sonbahardaki yapraklar misali çıkarıyorum her detayı bu bunyeden ve hayattan; bazen hiç istemeden, bazen de hiç tereddüt etmeden.
1 harfin bile çok şeyi değiştirdiğini biliyorum artık...
Kızdım, kırdım, dağıttım...
Ve hırsımı yine her zamanki gibi şurdan, burdan çıkarayım derken bloguma çattım; küçük bir kodlama hatasını bahane ederek zırt pırt yaptığım gibi tema değiştim.
Yeni elbisen hayırlı olsun be blog! Artık yeni elbisenin adı Notepad Chaos
 Önce şıpsevdilikti, şimdi ise maymun iştahlılık.
....
Usandım...
 ...
Ulan blog; ne varsa sende var! Onca kahrımı çek, nazımı çek, horlan yine de "gık" deme...
Seni bu yüzden seviyorum, sen de bir gün yarı yolda bırakacak olsan da...
Bir nevi gönül alma, kafa dağıtma işte...
Ne bileyim!

14 Kasım 2008

...
- beni acitabilmek icin once nereye vuracagini cok iyi bilmelisin.
- nereye vuracagini bilmek icin beni cok iyi tanimalisin.
- beni cok iyi taniyabilmek icin sevgilim olmalisin.
- sevgilim olman icin seni cok sevmeliyim.
+ yani?
- yani seni cok seversem, beni acitabilirsin.
...

(emre yılmaz - şeytanın fısıldadıkları)

09 Kasım 2008

Az önce Fenerbahçe'nin 4-1 galibiyetiyle biten bir Fenerbahçe-Galatasaray derbisi vardı. Günlerdir bütün Türkiye de bu maça kilitlenmişti. "Kim yener, kim ne yapar?" derken derken bitti şükür...
Benim değinmek istediğim nokta maçtan önce her iki takımın da taraftarlarından "taraf" olmaya yakışmayan cümleler duymuş olmak ve davranışlara şahit olmaktı...
Argoların bini bir paraydı maşallah;
"Sizi şöyle edeceğiz, böyle yapacağız... Koyacağız, çıkaracağız" gibi... Bunlar en hafifleriydi ama fazlası buraya uygun düşmüyor...
Ve maç bitti; bir takım kazandı, ne oldu şimdi. Kazanan ve kaybeden en fazla neyi kaybetmiş oldu? Değdi mi bunca küfre, hayvanlığa?..
Daha önce de şu yazımda yazmıştım;
Sevmeyi bilmiyoruz, taraf olmayı ve taraftar olmayı da...
Biz bu kafayla daha çoook...

06 Kasım 2008


***
Bugün her şeyi değiştirmek için çabalarken,
Sen değişmeyen olarak duruyorsun karşımda.
Kabul ediyorum. Dünyaya bu kalsın, ama sen bilme...
Dünyada kaç iklim, kaç zulüm, kaç ölüm var?
Bir seni bunların karşısına koymak nasıldır bilemezsin.
Bilme!..
***
(Alıntı)

05 Kasım 2008

Biliyor muydunuz?
1(Bir) Kayın ağacı bir günde ortalama 64 (altmış dört) kişiye yetecek kadar oksijen üretiyormuş.
Ah güzelim ormanlarımız...

04 Kasım 2008

Geçenlerde TNC XP adında harika bir işletim sisteminden bahsetmiştim. E her zaman daha iyisinin peşinde olmak lazım; önceki gün Windows Xp Ultimate 2009 adında necooy adlı bir kullanıcı tarafından hazırlanmış bir tane modifiye xp daha keşfettim ki ne keşif... Amerika'yı keşfetmek benim için daha gereksiz bir iş olurdu bu kıyasla... :)
Hemen indirdim (tek cd), kurdum ve kullanmaya başladım. Xp ile Vista arasında bir geçiş formu olmuş, Vista gibi yormayan ama daha tatlı ve kullanışlı bir Xp olmuş. Eklentileri ve temaları da cabası... İlgilenenler varsa bunu denemelerini muhakkak öneririm. Detaylara gelecek olursak;

"SP3 İçerir - Full Sata - Türkçe - Full Klavye Dilleri - Hiçbir Sürücü (driver) Eklenmedi.
 XP Ultimate 2009, Microsoft Windows XP Professional SP3 (Türkçe) üzerine yapılandırılmış, özelleştirilmiş bir işletim sistemidir. XP Ultimate 2009 içerdiği bir çok eklenti ile göz kamaştırıcı bir şıklığa burunurken kullanıcılarına çok çeşitli kullanım kolaylıkları sağlamaktadır.
XP Ultimate 2009 ile bilgisayar kullanmanın keyfine varacaksınız, bilgisayarınızı yeniden keşfedeceksiniz."

 
Ultimate 2009 Boot Menü
Kurtarma konsolunun tamamı cd içerisinde mevcuttur. Yükleme konsolundan ise bu versiyonda sadece XP Ultimate 2009 (seçenek 2) vardır. DVD versiyonunda tüm konsol full yer alacaktır; 5 adet işletim sistemi ve kurtarma konsolu.

İşte XP Ultimate 2009 kullanmanız için sebepleriniz:

XP Ultimate 2009,

* Tam otomatik kurulum yapar; kurulum sırasında herhangi bir uyarı ya da soru ile karşılaşmayacaksınız.
Ultimate 2009, katılımsız Windows yüklemesinin en iyi örneklerinden birisidir. Siz sadece Ultimate 2009'un kurulacağı disk bölümünü seçeceksiniz, artık kurulum tamamlanıncaya kadar hiçbir soru veya uyarı ile karşılaşmayacaksınız.

* XP Service Pack 3'ü içerir.
Ultimate 2009, Microsoft tarafından yayımlanmış sp3 entegreli XP Professional Türkçe sürümü üzerine yapılandırılmıştır.

* 12 Eylül 2008 tarihine kadar SP3'ten sonra yayımlanmış tüm güncelleştirmeleri içerir.
Windows kurulumu sonrası yığınlarca güncelleştirme yüklemeye artık son. Ultimate 2009 SP3'ten sonra çıkan güncellemeleri de içerir.

* Microsoft'un en güvenli tarayıcısı İnternet Explorer 7'yi içerir.
Artık internette gezinmek daha hızlı ve güvenli. Explorer 7 beraberinde güncellemelerini de içerir.

* Muhteşem görüntüsü ile Windows Media Player 11'i içerir.
Media Player 11 önceki sürümlerine göre daha performanslı çalışmaktadır.

Bunların yanında,

Birbirinden farklı 15 adet tema ile sizlere tam bir görsel şölen sunuyor. Temalar Ultimate 2009 işletim sistemine uygun olarak, özel olarak düzenlenmiştir. 6 adet WindowBlinds; 9 adet shell tema içerir.

* Ultimate 2009
* Ultimate 2008 (Vista)
* Leo
* DragonX
* Dragon
* Aero Metal
* Vistaluna Basic
* AeroXP
* Crystal Milk
* Luna Element (Black)
* Luna Element
* Lune Element 5.1
* Royal Full Start Menu
* VistaUltimate
* Luna Royale

* Windows Vista seslerini,
* Birbirinden farklı 40 adet mouse imleci,
* Birbirinden farklı 8 adet ekran koruyucu,
* Vista boot ekranı,
* Vista Kenar Çubuğu ( Türkçe ),
XP Ultimate 2009'a özel olarak düzenlenmiş Radyo dinleme aracı içerir. 81'i Türkçe, 50'si yabancı yayın yapan toplam 130 adet radyo kanalını içerir. Daha sonradan dilediğiniz radyo istasyonunu listenize ekleyerek kendinize özel bir liste yapabilirsiniz.
Vista Kenar Çubuğu için internetten indirdiğiniz araçları sadece iki kez tıklayarak kurabilirsiniz.

*Vista kullanıcı imgeleri,
*Vista sürücü doluluk göstergesi,
*Vista görev çubuğu pencere önizlemesi. Visual Task Tips.
Görev çubuğunda çalışan uygulamalar ve açık pencereer üzerine mouse ile geldiğinizde pencere içeriğini size küçük olarak gösteren bir uygulama.
*Vista LClock (Saat/Takvim düzeni),
*RocketDock Türkçe,
Masaüstü kısayol düzenleme aracıdır. Masaüstünüzde bulunan kısayollarınızı bu uygulama içerisine koyarak ulaşım kolaylığı sağlarken masaüstünüz şık bir hal alacaktır.
*MTU Sözlük sayesinde İngilizce-Türkçe & Türkçe-İngilizce kelimelerin karşılığını bulabileceksiniz.

*Ek Denetim Masası eklentileri içerir.
Ek Denetim Masası eklentileri ile bilgisayarınız üzerinde tam bir hakimiyet sağlayacaksınız.
Ultimate 2009 Boot Menü

* MiniXP sayesinde açılmayan işletim sisteminizdeki verilerinizi kurtarın.

* Hiren Boot CD ile bir çok kurtarma ve onarım, bakım işlemlerini yapabilirsiniz.

* Acronis Backup ile stabil çalışan sisteminizin yedeğini alın ya da daha önceden yedeği alınmış sistemi geri yükleyin. Format atarak zaman kaybetmeyin.

* Norton Ghost 11'i yedek almak ve geri yüklemek için tercih edebilirsiniz.

* Partition Magic ile Hard disk yönetimini kolayca yapabileceksiniz.

* XP LOGON ŞİFRE KIRICI ile logon şifrelerini kırabilirsiniz. Gelen ekranda windows oturumunu klavyenin rakamlarını kullanarak giriniz. Ardından kullanıcıyı seçip onaylayınız. Şifre 3 adımda kolayca değişecektir.

* NTLDR Hata Çözümü ile Windows açılışında karşılaşabileceğimiz "NTLDR eksik" hatasını atlayarak windows açılışını sağlayabilirsiniz. Sisteminiz açıldıktan sonra eksik NTLDR dosyasını XP cdnizden sisteminize kopyalayarak format atma işleminden kurtulabilirsiniz.

UYARI:
Yükleme Konsolunda 5 adet işletim sistemi görülmektedir. Fakat CD içerisinde sadece Windows XP Ultimate Edition 2009 bulunmaktadır. (Seçenek 2)

Kurtarma Konsolundakilerin tamamını CD içerisinde bulabilirsiniz.

Kuruluma Hazırlanma

İndirdiğiniz "rar"lı paketlerin herhangi birisine sağ tıklayarak Winrar programı menüsünden "Buraya çıkart"ı seçiyoruz. Çıkartma işlemi sırasında hata iletisi alırsanız hata veren part eksik ya da hatalı inmiştir. Sadece hata işaret edilen partı tekrar indirmeniz sorunu giderecektir.Özellikle partları açarken CRC hata iletisi partların eksik ya da hatalı indiğini gösterir.
  
Çıkartma işlemi tamamlanınca bir adet "Ultimate2009.exe" dosyası göreceksiniz. Bu dosyaya iki kez tıklayınız ve ekrana uyarı penceresi gelinceye kadar hiçbir işlem yapmadan bekleyiniz (Bu işlem biraz zaman alacaktır, lütfen sisteminize yeterli zamanı veriniz.3-5 dk) Artık masaüstünüzde oluşan "Ultimate 2009" adlı kısayolu tıklayarak "Ultimate2009.iso" dosyanızı sisteminize otomatik olarak kurulan İmageBurn uygulaması ile resimli anlatıma bakarak yazdırabilirsiniz.
 
Kurulum

Windows XP Ultimate Edition 2009'u Boot edilerek kurulum yapılacak şekilde hazırladım, Windows ortamından kurulum yapılamaz. Bilgisayarınızı optik okuyucunuzdan başlatarak Multiboot menüden "2" numarayı rakamları (NumPad değil) ya da mouseu kullanarak seçiniz.
( "1" Windows Vista, "4" Windows Millennium, "5" Windows 98 SE CD içerisinde bulunmadığı için kurulamazlar!)
Bundan sonra Windows Ultimate'in kurulacağı bölümü seçmelisiniz.
Artık tek yapmanız gereken arkanıza yaslanın ve kurulumun tamamlanmasını seyredin.
İyi günlerde kullanmanız dileğiyle...
 
İndirme Adresleri: 
Part.2
Part.3
Part.4
Part.5
Part.6
Part.7
Part.8
Detaylar, daha fazlası ve soru(n)larınız için şu adresleri incelemenizi ya da benim bilgim dahilinde olanlar için yorum yazmanızı öneririm.

02 Kasım 2008

Cem Yılmaz'ı bilmeyen yok. Seveni de çok, eleştireni de. Ben hazır cevaplılığını ve zekasını her zaman takdir ediyorum. Espri yapmak zeka işidir bence ve bana göre yaptığı iş aslında hiç de kolay değil.
İşte Cem Yılmaz'ın Anadolu Rock'a bakışı ve tarifleri :)




Bu adam da bir alem... :)

01 Kasım 2008

Blogumun fahri yazarının kaleminden bir yazıyı paylaşmak istiyorum ;

Senden Sonra Bana Kalan

Tüm umutların tükendiği bir günün kıyısında düşlerimde yaşattığım sen ve senden kalan acıların kıvranışlarıyla gitmek istediğim yer neresi?
Ağlamak istiyorum,her bir duygumu akıtmak ve kusmak tüm dünyaya anlam sorularımı.
Kırılan kanatlarıyla uçan bir güvercin misali yarım ve hoyrat kalbimi seninle tamamlamak isterken bir deli fırtınaya mağlup oldu bedenim.
Düştüm.
Yağmurların hırsını aldığı topraklara yüzümü çevirdim.Toprak kök saldı damarlarımda.
Fışkırdı bir tohum misali,senin adını sayıklarcasına deldi geçti beynimdeki en hassas,derin düşüncelerimi.
Ve yeniden doğuş misali yeşerince umutlarım geride sensiz bir ben,bana hasret bir yürek ve kucaklaşan bir kimlik kaldı.
...

Teşekkürler...

30 Ekim 2008

Bildirgec'te gezinirken gözüme çarpanlardan;

Şurada geçmişten günümüze sinema filmlerinden seçilmiş 50 sinema filminin posterleri yayınlanmış ve içlerinde gerçekten de "güzel" sıfatını hakedenler var. Özellikle de gözde oyuncularımdan Nicolas Cage'in en beğendiğim filmlerinden olan Savaş Tanrısı (Lord of War) filminin posteri benim çok hoşuma gitti. E biraz da şartlanma var tabi ;)

Eğer siz de bu tür eserlerle ilgileniyorsanız inceleyin derim, bakalım en çok hangisini beğeneceksiniz...
#Şuradan...

29 Ekim 2008

Uzun zamandır kendi başıma kalıp da muhteşem ve bir o kadar da vazgeçilmezim olan yemeklerimden Yoğurtlu makarna -e malum, öğrenci evinden yeni çıkmayız ve hala bekarız :) - yapmamıştım.


Yeni evime ilk gelen misafirim buna vesile oldu ve ona ikram etmek için de ilk seçenek tabi ki Yoğurtlu makarna oldu. :)
Bu konuda kendimi aşmaya başladığımı kibirden uzak ve biraz da övünerek söylemek durumundayım...
["İçindekiler; Yoğurt, makarna, sos için yağ ve pul biber, biraz da isteğe göre nane" diyerek ustalık da taslamış oluyorum, hadi bilmeyenler(!) öğrensin, afiyetle yesin, yedirsinler efendim... :) ]
Seviyorum bu işi;
Yaşasın yemek yemek!

***
Bu arada; Milletimiz için oldukça anlamlı günlerden biri olan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı da kutluyorum. Tarihimizden kopmamak, dersler almak ve geleceğe daha güvenle bakabilmek dileğiyle...

26 Ekim 2008

Nerden çıktı bu yasak?
Neye ve neden?
Eğer acil bir çözüm bulunmazsa yazık olacak bunca emeğe...
:(

23 Ekim 2008

Ve beklenen an geldi!..

Hayranı olduğum Testere (Saw) serisinin uzun zamandır merakla beklediğim beşinci filmi yarın (24 Ekim 2008) sinemalarda olacak-mış!

Kimileri tarafından "iğrenç, vahşet, çok kanlı, saçma" gibi sıfatlarla eleştirilse de özellikle de birinci film olmak üzere hastası olduğum, "Efsane yeniden!" sloganıyla gösterime girmek üzere olan bu harikalar dizisini merakla bekliyorum.
İlk fırsatta izleyeceğim...

Bu arada filmin fragmanı, detayları ve birkaç görüntü için #şuraya bakabilirsiniz.

Not: Dünkü yazımda "birisi"nden bahsetmiştim. Bahsettiğim kişinin blog arkadaşlarımla ve diğer yorumcularımla alakası yoktur, takip eden arkadaşlarıma ve okurlara herhangi bir ithamım olmadığını belirtmek isterim.

22 Ekim 2008

Birisi birkaç gündür kim olduğumu bilmeden ve kim olduğunu bilmeden musallat oldu.
Birisi birkaç gündür kendince hayat felsefesi yapmaya ve bana dersler vermeye çalışıyor ve yine o birisi benim insanlarla ne yaşadığımı bilmeden kendine göre beni yargılıyor ve komik ithamlarda bulunuyor.
Oysa benim hayattan ve insanlardan yana ne denli dolu olduğumu bilemiyor, kimlerin ne denli riyakarlıklarla karşımda durduğunu bilmiyor.
Ve yine o birisi adını bile yazamayacak kadar cesur(!)
Megaloman, Narsist ve Ego gibi kavramları, Akıl, Samimiyet gibi değerleri sorgulamak isteyenleri -eğer gerçekten bana samimiyet dersi verecek kadar samimi iseler- kimliklerini ve ne mal olduklarını saklamadan alenen konuşabilmeye bekliyorum...

Not: Yorumları denetlemeye alma sebebim de kendini bilmez bir ...ın objektif olmaktan uzak yorumlarıdır.

20 Ekim 2008

Önceki yazımda yeni temamı sizinle tanıştırmıştım, tam istediğim gibi bir tema bulamamak, sade ve kullanışlı olması, ferah olması gibi nedenlerle Fervens temasını uygulamıştım ama gerek yorumlar gerek içime sinmemiş olması nedeniyle alternatif aradım ve nispeten güzelini buldum. Takip eden arkadaşlarımın beğenmesi de en az benim kadar önemliydi. Şıpsevdilik gibi görünecek olsa da kendi işlerime zor karar verebilen biriyim. (:
Bu gibi nedenlerle Libro 01 adlı temada karar kıldım. Peki neden bu tema?
- Gezmeyi ve fotoğraf çekmeyi çok severim. Temadaki fotoğraflar ve defter yapısı nedeniyle oldukça hoşuma gitti. Pusula da benim için farklı bir çağrışım yaptı. Bir nevi seyir defteri edasına büründü velhasıl...
Bunun da henüz eksikleri var ama ilk fırsatta tamamlayacağım inşallah ve daha güzelini bulana kadar sanırım bununla idare edeceğim.
Beğenmeniz dileğiyle...

17 Ekim 2008

Severek ve çok isteyerek kullandığım Langit adlı temamda birkaç sorun yaşamaya başlayınca arayışlara girmiştim ve bir haftadır birçok tema içinden tema beğenmekle uğraşıyordum.
Nihayet Fervens-a adlı temada karar kıldım, henüz birkaç eksiği olmakla birlikte kullanmaya başladım. Nöbetten sonra ilk fırsatta eksikleri de düzenleyeceğim inşallah.

Siz bu yazıyı okurken ben sabahın erken saatlerinde nöbete gidiyor olacağım.
Tema hakkında yorumlar ve katkılarınız olursa sevinirim.
Görüşmek üzere.

15 Ekim 2008

Geçenlerde şu yazımda bürokrasi ve mevzuat işlerini pek sevmediğimi yazmış ve yakında bir şeyler yapacağım demiştim. Şansım yaver gitti ve pek sevdiğim Acil Servis'e bir görevlendirme oldu. Ben de hemen atladım tabi; talip oldum ve kabul edildi.
Bu ara yoğun günler geçiriyorum, bir süre de böyle devam edecek gibi...
Pazartesi giriş yaptım ve siz bu yazıyı okurken ben ilk nöbetimden çıkmış, mahmur gözlerle küçük ve şirin evimde, yeni aldığım bazamda ve ortopedik yatağımda -bellona sağolsun- nöbetin yorğunluğunu atmak üzere yola düşmüş olacağım. :)

13 Ekim 2008

Ben bu Vista denen Microsoft illetine zaten daha başından beri uyuz olmakta, kullanmadan bile sevmemekte haklıymışım, birkaç gündür kullanınca hak verdim kendime :)
Şu ekran görüntüsüne de bakın hele:



Şu cürete bakın; "Aynı anda en fazla 3 program çalştırabilirmişim"
Yapma yav! Ben onlarca para dökeceğim, bilgisayarımın performansını en yüksek düzeyde tutma manyaklığı göstereceğim, sen o bilgisayarda 3 program sınırı koyacaksın... Hele de benim gibi görev çubuğunda boş yer bırakmayan, işlemciyi ve rami sonuna kadar zorlayan birine...Gettt!
Bu kimin fikri ise harbiden elime geçmesin!!!
Yok ağa yok! Artık kral da olsa kullanmam bu Vista'yı...
"Hey Vista! Aklını alırım senin" diyorum ve topu Geyts amcaya atıyorum...

11 Ekim 2008

Bir şarkı düşünün; "Bana yazılmış, beni anlatıyor" dediklerimizden.
Bir şarkı düşünün;
her sözü, her cümlesi gerçek olan, doğru olan, hayatın tam kalbinden olan. İşte bu şarkı hayatımın, hayatımdakilerin ve hayatların şarkısı. Her sözü ben, benden ve hayatımdan... Aynı zamanda hayatın gerçeklerinden...
Bana hayatı, beni hayata anlatan şarkı..
Dinleyin ve ...









Şarkının sözleri;

Verse I ( da poet )
Aç gözlerini, gör bu dünyayi,
Kör bakislar içinde eriyen bu rüyayi,
Sandigin gibi degil içi bos sandigin,
Nerede onca sahne hani pembeligine kandigin?
Ben de isterdim bu dil kem kelam etmesin,
Insanlik insaliga tel örgüler çekmesin,
Yok semada güvercin dalda baris meyvesi,
Günah mevsimleri gelmese, Cihan cennet bahçesi...
Güzel sözlerim yazik ki çoktan havlu atti,
Gülen gözler neden ki öfke saklayandi?
Ve ben içine bakip anladikça bu yasami,
Durmadan yazdim kalemimden kan damladi...
Hos kütleler kanimca los bir boslukta,
Içi bos cümleler ufalandi gitti kulaklarimda,
Yalandan siyril gezmesin dudaklarinda,
Ve yine bu melodi iz yapacaktir ruhunda,
Ümitli cümleler kaybettiler öznelerini,
Hayat kelebekçesine kisa, biçak gibi de keskin,
Ben yazip kalbime hapsettim cümleleri,
Duyduklarim bayat bir senfoni, artik eskidi...

Nakarat ( da poet v raziel )
Raziel : Inan ki gerçekler rüyalardan keskin!
da poet : Susma esen yalan rüzgari dinsin!
Raziel : Inan ki her sey farkli bak sokakta!
da poet : Susma ki günes belirsin safakta!

Raziel : Inan ki gerçekler rüyalardan keskin!
da poet : Susma esen yalan rüzgari dinsin!
Raziel : Inan ki her sey farkli bak hayatta!
da poet : Susma ki günes belirsin safakta!

Verse II ( Raziel )
Inan ki dilime sürmek istemem yalan,
Çünkü sandigin gibi toz pembe degildir bak bu yasam,
Zaman ilerledikçe kompleks bir hale geldi,
Ihanet sonucu fabrikasyon hayaller verildi.
Büyüdükçe gördüm madalyonun diger yüzünde kan,
Baksan dogusu batisi farkli bir dünya,
Gerilim hattinda can veren bir çocuksa,
Dünyanin savas dansi oysa bir imzayla...
Ekranlar senin için yalanlar istersen!
Medyada mensei olur hipnoz olmak istersen,
Ya da sanal baslikli sayfalar hazirla,
Sentetik dünyani global geyiklere vurmak adina...
Yazik ki dayatilan bu:
Diplomali ruh hastasi olman için egitim bizzat düsünce yoksunu!
Sebep de biz, çözüm de biz gereken tek bir sorgu,
Çözmek için anlaman gerek önce sorunu!
Sorsan ben de isterim güzel günler elbet,
Ama çözüm degil ki mutlu bir gelecegi sade düslemek,
Sesinde yanki bulsun tavrin sakin susma,
Her güzel deger çirkinden dogar unutma!

Nakarat ( da poet v raziel )

Raziel : Inan ki gerçekler rüyalardan keskin!
da poet : Susma esen yalan rüzgari dinsin!
Raziel : Inan ki her sey farkli bak sokakta!
da poet : Susma ki günes belirsin safakta!

Raziel : Inan ki gerçekler rüyalardan keskin!
da poet : Susma esen yalan rüzgari dinsin!
Raziel : Inan ki her sey farkli bak hayatta!
da poet : Susma ki günes belirsin safakta!


08 Ekim 2008


"Ne zaman öleceğimizi bilmediğimiz için hayat bize sonsuzmuş gibi gelir..."

05 Ekim 2008

Tam da bayramı ufak tefek(!) sorunlarla atlattık diye sevinecek olmuştuk ki önceki gün haberlerden sonra milletimize zehir oldu bayram...



Dile kolay 15 kardeşimiz, askerimiz, Mehmedimiz vatanlarını beklerken gözünü kan bürümüş hainlerin saldırısıyla henüz hayatlarının baharında iken hayatını kaybetti... Vatansız, kendini bilmezlerin saldırısında...
Bunca kana, gözyaşına ve acıya rağmen bir takım zevat hala ve yine haktan, hukuktan bahsedecek, buna demokrasi arayışı, hak arayışı diyecek; Siyasilerimiz ise klişeleşmiş başsağlığı mesajları ile yetinecek. Birkaç gün gündem böyle meşgul olacak... Sonra mı? Analar yanmaya devam edecek, gözyaşı dinmeyecek. Çünkü kimse onlar kadar bu acıyı yaşayamayacak, hissedemeyecek. Şehit anası olmak ne kadar güzel olsa da evlat acısını evladını kaybetmeyen anlayamayacak. Hele de çocuklarını askere göndermeyenler, yurtdışında okutanlar, terörü sadece haberlerde duyanlar asla!
Ateş düştüğü yeri yakıyor!
Kime, neye, nasıl kızacağımızı şaşırdık...
Dua etmekten, kendi üzerimize düşeni yapmaktan başka şey gelmiyor elimizden. En azından şimdilik.
Milletimizin başı sağolsun. Şehitlerimizin mekanı cennet ruhu şad olsun.
Kardeşi kardeşe düşüren, bayram günü anaları ağlatan, yürekleri yakanlar; Dilerim yaktığınız bu ateş sizleri de yaksın.
Elbet bir gün!..

30 Eylül 2008




Ramazan bayramı(m)nızı kutlar, hayırlara ve gönlünüzdeki güzelliklere vesile olmasını dilerim.
İyi bayramlar...

Not:
Bayramda açığız! :)

27 Eylül 2008

22-23 Eylül: Alışmaya ve çalışmaya devam ediyorum. Uyum sorununu aşmak üzereyim. Komşularım hala çok iyiler, maşallah :)

24 Eylül: Hava birden değişiverdi, bir yağmur ki sorma... Maalesef küçücük olan bu yerde asfalt sorunu var ve haliyle her yer çamur içinde. Yağmuru ve sonbaharı çok severim ama durum başka; Evden sağlık ocağına kadar üstüm başım çamur oldu ki ben elbisesine özen gösteren biriyim. Sordum; 10 yıldır böyleymiş, bir 10 yıl daha böyle kalırmış :) Yandık!..
Neyse ki burda yağmurdan sonra çok güzel kokuyor aynı toprak...

25-26 Eylül: Mevzuat ve bürokrasi işlerini sevmiyorum, hatta hiç sevmiyor, nefret ediyorum... Yakın zamanda bu yüzden bir şeyler yapacağım sanırım.

27 Eylül: Bayram tatili başladı ama hemen gitmeyi düşünmüyorum. Arefe günü evde olsam yeter. Buraya da alışmam gerek nihayetinde.

Eksik olmasın, değerli bir şahıs teknolojiden uzak kalmama göz yumamamış olacak, imdadıma yetişti. Kitaplar için de ona teşekkür borçluyum. Kitabın içinden çıkan çikolataları da unutmamak gerek...

Ve geçen bir hafta boyunca ev sahiplerim, komşularım azami düzeyde ilgili, yardımsever davranmaya devam ediyorlar. Buraya yazmakla yetmez ama beni çocukları nispetinde sahiplendiler, duruma şahit olanlar ise bu duruma "piyango" diyorlar :) Allah bozmasın!

Zaman çok şeye gebe; özellikle de süprizlere!..

21 Eylül 2008

10 Eylül 2008: Atamam gerçekleşti, yeni görev yerimde girişimi yaptım ve resmen meslek hayatıma adım attım.
13-15 Eylül 2008: Tus Sınavı için Ankara'da idim. Dil sınavında harika bir sonuç aldım ama aynı oranda kötü bir bilim sınavının ardından Pazar akşam yola koyulup Pazartesi sabah Gaziantep'e döndüm.
Not: Ankara'da şu yazımda da anlattığım üzere bir ilk yaşadım ve süpriz bir doğum günüm oldu. Bu da hayatımdaki ilk doğum günü pastam:


Pasta ve bu süpriz için tekrar teşekkür ediyorum. Ayrıca oldukça anlamlı kutlama mesajı için yakzan'a tekrar teşekkür ediyorum.

16 Eylül 2008:
Kendime bir ev tuttum, çok yardımsever olan komşularım sayesinde eksiklerim hemen tamamlandı. İftarlar, sahurlar da yine komşularım sayesinde şu ana kadar sorunsuz geçiyor.
Çalışmaya başladım. Küçük, şirin bir sağlık ocağım ve uyumlu bir ekibim var. Allah bozmasın.

Zaman akmaya devam ediyor...

18 Eylül 2008

Bugün doğum günüm...
Önceki gün meslek hayatıma başladım.
Yeni bir yılda, 25.yaş günümde hayatımın en büyük hediyesi olarak 19 yıllık emeğin bir anlamda karşılığı olan memuriyetimi alıyorum. Öyle sürekli hediye alan biri olmasam da bugünde alabileceğim en anlamlı hediye bu olsa gerek.
Şarkıdaki gibi; yeni bir iş, yeni bir hayat...
Bu hediyeyi bana veren, muvaffak edene sonsuz şükürler olsun!

Tus için gittiğim Ankara'da yaklaşık sanal alemdeki 2 yıldan sonra birebir görüşme şansı bulduğum ve bir o kadar da geç kaldığımı anladığım simarigim, blut ve yakzan' a da ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Farkında olmadan bana hayatımda bir ilk yaşattılar, 25.yaşımda ilk doğum günü pastamı üfledim :) Ben de farkında değildim ama ilk oldu bu benim için. Dedim ya öyle pek alışkın değilim kutlamalara...
Pastanın resmini de koymak isterdim ama yeni işyerimde bilgisayarıma henüz kavuşamadım. İlk fırsatta onları da ekleyeceğim inşallah.

Yeni iş yerime ve ilk memuriyetime alışmama az kaldı, yakın bir zamanda gelişmeleri ve durumu bildireceğim.
Yanımda olan ve bir şekilde desteğini esirgemeyen herkese teşekkür ediyorum.
Birlikte nice senelere!..

14 Eylül 2008

Artvin’in ismi üç bin senelik tarihi boyunca çeşitli defalar değişmiştir. Artvin ismi, bu şehri kuran Türk İskit Beyinin adından gelmektedir. Osmanlı Devleti zamanında Liva olan şehir, 1923’te Rize’ye bağlı ilçe, 1936'da Çoruh ismiyle il ve 1956’da ilin adı Artvin olmuştur.

13 Eylül 2008

Antalya ismi, kentin kurucusu olan Pergamon Kralı II.Attalos'dan gelmektedir.Eski çağlarda Attaleia olarak bilinen şehir Türkçe çoğu eser de dahil olmak üzere doğulu kaynaklarda Adalya olarak, batı kaynaklarda ise Adalia ve bazen de Satalia, 20. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren de "Antalya" olarak adlandırılmıştır.

12 Eylül 2008

Ankara’nın kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte yapılan araştırmalar, bölgedeki yerleşmelerin insanlık tarihi kadar eski olduğunu, bölgenin birçok medeniyete beşiklik ettiğini ortaya koymaktadır. Belgelere dayanmamakla birlikte ilk adının Galatlar tarafından `Ankyra (Ancyra)` olarak verildiği ve zamanımıza kadar `Angora`, `Engürü` ve `Ankara` şeklinde değişime uğradığı tahmin edilmektedir.

11 Eylül 2008

Atama sonuçlarımızın açıklandığını ve iyi bir yer geldiğini şu yazımda anlatmıştım. O günden beri sıkıntıdan patlayan ve göreve başlayabilmek için gün sayarken dün akşam itibariyle beklenen tebligat yayınlandı. Bu bir anlamda "yollara düşme vakti" demek oluyordu.
Nitekim bugün de öyle oldu; Adıyaman yollarında çelebi misali gittim geldim :)
Siz bu yazıyı okurken ben yine Adıyaman-Gaziantep arasında mekik dokuyacak, akşam ise Ankara yollarına düşeceğim.
Pazartesiye kadar da bu böyle sürüp gidecek, şimdilik durum bundan ibaret.
Bu arada; kayıt işlemleri tamam, artık resmen memurum! :)
Gelişmelerle karşınızda olacağım...

10 Eylül 2008

Eskiçağda bir çok Anadolu şehrinin kurucu (ktistes) tanrısı veya kahramanının olduğu bilinmektedir. Bu mitolojik kuruluş Amasya için de geçerlidir.

Roma İmparatoru Septimius Severus (M.S. 193-211) dönemine ait bir Amasya sikkesi üzerinde yer alan ERMHC KTICAC THN POLIN yazıtından hareketle Hermes’in Amasya kentinin kurucu tanrısı olduğu kabul edilmektedir.

Bu kısa açıklamadan sonra Amasya adının tarihçesine gelecek olursak;

Hitit belgelerine göre Amasya’nın bilinen ilk adının Hakmiş [Khakm(p)is] olduğu sanılmaktadır. Bu isimin Perslerin Amasya’yı fethine kadar devam ettiği değerlendirilmektedir.

Amasya’nın Mitridates Krallığı Dönemi'ndeki adı “Amasseia” dır. Özellikle M. Ö. II. yüzyıldan itibaren darp edilen Amasya şehir sikkelerinde AMASSEİA ibaresi açıkça görülmektedir. Zaten coğrafyacı Strabon’da Amasya için Amaseia sözcüğünü kullanmaktadır.

Amaseia sözcüğü, “Ana” anlamına gelen ve özellikle “Ana Tanrıça” yı kasteden ‘Ama’ ve onun çeşitlemesi olan ‘Mâ’ ibaresi ile bağlantılıdır. Bundan hareketle denilebilir ki Amaseia “Ana Tanrıça Mâ’nın şehri” anlamına gelmektedir.

Ana Tanrıça Mâ, Perslerin Anadolu’yu fethinden sonra tapımı yaygınlaşan doğu kökenli bir tanrıçadır. Aynı zamanda bu tanrıça Mitridates ve Kapadokya’nın yerel tanrıçasıdır. Amaseia sözcüğü de Persler zamanındaki asıl söyleniş şeklinin Hellen ağzına uydurulmuş biçimidir.

Roma döneminde Amaseia adı fazla bir değişikliğe uğramadan AMACIAC (Amasia) olarak kullanılmıştır. Örneğin, İmparator Septımıus Severus, Caracalla ve Severus Alexander döneminde darp edilmiş Amasya şehir sikkelerinde AMACIAC adını görmekteyiz.

Bizans Devri'nde de Amasia adının değişmeden devam ettiği bilinmektedir.

Amasya’nın adı Danişmendliler zamanında ise bazen Amasiyye, bazen de Şehr-i Haraşna olarak anılmıştır.

Selçuklu, İlhanlı, Beylikler ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde de Amasya adı herhangi bir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiştir.

(Alıntı)

07 Eylül 2008

Daha önce şu yazıda Gaziantep Şivesiyle mahkemede geçen bir konuşma yayınlamıştık. Şimdi de yine şivemizle pazarda geçen bir konuşma:





Bir başkadır benim memleketim! :)

03 Eylül 2008


...
senden sonra sana yazdığım şiirlerden
haberin bile yok
ve yağmur yüzüme vuruyor
ve soğuk.
...

ve bilmeni istemiyorum hâlâ
sana şiirler yazdığımı
ve bilmeni istemiyorum bütün bunları
çünkü her şey böyleyken güzel
en dokunulmamış,en yaşanmamış
ve en tadılmamış haliyle.
bir sahilde el ele dolaşılmamış
ve bir kafede çay içilmemiş haliyle
her şey
böyleyken güzel belki de

(Şiir: Uğur Arslan)
(Fotoğraf: İstanbul'da kaldığım evde bir tablodan çektiğim bir fotoğraf)
Ve Google amca herşeye olduğu gibi web tarayıcısı işine de el attı:
Meşhur arama motorumuz, "hiçbir işten kalmamalıyım" dercesine Google Chrome adını verdiği tarayıcının Beta (deneme) versiyonunu kullanıma sundu!


Tabi Google'dan geri kalmayan ben hemen bilgisayarıma indirip denemeye başladım. Oldukça hızlı, kullanışlı ve en önemlisi sade
Bugün kullanmaya başladım, eğer daha da geliştirilirse -ki Google bunu yapar- eminim Firefox gibi başarılı olacaktır, merakla bekliyoruz...
Siz de indirmek ve incelemek isterseniz;
http://www.google.com/chrome
İncelemenizi öneririm!

01 Eylül 2008



Hazreti Aişe’ye (radiyallahü anhâ) buyurdu ki;
-“Cennetin kapısını çalmaya devam et.”
Hazreti Aişe (radiyallahü anhâ);
-“Ne ile?” sordu.
Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve selem);
-“Acıkmakla.” Buyurdu.
Ve yine Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve selem) buyurdu;
-“Oruç kalkandır.” H.Savm.
Ve yine Resulüllah (sallallahu aleyhi ve selem) buyurdu;
-“İbadetin kapısı oruçtur.

29 Ağustos 2008

Dünkü yazımda bugün atama tercihlerimizin sonuçlarının belli olacağını yazmış, kurbanlık koyun misali beklediğimi söylemiştim.Bu sabah 10:00'da açıklanması beklenen 21. DÖNEM DEVLET HİZMET YÜKÜMLÜLÜĞÜ ATAMA sonuçları 18:00 sularında yayınlandı.
Hayırlı olanın gelmesini diledik hep, bu umutla beklerken 2.tercihim geldi. (Adıyaman) Yakın ve bildiğim bir yer. Sevindim; gönlüme göre olan bu yer inşallah hakkımda da hayırlı olur.

Dua eden, etmeyen, herkese teşekkürler :)

28 Ağustos 2008

2 aydır beklediğim 21.Dönem Devlet Hizmet Yükümlülüğü yani Atamalarımız için geçen Cuma tercihleri yaptık, yolladık. 1 haftadır "acaba ne olacak?" diye yoğun bir stres altına girdim. Benim tabirimle kurbanlık koyun gibi bekliyorum.Sahiden belirsizlik çok kötü bir şey.


Yarın yani 29 Ağustos Cuma günü sabah 10:00 sularında açıklanacak, öncelikle "hayırlısı neyse o olsun" diyorum ve merakla bekliyorum, bana dua edin... :)

25 Ağustos 2008

Bazen kaptırıyorum, arabesk oluyorum. :) Müziklerimin içinden özenle seçilmiş birkaçını belirliyor ve çevirip çevirip dinliyorum. İşte bu da yıllardır eskimeyen ve eskimeyecek şarkılardan... Kaç bin kez dinledim bilmiyorum... Kederli bir anıma denk geldi. Sizlere de dinletmeye karar verdim.
Kaptırmak isteyenleri buraya alayım. Yürütme (Play) düğmesine tıklayalım, hep beraber dinleyelim...
Eskimeyenlere ve eskimeyeceklere!..



Not: Şarkının yaratacağı etkiden şahsım ve sitem sorumlu değildir. Kelin ilacı olsa... :)
4 yıllık Üniversite mezunlarının polis olabilmelerine olanak tanıyan POMEM için başvurular 15 Ağustos'ta sona ermişti ve 25 Ağustos'ta değerlendirme yerleri açıklanacaktı ve bugün itibariyle EGM sitesinde açıklandı.

Başvuru yapan adaylar şu adresten T.C. Kimlik numaraları ile sınav giriş tarihlerini ve yerlerini öğrenebilirler.
Detaylı bilgi için; http://www.egm.gov.tr/egitim/ adresine de bakılabilir.

24 Ağustos 2008

Gaziantepli'yim, haliyle memleketimin takımı olan Gaziantepspor'u destekliyorum, aynı zamanda dört büyüklerden biri olan Fenerbahçe taraftarıyım.
Diyeceksiniz ki hangisi? Tabi ki önce memleketim. 23 Ağustos Cumartesi akşamı Gaziantepspor-Fenerbahçe karşılaşması oldu. Bu karşılaşma her zaman benim için ikilem olmuştur ama güzel olan yanı kim gol atsa, kim yense seviniyor olmamdır. İkisi de benim sonuçta.
Bu akşamki maç hakkında birkaç şey eklemek istiyorum;
1- Aylardır ben ve benim gibi birçok insan Gaziantepspor'u desteklemek ve maçı tribünden izlemek için bu maçı bekliyordu. Uzun zamandır şehir dışında olmam da bu isteğimi daha da körüklemişti. Lakin normalde zaten taraftar sıkıntısı çeken Gaziantepspor'un bugünkü maçta fahiş bilet fiyatları koyması nedeniyle büyük çoğunluğumuz havamızı aldık. Yöneticiler Gaziantep'in sanayi şehri, insanlarının da dar gelirli insanlar olduğunu hiç bilmiyorlar sanırım... Epey rahmetle andık, bunu da bilsinler.


 2- Gaziantepspor her sene baklava kebap deplasmanı gözüyle bakılır olmuştu. Bugün gerçekten buna inat bir takım vardı, hırs ve inanmışlık nelere kadirmiş, onu da gördük. Aslan gibi oynadılar, farkı da kaçırdılar, Fenerbahçe şükretsin. Tabata başta olmak üzere tüm oyuncular üstün performans sergilediler, hepsini takdir ettim. Yalnız bizim memleketin takımının klasiğidir, Fener'e genelde böyle oynar ama diğer takımlara süt dökmüş kediye döner, bu maçtaki performansı ve azmi her maçta beklerük, bunu da bilsinler.


3- Gelelim Fenerbahçe'me; Yeni sistem, yeni hoca ve yeni transferle bu sene işimiz zor gibi görünüyor. Konuşmak için henüz erken olsa da "perşembenin gelişi çarşambadan belli olur" sözünü hatırlıyorum.Aurelio'ya birkaç kuruş fazla vermeyip elden kaçıranlar bugün yapılan hatanın bedelini çok iyi anlıyorlardır, yıldız transferi değil yerinde transeri yeğlerdik ama bakalım, sezon içinde umarım yanılırız da her şey güzel olur... Yoksa Galatasaray bu defa bizi şansıyla değil bileğinin hakkıyla geçer...
Ah Fenerbahçe'm ah, bir senden çekiyorum bir de ...
Bugüne dair son şey; Gaziantepspor'dan Fenerbahçe'ye "Yıldızlar da Kayar" şarkısını armağan ediyorum... Akıllansınlar, hayal kırıklığı yaşatmasınlar diye...

21 Ağustos 2008

Fenerbahçe'mizin yeni transferlerinden Emre Belözoğlu yeni takımında hedefleriyle birlikte internet sitesini de yenilemiş. Şöyle diyor:


Yeni hedefler ve yeni bir site...

Kısa bir süre önce yeni bir hayat başladı benim için. Kariyerime çok büyük bir camiada devam etmenin önemini çok iyi biliyorum. Fenerbahçe Camiasına şampiyonluklar yaşatarak, en iyi hizmeti vermek istiyorum.

Kadrodaki birçok arkadaşım ile daha önceden de Milli takım ve özel sohbetlerden tanışıklığım olduğu için uyum sorunu yaşamadım. Herkes çok profesyonel. Samandıra personeli de bir o kadar sıcakkanlı karşıladılar beni. Bu nedenle buraya gelmekle doğru kararı verdiğime inanıyorum.

Yeni sezonda benden beklenenlere en iyi şekilde cevap verebilmek için, kendimi fiziki olarak ve moral açısından çok iyi hazırlamaya çalışıyorum. İlk defa MTK Budapeşte maçında Fenerbahçe taraftarı ile buluştuğumda, sahaya adımımı attığım anda  hissettiğim duyguları tarif etmem mümkün değil. Bana güvenenleri, başta Başkanım olmak üzere mahçup etmemek için elimden gelenin en iyisini yapacağım. Fenerbahçe taraftarının kısa sürede sevgisini ve saygısını kazanacağımdan kuşku duymuyorum.

Önümüzde 3 uzun yol var. Türkiye Kupası, Turkcell Süper Lig ve UEFA Şampiyonlar Ligi. Üç uzun yolda, kaliteli kadromuzla isteğimizi, göze hoş gelen futbolumuzu ve savaşçı ruhumuzu sahaya yansıttığımız sürece, hedeflerimize ulaşmamız için önümüzde bir engel göremiyorum. Geçen sene ulaşılan ve Avrupa futbolunda önemli basamaklar sıçratan Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Final oynama başarısını bir kademe daha arttırmanın, hatta sonuna kadar götürmenin takım olarak ana hedefimiz olduğuna inanıyorum.

Yeni sezona büyük hedeflerle ve yeni bir site ile giriyorum. Bu site aracılığı ile kişisel haberlerim ve kulubümle ilgili güncel haberlere ulaşabileceksiniz.

Gaziantepspor maçı ile lig maratonumuz başlıyor. Zor bir deplasman, ancak gücümüzü sahaya yansıtarak kazanıp, taraftarlarımıza güzel bir galibiyet armağan etmek istiyoruz.

Kısa süre sonra yeniden görüşmek üzere.

Emre Belözoğlu

Emre'yi Fenerbahçe taraftarı çok seviyor, bağrına basıyor. Bu sevgiye en güzel şekilde karşılık vereceğini biliyor ve takımımızda büyük başarılara imza atacağına inanıyoruz. Kendisine hayırlı uğurlu olsun.
Sitesine gitmek için >> #EmreBelozoglu5.com
Resim: Fenerbahce.org

20 Ağustos 2008

Usain Bolt : Bu adam gerçekten rüzgar gibi. Jamaika'lı, 1.96 cm boyundaki bu canavar rakiplerinin 45 adımda koştuğu 100 metreyi 38 adımla koşarak, rekoru 9.69 saniye ile güle oynaya, rakipleriyle dalga geçerek koşarken benim gibileri de kendisine hayran bırakmıştı. Hele son 10 metrede dalga geçtiği bölümü asla unutmayacağım. Road Runner adlı çizgi kahramanın Coyote ile eğlendiği kovalamacalar aklıma geldi. :) Çok da sevecen bir atlet. Tuttum bu adamı!

Bugün de 200 Metre'de Michael Johnson'un kırılmaz denen rekorunu 19.30 ile kırarak o an insanüstü tepkiler vermeme neden oldu! (Vay anasını!, Yuh!, Yeriii! vs.) Nefesimi tutarak izledim bu koşuyu.Bir kere daha hayran oldum. Benim gönlümdeki yeri bir yana da tarihin sayılı atletlerinden biri olmayı zaten başardı.
Biz 5000 yıllık mazisi olan bir millet olarak tek altın madalyayla yetinirken eloğlu rekora rekor demiyor, dalgasını geçiyor...
Bu 100 Metredeki şovu:


 

Bu da 200 metre koşusu:


Bu görüntüleri izlerken aklıma Mustafa Yıldızdoğan'ın "Elde Ne Ceylanlar Varmış" şarkısı geliyor :) Neyse ki bu hız canavarı kapkaççı ya da bakkal çırağı olmamış...

19 Ağustos 2008

Atasagun kimdir başlıklı yazımda araba tutkunu olduğumu ve bu tutkunun henüz Doğan, Şahinlerden öteye gidemediğini yazmıştım. 
Olacak olur ya; geçenlerde İstanbul dönüşünde Ford Focus kullanınca hülyalara dalıp, bir hata edip,  hayallerimi değiştirmek gafletine düştüm :) Sahiden de galaksi değiştirmek gibi bir fark var ikisi arasında. Ama neyine gerek senin; bir araba ufacık bir bakıma 1200 YTL ister mi? Hayır, isterse de senin ne işin var onunla? :) Yaktığı acayip benzin de cabası...
Hemen kürkçü dükkanı misali bir u dönüşüyle hem yakıtı, hem kendisi, hem parçası ucuz olan Doğan'ıma geri döndüm. Ucuz araba olunca hayali de ucuz ve kolay oluyor.
Ah benim güzel arabam!.. Hayal de olsa sen şirinsin..

17 Ağustos 2008

Bilindiği üzere 29. Yaz Olimpiyatları Çin'de son hızıyla devam ediyor. Ülke olarak son sıralarda yer aldığımız bu olimpiyatlarda bir isim var ki tek başına bile birçok ülkeden fazla altın madalya ve rekora sahip olma özelliği taşıyor. Bu kişi, Amerikalı Michael Pelps.

Benim ülkem olimpiyattaki spor dallarının %60'ına hiç katılmazken, katıldıklarında da şu an itibariyle 40.sırada seyrederken bu adam katıldığı 8 yarışta da altın madalya alıyor. Yani tek başına belki birkaç tane Türkiye ediyor...(Maalesef) Tabi bizim başarısızlığımız bir yana 23 yaşındaki bu sporcu takdiri tabiki hakediyor.

 Başladığı günden beri takip ettiğim olimpiyatlarda gözüm hep ona takılıyordu. Michael Pelps daha önce 1972 Münih olimpiyatlarında 7 altın madalya alan ABD'li yüzücü Mark Spitz'in rekorunu kırmak istediğini söylemişti. Söylediğini de yaptı ve bu olimpiyatta 8 altın madalya ile bu rekoru kırdı, aynı zamanda olimpiyatlarda toplam 14 altın madalya kazanarak en çok madalya kazanan erkek sporcu unvanını ele geçirdi. Bir sunucunun deyimiyle suda yüzmeyen, tabir yerindeyse "suda koşan" bu adam gerçekten bu rekora inanmış ve azmetmiş biri olarak takdiri haketti.

Bizim ülkemiz de umarım spora ve sporcuya gereken değeri verir de bizler de bir zaman geldiğinde başkalarını değil de kendi sporcularımızı överiz, hayran kalırız...

16 Ağustos 2008

Sanko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Abdulkadir Konukoğlu "Fabrikayı kapatıp 27 milyon $ tazminat ödedim" demiş.

"Ekonomi iyi yolda" diyenler,"milli gelir arttı" diyenler, "enflasyon düştü" diyenler, toz pembe tablolar çizenler; Gaziantep'in gururu, hem iş hem de sosyal yaşamda abide bir şahsiyet olan Abdulkadir Konukoğlu gibi bir şahsiyet bile isyan eder hale gelmişse bu sese kulak vermeli, kafalarını kumdan çıkarmalı ve körü körüne konuşmaları bırakıp, olumsuzlukları, aksaklıkları kabullenmeli, vakit çok geç olmadan samimi birşeyler yapmaya başlamalı.
Yoksa yazık olacak bu memlekete, çok yazık!..
Sonrasını düşünmek bile istemiyorum.

#Haberi okuyun
Chelsea'da futbol oynarken kokain kullandığı tespit edilen ünlü futbolcu Adrian Mutu'ya FİFA tarafından 13.680.000 Pound ceza kesilmiş! (İyi para be!)

Madde kullandığı tespit edildiğinde sözleşmesi de feshedilmişti. Mutu şimdi futboldan olduğuna mı yansın, alamadığı paralara mı yoksa ödeyeceği servete mi?..
Yandı gülüm keten helva! :)

15 Ağustos 2008

"Salla başı, al maaşı"
"Devlete bir kapak at, sonra hayatın kurtulur!"

Maalesef güzel ülkem, cennet vatanım Türkiye'de memuriyet zihniyetinin bundan ibaret olduğunu (istisnaları tenzih ederek) tam 1 haftadır yaşayarak öğreniyorum, idrak ediyorum.

Önceleri bu sözü duyduğumda bir nebze de olsa hak vermekle birlikte, görmediğim için benimsemezdim. Lakin bir süredir evraklarım ve başka türlü işlemler için kamu kurumlarına yolum düşünce -"musibet en iyi hocadır" sözünü ispatlarcasına- inandım.

Ne yazık, memuriyet denen şey meşhur deyimle "yan gelip yatma yeri" olmuş. Tayyip Erdoğan bu deyimi yanlış yere kullanmış ama... O konuya girmeyelim şimdi.
"Memur olduk, kadroyu da aldık" dedikten sonra artık işlerini yapmak ve çalışmak için herhangi bir sebep göremiyorlar sanırım. Yatsa da çalışsa da maaşını alan bir takım memur bu dakikadan sonra "geleni azarlamak, işleri aksatmak hatta savsaklamak, işleri de karınca hızıyla yapmak" gibi adetler ediniyorlar. İtiraz edenlere sataşmak, saldırmak da cabası...

Onlarca kuruma gittim bu süre içinde ama maalesef çoğunda aynı manzara... Ülkemizin neden hakettiği yerin çook aşağılarında olduğunu şimdi çok daha iyi anlayabiliyorum. Sen kalkar da vasıfsız, karaktersiz adamları alır kalem başına geçirirsen, o görevi layıkıyla icra edebilecek pırlanta gibi insanları da inşaatlarda, iş bulma kurumlarında, sınav salonlarında heba edersen bu elbette kaçınılmaz olur!

Neylersin; "ayaklar baş oluyor..." ve Birileri başını sallarken birileri de başını duvarlara vuruyor işte...

Not: Yazımın başında da söylediğim gibi; işini layıkıyla yapan, küçük de olsa o istisnai memur grubunu tenzih ediyorum.

14 Ağustos 2008

Adliyeye düşen Antepli ve onu savunan avukatın, adliyede verdikleri güzel savunma anlatılıyor. Mahkemeden ve bu davayla uğraşmaktan usanan avukat, "hırsızın tek kolu bu suçu işlemiştir, diğer uzuvları suçsuzdur" diyor, Hakim de tek koluna ceza veriyor, gel gör ki hırsızın tek kolunun takma olduğunu bilmiyor...

Memleketim, herşeyim Gaziantep'in o güzel şivesiyle pratik zekasını dinleyelim:




(Bu arada konuşmada geçen cor: muhabbet, söz , taga: cam, pencere anlamına geliyor.)
Gelin Ayşe'nin isteği üzerine:

Karaman kentinin ilk kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber yapılan arkeolojik kazılar neticesinde, önemli bir yerleşim bölgesi, ticaret ve kültür merkezi olduğuna dair belgeler bulunmuştur.
Karaman ve çevresinin M.Ö.8000 yıllarında yerleşik iskana sahip olduğu ortaya konulmuştur. İl, Hititler zamanında bir askeri ve ticaret merkezi olmuş daha sonra Firigya ve Lidya'lıların egemenliğine geçmiş, M.Ö.322 de Yunan Kralı Perdikkos ve Filippos'un işgaline ve talanına uğramıştır.

Şehir Klasik dönemlerde LARENDE olarak bilinir. 1256'da Karamanoğulları devletinin başkenti olan Larende, Cumhuriyetin ilanından sonra Konya iline bağlı olarak KARAMAN adını almıştır.

Kaynak
Dün gece süpriz bir şekilde Partizan takımı ile 2-2 berabere kalan Fenerbahçe'mizin maçının golleri. Maçı izleyemedim, golleri bulabilmek için saatlerce bekledim... Bulmuşken sizler de izleyin. Rövanş maçında şimdiden başarılar diliyorum.


Bir arkadaşımın isteğiyle yayınlama başladığım şehir isimlerini tekrar sırayla paylaşmaya devam ediyorum:

Ağrı Adı Nereden Geliyor?

Osmanlı döneminde Şorbulak olarak anılan ilin adı, Ermeniler zamanında Karakilise olarak değiştirilmiştir. Kazım Karabekir Paşa zamanında Karakilise ismi değiştirilerek Karaköse diye adlandırılmıştır. Nuh Tufanı ile ilgisinden dolayı Tevrat’ta adı geçen Ararat Dağı ve ülkesinin, Ağrı ve çevresinin olduğu sanılması dolayısıyla Ağrı’ya batılılar tarafından Ararat da denilmektedir. 1834 yılında bucak, 1869 yılında ilçe olan Ağrı, 1927 yılında il merkezi olmuştur. 5165m. yüksekliğiyle Türkiye’nin en büyük dağı olan Ağrı Dağı’ndan dolayı da AĞRI adını almıştır.

(Bilgi alıntıdır)

13 Ağustos 2008

Tıp öğrencileri, doktorlar ve sağlıkla uğraşan birçok kesimin çok işine yarayan Farmalist programının 2008 sürümü.



Oldukça başarılı!

#İndirme adresi

Rar şifresi; maniacturk

(Adres alıntıdır)

12 Ağustos 2008

Gürcistan: Dünya Olimpiyatlarla meşgulken herhangi bir şekilde kamuoyu desteği bile alamayacağı bir süreçte ne boyuna baktı, ne de gücüne. Velhasıl "kahraman" olmaya kalktı. Haklıysa bile - ki bu tartışılır- sivilleri vurarak, Osetya da yaşayanları öldürerek, evlerinden barkından ederek bütün haklılığını yitirdi. Üstüne bir de kuvvetleri darmadağın edildi, şehirleri vuruldu, hesapları tutmadı ve karizmayı fena halde çizdirdi. Yani deyim yerindeyse "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan da oldu."

Güney Osetya: Tek tarafl bir bağımsızlık ilanıyla başına gelmedik kalmadı. Yine can ve mal kayıpları yaşadı. Geriye yanmış-yıkılmış yerleşim yerleri, kayıplar ve yersiz-yurtsuz insanlar kaldı... Bir de Rusya için savaş bahanesi...


Rusya: Her daim Gürcistan'la ve hatta kendisiyle bile sorunları olan, egemenliği altındaki insanlara ettiği zulümleri unutan bir Rusya Osetya'yı korumak ve onlara yardımcı olmak bahanesiyle asıl derdi olan Gürcistan'a saldırdı. Hatta öyle bir bahane oldu ki Osetya'yı taşıp Gürcistan şehirlerini, havaalanlarını bile vurdu.. Tabi yerindeyse Gürcistan Rusya'nın uzun zamandır aradığı bahaneyi kendi eliyle Ruslar'a verdi. ( Bu tür bahaneleri ABD' Irak'ta, Afganistan'da, Çin; Sincan bölgesinde ve bunun gibi büyükbaşlar hep küçüklerin olduğu yerlerde buluyor.) Ruslar da hem Gürcistan'a gereken dersi verdi hem de Dünya çapında diğer rakiplerine bir gözdağı vermiş oldu. "Ben de varım" demeyi başardı.

İşte savaş böyle birşey; birilerinin menfaatleri, hesapları ve bunlar uğruna göz kırpmaksızın feda edilen yaşamlar, belki de herşeyden bihaber yaşayan insanlar ve onların sahip oldukları...

İşte savaş böyle bir "sanat"...
Her memleketin kendine has şivesi var, deyişleri var... Biricik memleketim Gaziantep'in de dışardan bakıldığında oldukça farklı görünen bu şivesiyle Jazz Müzik yapılırsa ne mi olur? :)
Dinleyip görün;









Bilgisayarınıza ya da telefonunuza indirmek isterseniz #şuraya buyrun.

10 Ağustos 2008

Blogcu'ya uyarladığım şablonlara bir süredir yenisini ekleyemiyordum. Bugün bir fırsat oldu ve sevdiklerimden bir tanesini uyarlayabildim.
Temelde yeşil renk ve tonlarından oluşan, doğa temalı bir şablon. Oldukça da sevdim. İncelemek ve indirmek isteyenler için ekran görüntüsü:



Aşağıdaki adrese tıklayarak şablon kodlarını kaydedebilir, blogunuza ekleyebilirsiniz.
#indirme adresi

Beğeneceğinizi umuyorum.

GÖKYÜZÜ
Originally uploaded by Fe@S

...
Mavi, maviydi gökyüzü
Bulutlar beyaz, beyazdı
Boşluğu ve üzüntüsü
İçinde ne garip yazdı...

Garip, güzel, sonra mahzun
Işıkla yağmur beraber,
Bir türkü ki gamlı, uzun,
Ve sen gülünce açan güller,
...
(Foto: İstanbul semalarından objektifime takılan bir an)
(Şiir alıntıdır)

(Fotoğrafın büyük hali için üzerine tıklayın)

Sevilen dizi Kurtlar Vadisi'nin çok sevilen ve bir o kadar eleştirilen karakteri Polat Alemdar (Necati Şaşmaz) dizi de bakışlar, giyim-kuşam derken almış başını gidiyor...
Geçenlerde nette dolaşırken Necati Şaşmaz'ın eski bir fotoğrafına denk geldim. Ekrandaki haliyle kıyasladığımda gülmekten karnıma ağrılar girdi. Buyrun Polat Abi'mizin karizmayla mücadelesinde yediği golü görün :)

Görün işte; Para ve zaman neleri, nasıl değiştiriyor...
Şehirler, çoğunlukla bulundukları coğrafyanın ayrıcalıklı yerlerinde kurulmuşlardır. Bu ayrıcalıklarını bazen tarihten bazen de konumlarından alırlar. Afyon ili çok eski bir yerleşim yeri olarak ismini Helenistik dönemden beri ekilen afyon(haşhaş) bitkisinin Latince ismi olan “Opion” ve eteğinde kurulduğu kalesinden almıştır.Hitit, Frig, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiye'sinde önemini koruyan bu ilin ismi son yıllarda Afyon olarak anılır olmuştu. Dünya'da ülkeler ve şehirler, kendi adları üzerine tarih yaratmaya çalışırken, baştan beri tarih olan “Karahisar'ın”, ilin adından çıkartılmasını anlamak oldukça güçtü.

Yapılan araştırmalarda bu “karahisar” sözcüğünün kaldırıldığına dair herhangi bir yasal düzenlemeye rastlanılmamış; ancak değişik tarihlerde yeni ilçe kurulmasıyla ilgili olarak çıkartılan çeşitli kanunlarda ilin adı “Afyon” olarak yer almıştır. Afyonkarahisar ismini değiştiren özel bir yasa olmamasına rağmen, karahisar” sözcüğü” ilimizin isminden zımnen kaldırılmıştır.

Atatürk'ün Afyonkarahisar'a yaptığı sayısız ziyaretlerinden birinde, Büyük Zaferi en iyi yansıtan anıt dediği ‘Büyük Utku Anıtı' ile bütünleşen Karahisar Kalesi'nin Afyon isminden ayrılış öyküsü halk tarafından bilinmemekle beraber, ilimiz halk tarafından “Karahisar” olarak anılmaya da devam etmekte idi.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Afyonkarahisar olarak bilinen İlimizin, Sahipoğulları Beyliği döneminde ki adı da Karahisar-ı Sahiptir.

Atatürk Araştırma Merkezi tarafından bastırılan “Nutuk' un 34 ayrı yerinde “Afyonkarahisar” sözcüğü bizzat Atatürk tarafından söylenmiştir.
Yine Büyük Atatürk bir açıklamasında, "AFYONKARAHİSAR son büyük zaferin kilidi oldu, esası oldu. Afyonkarahisar'ın, tarihi savaşımızda unutulmaz parlak bir sayfası vardır." Diyerek bu ilin tarihi önemine vurgu yapmıştır.

Afyon iline atandığım sırada bir gazeteci/yazar dostum bana, Vali bey, Afyonkarahisar ismi neden ve ne zaman değişti, bu konuda bir inceleme yaptırmayı düşünür müsünüz demişti. Bunun üzerine konuyu araştırdım; ama tam ve açıklayıcı bir yanıt bulmadım. Yaptığım araştırma sonunda, “Afyonkarahisar” kaldırıldığına dair herhangi bir yasal düzenleme olmadığı bilgisine ulaştım. Yukarıda da değinildiği üzere çeşitli vesilelerle çıkan yasalarda “Afyonkarahisar” yerine “Afyon” sözcüğü kullanılmıştı.

Cumhuriyetimizin 80 yılında, Türkiye Cumhuriyetinin çatısının çatıldığı ve Anadolu'nun kilidi konumunda bulunan İlimizin ismini tekrar Afyonkarahisar olarak ortak değişmesi için bazı girişimler başlatıldı. Bu konuda İlimiz milletvekillerinin desteği sağlandı. İlimizin adının tekrar Afyonkarahisar olması için bir yasa tasarısı taslağı hazırlanarak bu çalışma, millet vekillerimizle paylaşıldı. Millet vekillerimizce 26.08 2003 tarihini izleyen günlerde, TBMM nezdinde başlatılan isim değişikliği çabaları, ortak çabaları ve izlemeleri sayesinde 6 Ocak 2005 tarihinde 5285 Sayılı Yasa ile sonuçlandı.

Aslında, “Afyon İli'nin” adının, kültürel ve tarihsel olarak yer aldığı coğrafya ile özdeşmiş bulunan “Afyonkarahisar” ismiyle değiştirilmesinin zamanı çoktan gelmişti. Bize düşen görev, konuyu halkın gündemi haline getirmekti. Bu da kısa sürede sağlandı.

Nitelikli haşhaş bitkisinin mor rengi ile “Karahisar Kalesinin mora yakın koyu renginin özdeşleştiği İlimizin adının; Afyonkarahisar olmasından daha doğal ne olabilir ki.

Kurtuluş savaşımızda çok önemli bir yeri olan ve Afyonkarahisar Vilayetinin geçen zaman içerisinde Afyon İline dönüşmesi ne kadar doğru olmuştur bilinmez; ama Büyük Atatürk'ün Söylevinde defalarca yer alan Afyonkarahisar isminin tekrar alınmasının tarihe olan önemli bir borcun ödenmesi olarak değerlendirilebilir.

Şehirler, tarihleri ve tarih içindeki işlevleri ile bir bütündür. Kurtuluşa giden yolda binlerce insanımızın şehit olduğu Afyonkarahisar ilinin adının Afyon olarak anılmaya devam etmesi halinde, bu ismin yeterince tanımlayıcı ve kapsayıcı olmayacağı açıktı. Ayrıca,zaman içinde özensizlik sonucu meydana gelen bu eksiklik, tarihe karşı hem sorumluk, hem de borçtu. Dolaysıyla TBMM'nce 06.01 2005 günü kabul edilen, “5285 Sayılı Afyon İinin Adının Afyonkarahisar Olarak Değiştirilmesi Hakkında Kanun” tarihi hatayı düzeltmesin yanında, çok önemli bir kültür değerimizi de bizlere yeniden kazandırmıştır.
Yapılan yasal düzenlemeyle ilimizin adının tekrar Afyonkarahisar'a dönüştürülmesi sonunda Türk tarihine ve Afyonkarahisar halkına duyulan saygı bir kez daha yenilenmiştir.

Muzaffer Dilek
Afyon Valisi

09 Ağustos 2008

Temmuz ayında en büyük gündemim ve en büyük heyecanım olan İstanbul gezimden fotoğrafları sonunda toplamayı ve yayınlamayı başardım...Hepsi olmasa da merak eden, ilgilenen herkes buyursun :)
Ayrıca İstanbul gezimden notlar için şu yazılarıma 1,2,3,4,5,6,7 bakabilirsiniz.

Picasa SlideshowPicasa Web AlbumsFullscreen

Yorumlarınızı bekliyorum.

Copyright © atasagun | Powered by Blogger
Design by Duan Zhiyan | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com