ve her kuyuya taş atan bLog...

Beğenilenler

Unordered List

Blog Archive

10 Temmuz 2008

Bugün İstanbul'u gezerken şunu farkettim; Kim ne derse desin, ne olursa olsun İstanbul'un içinde ayrı bir tat var ve zaman neyi değiştirirse değiştirsin, İstanbul bu tadı asla kaybetmeyecek. İşte ben bugün o tadı yaşadım, hissettim...
İstanbul gözlerimde nem, İstanbul o peygambere kadem,
Bilir misin dostum İstanbul olur benim, benim şehzadem,
Ya İstanbul beni alır, ya da ben İstanbul'u alırım be diyen,
İstanbul gözlerimde nem, İstanbul o peygambere kadem.
5.Gün:
Sabahtan beri hava çok sıcaktı, nem desen maşallahı var... Çıkmadık dışarı. Akşamüstü gelen misafirler ayakların sürtmüş olacak ki gelen geleneydi. Haliyle evde bir kral sofrası hazırladık. Harika bir saç kavurma, bulgur pilavı (süperdi) ve en az diğerleri kadar güzel buz gibi bir cacık vardı menüde. Tabi yemek lafı geçince tansiyonu düşen, kendini kaybeden ben sofrada gözünü kan bürümüşçesine yiyince yemekten sonra yürümek, bir nebze de olsa sindirmek farz olmuştu.

5 kişi düştük yola ve İstanbul'un eski semtlerinden biri olan, eskiden Rum vatandaşlarımızın yoğun yaşadığı Samatya'ya doğru usul usul yürümeye başladık. Kiliseler, Eski Ermeni Kiliseleri derken... Samatya (sanırım yeni adıyla Koca Mustafa Paşa) bir de yıllar önce yayınlanan, Gaziantepli bir ustayı canlandıran Şener Şen'in yıllar İkinci Bahar dizisinin çekildiği yermiş, görür görmez hatırladım. Eh, memleket söz konusu olunca akan sular duruyor. Bu da o meydandan bir görüntü;


Meydanda bir kaç fotoğraf çektikten sonra yürüyüşe devam ettik ve bir çay bahçesinde biraz vakit geçirelim derken geceyi bulduk. Yine ufak adımlarla evimize doğru dondurmalarımız eşliğinde yola koyulduk.

6.Gün:
Bugün benim için daha bir güzel, daha bir anlamlı oldu:
Sabah erken saatte evsahibim için yarın vereceğimiz mezuniyet yemeği hazırlıklarını tamamlamak için Olivium adlı alışveris merkezinden birkaç şey aldık. Sonra eve geldik. Bu da yolda gelirken çektiğim, İstanbul'un eski surlarından bir fotoğraf. Hareket halindeki arabadan cambazlık yaparak ancak bu kadar çekebildim :)


"Bunda özel olan nedir?" demeyin, oraya şimdi geçiyoruz. :)
Ben bugün kendi başıma çıkıp kaybolmak ve bu sayede hem daha çok gezmek hem de buraları daha iyi öğrenmek niyetindeydim. 1 yıldan fazla süredir görüşmeye çalıştığım, uzun zamandır göremediğim A.Ç isimli arkadaşım (o da ev sahibim gibi medyatik olmayı sevmiyor) da İstanbul'a gelmiş. Taksim'de buluştuk ve kaybolmak üzere kendimizi yollara vurduk. Ben onun yolları bildiğini sanıyordum ama o da uzun zamandır gelmeyince yolları unutuvermiş sağolsun. Aslında işime geldi bu, hem daha çok gezdik hem de daha eğlenceli oluverdi.
Taksim'den Beşiktaş'a doğru uzandık. Bu arada İnönü Stadyumu'nu da gördüm, fotoğrafını çektim ama Fenerbahçeli olunca insan, olmuyor işte :)

Bir an kendimi Dolmabahçe Sarayı'nın önünde buluverdim. İçeri girmek istediysem de mesai saati bitmiş Saat Kulesi ve girişte birkaç fotoğraf, çay bahçesi turu ile orayı noktalamak zorunda kaldık. Yalnız ben bu tarihi mekanlardaki kapılar ve üzerindeki tuğralı kısımlara bayıldım. Bakınız:



Dolmabahçe'nin azametiyle şuurumu kaybeden ben A.Ç'nin dürtmeleri sonucu yola devam ettim. Adalar'a gitmek istedik oradan ama kaybolmuş olduğumuzdan olsa gerek oradan Adalar'a gidilmiyormuş, hevesimiz kursağımızda kaldı. Ama bu bizi yıldırmadı, gişedeki adamı ikna etmeye çalışma çabaları da boşa çıkınca Ortaköy'e yöneldik. Harika bir yolda, harika bir yürüyüşle Ortaköy'e, hani şu Kumpirle meşhur olan mekana geldik...


Muazzam bir yapı olan Ortaköy camiisi önünde öyle güzel bir ortam vardı ki A.Ç'nin yorumu; "buraya sabah gelip, akşama kadar oturacaksın. Yine de bıkmazsın" oldu ki gerçekten de böyleydi, öyle güzel bir ortamda sevdikleriyle olan bir insan daha ne isterdi ki?.. Sohbete ve mekanın güzelliğine öyle dalmıştık ki saati farkettiğimizde 20:30 olmuştu.

Tabi bu bize yine yetmedi ve taksiyle Taksim'e geri döndük. İstiklal Caddesi'nin o renkli havasında ve ortamında biraz yürümeye karar verdik, yolun tüm taşlarını ezberledikten sonra meşhur Beyoğlu Çikolatası'ndan da yedik (meşhur olduğunu da A.Ç anlattı, sağolsun.) Çikolataya da hiç dayanamam, onu da afiyetle yedikten ve turumuzu tamamladıktan sonra güzel bir sohbet eşliğinde çaylarımızı yudumladık ve saat 23:00 olduğunda benim kaybolma ihtimalimi de gözönüne alarak bu güzel geziyi noktaladık.
Gerçekten çok keyf aldım bugün, hem A.Ç'yi görmekten, hem de bağımsız, kafama göre gezmekten ve bunca güzelliği görmekten. A.Ç'ye bu güzel gün ve sohbet için teşekkür ediyorum; bana ve çeneme katlandığı için.)

6 yorum:

  1. güzel bir tura benziyor :)

    YanıtlaSil
  2. Ortaköy bende çok beğenmiştim dediğin gibi mekandan hiç çıkmıycan.Bizim oturduğumuz yer şöle biyerdi yazın nası bilmiyorum kış olduğu için belki o şekilde kapatmışlardır,böle naylonla çevrili yok ya naylon olmadı böle branda mı diim ne diim onunla çevrili bi çay bahçesiydi dışarsı gözüküyodu :) ve o soğukta o manzaraya karşı salep yudumlamak çok güzeldi.Bu arada sana çok tşk ederim.Nedenini söliyim hemen;seyehatlere ablamla çıkarım hep,hem çok matrak bi kızdır hem de ben çalışmadığım için benim finansörüm olur kendileri:)ee kız çalışıyo ay yılda bi izni oluyo ben o izinlerde hep İst'a gidelim derim o ise kafayı denizle,havuzla bozduğu için izinlerini tatil yörelerinde geçirir bana da zorla geçirtir :)geçen gün hemen senin siteyi açtım Miniaturk resimlerini gösterdim bakk bakk dedim İst'da ne güzellikler var sen nerlere gidiyon dedim.Bunun canı çekti tmm tmm bu bayram söz Bodrum diil İstanbul yapıcaz dedi bende hemen olleyyyy dedim :)ayy çok saol kızı sayende şu an için kafaladım umarım fikir değiştirmez.Miniaturk resimlerini iyi ki döşemişin sitene :))

    YanıtlaSil
  3. buraya baya birşey yazmıştım ama burdada blogcu gibi hata oldu malasef yazılar güme gitti..
    şimdi gelde aynısı karala,olmaz ki zaman gibi yazılarda değişkenliğe bürünür şimdi olması gerektiği olmaz var olmasını istediğimi tutturamam
    kısaca ne mutlu sana diyeyim,o eşsiz gzüellikleri bende görme mertebesine erdim
    ençokta deniz kokusu,martı çığlıkları mavi denizin yeri ayrıdır bende gök kubbe neznindedir benim gönlümde
    güzellikleri var eden yine insandır onları yok edende...
    güzellikler herdeim yanı başımızda vuku bulsun...
    ben çok konuştum ama susuyorum kısada olsa
    elifdunya

    YanıtlaSil
  4. :)
    Hoşgeldin şehrimize:)
    Malum sorundan yeni okudum günlerini, harika bir gezi güncesi olmuş, fotoğraflar da çok güzel. Görmeni istediğim bütün yerleri hemen hemen görmüşsün ama Sultanahmet hala görülmemiş:)Daha bir çok yer saymıştım oysa; fakat bu kadar kısa sürede görmek zor biliyorum. Gene iyi gezdin valla helal olsun:)
    Ama bana çay içmeye uğramadın hala:)
    Aşık olduğum , vazgeçemeyeceğim güzel şehrim İstanbul 'u beğenmene çok sevindim, herşeyine rağmen... Bakmayı bilmeyen sadece azımsanamayacak kadar çok olan olumsuzlukları görür bu şehrin. Gören gözler ise tarihini, yaşanmışlıkları, sanatı, sevdaları, gizemi, güzeli görür şehr-i İstanbul'un.
    Ne güzel dillendirmiş üstad: " İstanbul benim canım, vatanımda vatanım. İstanbul, İstanbul..."

    YanıtlaSil
  5. @nevbahar; kaybola kaybola yolları buluyorum ama sizin orayı bir bulamadım ki, yoksa az uğraşmadım :)

    YanıtlaSil
  6. İSTANBUL un gezemediğiniz veya göremediğiniz
    1 yılının kısa video su bakmak isterseniz...
    selamlar...
    sevgiler...

    http://www.ersineser.us/

    yakzan

    YanıtlaSil

Copyright © atasagun | Powered by Blogger
Design by Duan Zhiyan | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com