ve her kuyuya taş atan bLog...

Beğenilenler

Unordered List

Arşiv

08 Temmuz 2008

Dersaadet... Yani Türkçesi ile "Mutluluk Kapısı".
Gündüzleri karmaşık, kasavetli, geceleri ise renkli, ahenkli bir şehir İstanbul.
İstanbul'un 41 ismi var derler ve Dersaadet de bunlardan birisi. Bence de içlerinde en güzeli.
Bu adı da fazlasıyla hak eden bir şehir. Capcanlı sokakları, insanları, sürekli akan hayatı ile ayrı bir dünya...

3. ve 4. Gün:
Güzel başlayan bir gün, sabah vakti yağmurla serinledi İstanbul. Bir nebze de olsa sokaklar ve ruhlar arındı kirden, rahatladık, ferahladık...
Yine güzel bir kahvaltı, derken nem bastı. Bekledik. Akşam oldu. "Taksim'e gidelim" dedi, evsahibim ve aynı zamanda rehberim... Gerçi kendisi hayatımda çok büyük yere sahip birisi ama medyatik olmayı sevmediği ve özel kalması gerektiği için ismi,cismi, resmi yok. Çıktık yola, Fındıkzade'ye, ordan da taksi-dolmuş ile Taksim'e geçtik. Hani şu habire eylem yapılan, korsan gösteriler, polis-eylemci çarpışmaları, bazen de konserlerle meşhur olan meydan... Lisedeki İngilizce kitabımızda bile "How can I go to Taksim?" diye geçerdi, ta nerelere gittim iki dakikada :) Ah Nostalji...



Meşhur Taksim'i gördükten sonra rehberim "şuradan"devam dediğinde bambaşka bir alemde buldum kendimi; "İstiklal Caddesi"... Bir girdik kalabalığın içine... Çık çıkabilirsen! Her yerden, her türden insanlar... Meşhur olmakta haklıymış :)

İstiklal Caddesi, Çiçek Pasajı, Galatasaray Lisesi derken acıktık, Kokoreç ve Tantuni önerdi evsahibim. Kokoreç'i de yedik, Avrupa Birliği'ne inatla iki tane yedim :) Sonra yine daldık İstiklal'in kollarına.
Hani "alem" diye bir şey var; işte burası da tam öyle bir yer. Tamamen alemciler, keyifçiler için yapılmış. Tıklım tıklım, balık, rakı, alkol (malesef) fazlaca, hatta aşırı derecede! O kadar büyük yer olmasına rağmen adım atacak, oturacak yer yok, herkes dalmış alemlere... Biz de oturduk bir yerde, güzel bir müzik, biraz sohbet derken gece oldu. Başka bir mekanda birkaç tanıdıkla daha sohbet ettikten sonra eve dönmek üzere yollardaydık...
Bugünü ise dinlenerek, bir de Topkapı yollarında yürüyüşle tamamladık.

Velhasıl, her manada "büyük şehir"burası. Eğlenmek, mutlu olmak, neşelenmek için bir sürü imkan, mekan ve sebep var. Buraya bir anda gelip kaybolmak, öğütülmek de var. Hem de bunca güzellik içinde aklını yitirebilecek kadar...

Tadını çıkarmak ama akla mukayyet olmak lazım! :)

8 yorum:

  1. Kokoreç için afiyet olsun diyorum.Şampiyon kokoreçte mi yediniz acaba :)senin şu hallerini öle iyi anlıyorumki 5 yıl önceki hallerim aynen :)aa bak şimdi et yemiyen ben istanbul'un bi kanatçı haydarı var süper bende orada afiyetle yemiştim ama kokoreç yimem :)

    YanıtlaSil
  2. taksim hee bak şimdi canım çekti :)

    YanıtlaSil
  3. "akla mukayyet olmak" işte asıl mesele burda..
    beden İstanbul'da olmuş, Fethiye'de olmuş, bilmem nerde olmuş çok da önemli değil işte :)
    Her anın, her yerin tadı çıkarılabilir, istenince ;)

    YanıtlaSil
  4. fulya; ben ab denen zevata inat her şeyi yerim. Normalde kokoreçi zaten severim.

    forewell; bence git, güzel yermiş.

    buyukguzel; insan nereyi severse o'dur güzel olan...

    YanıtlaSil
  5. aman bende ab mabe tınlamam da et yeme özürlüyüm ondan :)ama yiyene mani olmuyorum tabi

    YanıtlaSil
  6. kesin şampiyon kokoreçtir. ama ben ankaranın çiftliğinde yemeni tavsiye ederim. ben istanbulun kokoreçini sevmedim içine patates kızartması bile koyuyolar :( herşeyin içine koyuyorlar zaten kızartmayı ben sevmiorum. sen gel ben bide çiftlikte yedireyim sana ;)

    YanıtlaSil
  7. Hiçbiriniz bilemediniz; Golden'da yedik, sizin mekanın hemen bitişiği olan yer yani. Gayet de güzeldi, beğendim. :)
    Ankara'ya yol düşerse sizi de göreceğiz, bakarım ne varmış yenecek :)

    YanıtlaSil

Copyright © atasagun | Powered by Blogger
Design by Duan Zhiyan | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com