ve her kuyuya taş atan bLog...

Beğenilenler

Unordered List

Arşiv

29 Ağustos 2008

Dünkü yazımda bugün atama tercihlerimizin sonuçlarının belli olacağını yazmış, kurbanlık koyun misali beklediğimi söylemiştim.Bu sabah 10:00'da açıklanması beklenen 21. DÖNEM DEVLET HİZMET YÜKÜMLÜLÜĞÜ ATAMA sonuçları 18:00 sularında yayınlandı.
Hayırlı olanın gelmesini diledik hep, bu umutla beklerken 2.tercihim geldi. (Adıyaman) Yakın ve bildiğim bir yer. Sevindim; gönlüme göre olan bu yer inşallah hakkımda da hayırlı olur.

Dua eden, etmeyen, herkese teşekkürler :)

28 Ağustos 2008

2 aydır beklediğim 21.Dönem Devlet Hizmet Yükümlülüğü yani Atamalarımız için geçen Cuma tercihleri yaptık, yolladık. 1 haftadır "acaba ne olacak?" diye yoğun bir stres altına girdim. Benim tabirimle kurbanlık koyun gibi bekliyorum.Sahiden belirsizlik çok kötü bir şey.


Yarın yani 29 Ağustos Cuma günü sabah 10:00 sularında açıklanacak, öncelikle "hayırlısı neyse o olsun" diyorum ve merakla bekliyorum, bana dua edin... :)

25 Ağustos 2008

Bazen kaptırıyorum, arabesk oluyorum. :) Müziklerimin içinden özenle seçilmiş birkaçını belirliyor ve çevirip çevirip dinliyorum. İşte bu da yıllardır eskimeyen ve eskimeyecek şarkılardan... Kaç bin kez dinledim bilmiyorum... Kederli bir anıma denk geldi. Sizlere de dinletmeye karar verdim.
Kaptırmak isteyenleri buraya alayım. Yürütme (Play) düğmesine tıklayalım, hep beraber dinleyelim...
Eskimeyenlere ve eskimeyeceklere!..



Not: Şarkının yaratacağı etkiden şahsım ve sitem sorumlu değildir. Kelin ilacı olsa... :)
4 yıllık Üniversite mezunlarının polis olabilmelerine olanak tanıyan POMEM için başvurular 15 Ağustos'ta sona ermişti ve 25 Ağustos'ta değerlendirme yerleri açıklanacaktı ve bugün itibariyle EGM sitesinde açıklandı.

Başvuru yapan adaylar şu adresten T.C. Kimlik numaraları ile sınav giriş tarihlerini ve yerlerini öğrenebilirler.
Detaylı bilgi için; http://www.egm.gov.tr/egitim/ adresine de bakılabilir.

24 Ağustos 2008

Gaziantepli'yim, haliyle memleketimin takımı olan Gaziantepspor'u destekliyorum, aynı zamanda dört büyüklerden biri olan Fenerbahçe taraftarıyım.
Diyeceksiniz ki hangisi? Tabi ki önce memleketim. 23 Ağustos Cumartesi akşamı Gaziantepspor-Fenerbahçe karşılaşması oldu. Bu karşılaşma her zaman benim için ikilem olmuştur ama güzel olan yanı kim gol atsa, kim yense seviniyor olmamdır. İkisi de benim sonuçta.
Bu akşamki maç hakkında birkaç şey eklemek istiyorum;
1- Aylardır ben ve benim gibi birçok insan Gaziantepspor'u desteklemek ve maçı tribünden izlemek için bu maçı bekliyordu. Uzun zamandır şehir dışında olmam da bu isteğimi daha da körüklemişti. Lakin normalde zaten taraftar sıkıntısı çeken Gaziantepspor'un bugünkü maçta fahiş bilet fiyatları koyması nedeniyle büyük çoğunluğumuz havamızı aldık. Yöneticiler Gaziantep'in sanayi şehri, insanlarının da dar gelirli insanlar olduğunu hiç bilmiyorlar sanırım... Epey rahmetle andık, bunu da bilsinler.


 2- Gaziantepspor her sene baklava kebap deplasmanı gözüyle bakılır olmuştu. Bugün gerçekten buna inat bir takım vardı, hırs ve inanmışlık nelere kadirmiş, onu da gördük. Aslan gibi oynadılar, farkı da kaçırdılar, Fenerbahçe şükretsin. Tabata başta olmak üzere tüm oyuncular üstün performans sergilediler, hepsini takdir ettim. Yalnız bizim memleketin takımının klasiğidir, Fener'e genelde böyle oynar ama diğer takımlara süt dökmüş kediye döner, bu maçtaki performansı ve azmi her maçta beklerük, bunu da bilsinler.


3- Gelelim Fenerbahçe'me; Yeni sistem, yeni hoca ve yeni transferle bu sene işimiz zor gibi görünüyor. Konuşmak için henüz erken olsa da "perşembenin gelişi çarşambadan belli olur" sözünü hatırlıyorum.Aurelio'ya birkaç kuruş fazla vermeyip elden kaçıranlar bugün yapılan hatanın bedelini çok iyi anlıyorlardır, yıldız transferi değil yerinde transeri yeğlerdik ama bakalım, sezon içinde umarım yanılırız da her şey güzel olur... Yoksa Galatasaray bu defa bizi şansıyla değil bileğinin hakkıyla geçer...
Ah Fenerbahçe'm ah, bir senden çekiyorum bir de ...
Bugüne dair son şey; Gaziantepspor'dan Fenerbahçe'ye "Yıldızlar da Kayar" şarkısını armağan ediyorum... Akıllansınlar, hayal kırıklığı yaşatmasınlar diye...

21 Ağustos 2008

Fenerbahçe'mizin yeni transferlerinden Emre Belözoğlu yeni takımında hedefleriyle birlikte internet sitesini de yenilemiş. Şöyle diyor:


Yeni hedefler ve yeni bir site...

Kısa bir süre önce yeni bir hayat başladı benim için. Kariyerime çok büyük bir camiada devam etmenin önemini çok iyi biliyorum. Fenerbahçe Camiasına şampiyonluklar yaşatarak, en iyi hizmeti vermek istiyorum.

Kadrodaki birçok arkadaşım ile daha önceden de Milli takım ve özel sohbetlerden tanışıklığım olduğu için uyum sorunu yaşamadım. Herkes çok profesyonel. Samandıra personeli de bir o kadar sıcakkanlı karşıladılar beni. Bu nedenle buraya gelmekle doğru kararı verdiğime inanıyorum.

Yeni sezonda benden beklenenlere en iyi şekilde cevap verebilmek için, kendimi fiziki olarak ve moral açısından çok iyi hazırlamaya çalışıyorum. İlk defa MTK Budapeşte maçında Fenerbahçe taraftarı ile buluştuğumda, sahaya adımımı attığım anda  hissettiğim duyguları tarif etmem mümkün değil. Bana güvenenleri, başta Başkanım olmak üzere mahçup etmemek için elimden gelenin en iyisini yapacağım. Fenerbahçe taraftarının kısa sürede sevgisini ve saygısını kazanacağımdan kuşku duymuyorum.

Önümüzde 3 uzun yol var. Türkiye Kupası, Turkcell Süper Lig ve UEFA Şampiyonlar Ligi. Üç uzun yolda, kaliteli kadromuzla isteğimizi, göze hoş gelen futbolumuzu ve savaşçı ruhumuzu sahaya yansıttığımız sürece, hedeflerimize ulaşmamız için önümüzde bir engel göremiyorum. Geçen sene ulaşılan ve Avrupa futbolunda önemli basamaklar sıçratan Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Final oynama başarısını bir kademe daha arttırmanın, hatta sonuna kadar götürmenin takım olarak ana hedefimiz olduğuna inanıyorum.

Yeni sezona büyük hedeflerle ve yeni bir site ile giriyorum. Bu site aracılığı ile kişisel haberlerim ve kulubümle ilgili güncel haberlere ulaşabileceksiniz.

Gaziantepspor maçı ile lig maratonumuz başlıyor. Zor bir deplasman, ancak gücümüzü sahaya yansıtarak kazanıp, taraftarlarımıza güzel bir galibiyet armağan etmek istiyoruz.

Kısa süre sonra yeniden görüşmek üzere.

Emre Belözoğlu

Emre'yi Fenerbahçe taraftarı çok seviyor, bağrına basıyor. Bu sevgiye en güzel şekilde karşılık vereceğini biliyor ve takımımızda büyük başarılara imza atacağına inanıyoruz. Kendisine hayırlı uğurlu olsun.
Sitesine gitmek için >> #EmreBelozoglu5.com
Resim: Fenerbahce.org

20 Ağustos 2008

Usain Bolt : Bu adam gerçekten rüzgar gibi. Jamaika'lı, 1.96 cm boyundaki bu canavar rakiplerinin 45 adımda koştuğu 100 metreyi 38 adımla koşarak, rekoru 9.69 saniye ile güle oynaya, rakipleriyle dalga geçerek koşarken benim gibileri de kendisine hayran bırakmıştı. Hele son 10 metrede dalga geçtiği bölümü asla unutmayacağım. Road Runner adlı çizgi kahramanın Coyote ile eğlendiği kovalamacalar aklıma geldi. :) Çok da sevecen bir atlet. Tuttum bu adamı!

Bugün de 200 Metre'de Michael Johnson'un kırılmaz denen rekorunu 19.30 ile kırarak o an insanüstü tepkiler vermeme neden oldu! (Vay anasını!, Yuh!, Yeriii! vs.) Nefesimi tutarak izledim bu koşuyu.Bir kere daha hayran oldum. Benim gönlümdeki yeri bir yana da tarihin sayılı atletlerinden biri olmayı zaten başardı.
Biz 5000 yıllık mazisi olan bir millet olarak tek altın madalyayla yetinirken eloğlu rekora rekor demiyor, dalgasını geçiyor...
Bu 100 Metredeki şovu:


 

Bu da 200 metre koşusu:


Bu görüntüleri izlerken aklıma Mustafa Yıldızdoğan'ın "Elde Ne Ceylanlar Varmış" şarkısı geliyor :) Neyse ki bu hız canavarı kapkaççı ya da bakkal çırağı olmamış...

19 Ağustos 2008

Atasagun kimdir başlıklı yazımda araba tutkunu olduğumu ve bu tutkunun henüz Doğan, Şahinlerden öteye gidemediğini yazmıştım. 
Olacak olur ya; geçenlerde İstanbul dönüşünde Ford Focus kullanınca hülyalara dalıp, bir hata edip,  hayallerimi değiştirmek gafletine düştüm :) Sahiden de galaksi değiştirmek gibi bir fark var ikisi arasında. Ama neyine gerek senin; bir araba ufacık bir bakıma 1200 YTL ister mi? Hayır, isterse de senin ne işin var onunla? :) Yaktığı acayip benzin de cabası...
Hemen kürkçü dükkanı misali bir u dönüşüyle hem yakıtı, hem kendisi, hem parçası ucuz olan Doğan'ıma geri döndüm. Ucuz araba olunca hayali de ucuz ve kolay oluyor.
Ah benim güzel arabam!.. Hayal de olsa sen şirinsin..

17 Ağustos 2008

Bilindiği üzere 29. Yaz Olimpiyatları Çin'de son hızıyla devam ediyor. Ülke olarak son sıralarda yer aldığımız bu olimpiyatlarda bir isim var ki tek başına bile birçok ülkeden fazla altın madalya ve rekora sahip olma özelliği taşıyor. Bu kişi, Amerikalı Michael Pelps.

Benim ülkem olimpiyattaki spor dallarının %60'ına hiç katılmazken, katıldıklarında da şu an itibariyle 40.sırada seyrederken bu adam katıldığı 8 yarışta da altın madalya alıyor. Yani tek başına belki birkaç tane Türkiye ediyor...(Maalesef) Tabi bizim başarısızlığımız bir yana 23 yaşındaki bu sporcu takdiri tabiki hakediyor.

 Başladığı günden beri takip ettiğim olimpiyatlarda gözüm hep ona takılıyordu. Michael Pelps daha önce 1972 Münih olimpiyatlarında 7 altın madalya alan ABD'li yüzücü Mark Spitz'in rekorunu kırmak istediğini söylemişti. Söylediğini de yaptı ve bu olimpiyatta 8 altın madalya ile bu rekoru kırdı, aynı zamanda olimpiyatlarda toplam 14 altın madalya kazanarak en çok madalya kazanan erkek sporcu unvanını ele geçirdi. Bir sunucunun deyimiyle suda yüzmeyen, tabir yerindeyse "suda koşan" bu adam gerçekten bu rekora inanmış ve azmetmiş biri olarak takdiri haketti.

Bizim ülkemiz de umarım spora ve sporcuya gereken değeri verir de bizler de bir zaman geldiğinde başkalarını değil de kendi sporcularımızı överiz, hayran kalırız...

16 Ağustos 2008

Sanko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Abdulkadir Konukoğlu "Fabrikayı kapatıp 27 milyon $ tazminat ödedim" demiş.

"Ekonomi iyi yolda" diyenler,"milli gelir arttı" diyenler, "enflasyon düştü" diyenler, toz pembe tablolar çizenler; Gaziantep'in gururu, hem iş hem de sosyal yaşamda abide bir şahsiyet olan Abdulkadir Konukoğlu gibi bir şahsiyet bile isyan eder hale gelmişse bu sese kulak vermeli, kafalarını kumdan çıkarmalı ve körü körüne konuşmaları bırakıp, olumsuzlukları, aksaklıkları kabullenmeli, vakit çok geç olmadan samimi birşeyler yapmaya başlamalı.
Yoksa yazık olacak bu memlekete, çok yazık!..
Sonrasını düşünmek bile istemiyorum.

#Haberi okuyun
Chelsea'da futbol oynarken kokain kullandığı tespit edilen ünlü futbolcu Adrian Mutu'ya FİFA tarafından 13.680.000 Pound ceza kesilmiş! (İyi para be!)

Madde kullandığı tespit edildiğinde sözleşmesi de feshedilmişti. Mutu şimdi futboldan olduğuna mı yansın, alamadığı paralara mı yoksa ödeyeceği servete mi?..
Yandı gülüm keten helva! :)

15 Ağustos 2008

"Salla başı, al maaşı"
"Devlete bir kapak at, sonra hayatın kurtulur!"

Maalesef güzel ülkem, cennet vatanım Türkiye'de memuriyet zihniyetinin bundan ibaret olduğunu (istisnaları tenzih ederek) tam 1 haftadır yaşayarak öğreniyorum, idrak ediyorum.

Önceleri bu sözü duyduğumda bir nebze de olsa hak vermekle birlikte, görmediğim için benimsemezdim. Lakin bir süredir evraklarım ve başka türlü işlemler için kamu kurumlarına yolum düşünce -"musibet en iyi hocadır" sözünü ispatlarcasına- inandım.

Ne yazık, memuriyet denen şey meşhur deyimle "yan gelip yatma yeri" olmuş. Tayyip Erdoğan bu deyimi yanlış yere kullanmış ama... O konuya girmeyelim şimdi.
"Memur olduk, kadroyu da aldık" dedikten sonra artık işlerini yapmak ve çalışmak için herhangi bir sebep göremiyorlar sanırım. Yatsa da çalışsa da maaşını alan bir takım memur bu dakikadan sonra "geleni azarlamak, işleri aksatmak hatta savsaklamak, işleri de karınca hızıyla yapmak" gibi adetler ediniyorlar. İtiraz edenlere sataşmak, saldırmak da cabası...

Onlarca kuruma gittim bu süre içinde ama maalesef çoğunda aynı manzara... Ülkemizin neden hakettiği yerin çook aşağılarında olduğunu şimdi çok daha iyi anlayabiliyorum. Sen kalkar da vasıfsız, karaktersiz adamları alır kalem başına geçirirsen, o görevi layıkıyla icra edebilecek pırlanta gibi insanları da inşaatlarda, iş bulma kurumlarında, sınav salonlarında heba edersen bu elbette kaçınılmaz olur!

Neylersin; "ayaklar baş oluyor..." ve Birileri başını sallarken birileri de başını duvarlara vuruyor işte...

Not: Yazımın başında da söylediğim gibi; işini layıkıyla yapan, küçük de olsa o istisnai memur grubunu tenzih ediyorum.

14 Ağustos 2008

Adliyeye düşen Antepli ve onu savunan avukatın, adliyede verdikleri güzel savunma anlatılıyor. Mahkemeden ve bu davayla uğraşmaktan usanan avukat, "hırsızın tek kolu bu suçu işlemiştir, diğer uzuvları suçsuzdur" diyor, Hakim de tek koluna ceza veriyor, gel gör ki hırsızın tek kolunun takma olduğunu bilmiyor...

Memleketim, herşeyim Gaziantep'in o güzel şivesiyle pratik zekasını dinleyelim:




(Bu arada konuşmada geçen cor: muhabbet, söz , taga: cam, pencere anlamına geliyor.)
Gelin Ayşe'nin isteği üzerine:

Karaman kentinin ilk kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber yapılan arkeolojik kazılar neticesinde, önemli bir yerleşim bölgesi, ticaret ve kültür merkezi olduğuna dair belgeler bulunmuştur.
Karaman ve çevresinin M.Ö.8000 yıllarında yerleşik iskana sahip olduğu ortaya konulmuştur. İl, Hititler zamanında bir askeri ve ticaret merkezi olmuş daha sonra Firigya ve Lidya'lıların egemenliğine geçmiş, M.Ö.322 de Yunan Kralı Perdikkos ve Filippos'un işgaline ve talanına uğramıştır.

Şehir Klasik dönemlerde LARENDE olarak bilinir. 1256'da Karamanoğulları devletinin başkenti olan Larende, Cumhuriyetin ilanından sonra Konya iline bağlı olarak KARAMAN adını almıştır.

Kaynak
Dün gece süpriz bir şekilde Partizan takımı ile 2-2 berabere kalan Fenerbahçe'mizin maçının golleri. Maçı izleyemedim, golleri bulabilmek için saatlerce bekledim... Bulmuşken sizler de izleyin. Rövanş maçında şimdiden başarılar diliyorum.


Bir arkadaşımın isteğiyle yayınlama başladığım şehir isimlerini tekrar sırayla paylaşmaya devam ediyorum:

Ağrı Adı Nereden Geliyor?

Osmanlı döneminde Şorbulak olarak anılan ilin adı, Ermeniler zamanında Karakilise olarak değiştirilmiştir. Kazım Karabekir Paşa zamanında Karakilise ismi değiştirilerek Karaköse diye adlandırılmıştır. Nuh Tufanı ile ilgisinden dolayı Tevrat’ta adı geçen Ararat Dağı ve ülkesinin, Ağrı ve çevresinin olduğu sanılması dolayısıyla Ağrı’ya batılılar tarafından Ararat da denilmektedir. 1834 yılında bucak, 1869 yılında ilçe olan Ağrı, 1927 yılında il merkezi olmuştur. 5165m. yüksekliğiyle Türkiye’nin en büyük dağı olan Ağrı Dağı’ndan dolayı da AĞRI adını almıştır.

(Bilgi alıntıdır)

13 Ağustos 2008

Tıp öğrencileri, doktorlar ve sağlıkla uğraşan birçok kesimin çok işine yarayan Farmalist programının 2008 sürümü.



Oldukça başarılı!

#İndirme adresi

Rar şifresi; maniacturk

(Adres alıntıdır)

12 Ağustos 2008

Gürcistan: Dünya Olimpiyatlarla meşgulken herhangi bir şekilde kamuoyu desteği bile alamayacağı bir süreçte ne boyuna baktı, ne de gücüne. Velhasıl "kahraman" olmaya kalktı. Haklıysa bile - ki bu tartışılır- sivilleri vurarak, Osetya da yaşayanları öldürerek, evlerinden barkından ederek bütün haklılığını yitirdi. Üstüne bir de kuvvetleri darmadağın edildi, şehirleri vuruldu, hesapları tutmadı ve karizmayı fena halde çizdirdi. Yani deyim yerindeyse "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan da oldu."

Güney Osetya: Tek tarafl bir bağımsızlık ilanıyla başına gelmedik kalmadı. Yine can ve mal kayıpları yaşadı. Geriye yanmış-yıkılmış yerleşim yerleri, kayıplar ve yersiz-yurtsuz insanlar kaldı... Bir de Rusya için savaş bahanesi...


Rusya: Her daim Gürcistan'la ve hatta kendisiyle bile sorunları olan, egemenliği altındaki insanlara ettiği zulümleri unutan bir Rusya Osetya'yı korumak ve onlara yardımcı olmak bahanesiyle asıl derdi olan Gürcistan'a saldırdı. Hatta öyle bir bahane oldu ki Osetya'yı taşıp Gürcistan şehirlerini, havaalanlarını bile vurdu.. Tabi yerindeyse Gürcistan Rusya'nın uzun zamandır aradığı bahaneyi kendi eliyle Ruslar'a verdi. ( Bu tür bahaneleri ABD' Irak'ta, Afganistan'da, Çin; Sincan bölgesinde ve bunun gibi büyükbaşlar hep küçüklerin olduğu yerlerde buluyor.) Ruslar da hem Gürcistan'a gereken dersi verdi hem de Dünya çapında diğer rakiplerine bir gözdağı vermiş oldu. "Ben de varım" demeyi başardı.

İşte savaş böyle birşey; birilerinin menfaatleri, hesapları ve bunlar uğruna göz kırpmaksızın feda edilen yaşamlar, belki de herşeyden bihaber yaşayan insanlar ve onların sahip oldukları...

İşte savaş böyle bir "sanat"...
Her memleketin kendine has şivesi var, deyişleri var... Biricik memleketim Gaziantep'in de dışardan bakıldığında oldukça farklı görünen bu şivesiyle Jazz Müzik yapılırsa ne mi olur? :)
Dinleyip görün;









Bilgisayarınıza ya da telefonunuza indirmek isterseniz #şuraya buyrun.

10 Ağustos 2008

Blogcu'ya uyarladığım şablonlara bir süredir yenisini ekleyemiyordum. Bugün bir fırsat oldu ve sevdiklerimden bir tanesini uyarlayabildim.
Temelde yeşil renk ve tonlarından oluşan, doğa temalı bir şablon. Oldukça da sevdim. İncelemek ve indirmek isteyenler için ekran görüntüsü:



Aşağıdaki adrese tıklayarak şablon kodlarını kaydedebilir, blogunuza ekleyebilirsiniz.
#indirme adresi

Beğeneceğinizi umuyorum.

GÖKYÜZÜ
Originally uploaded by Fe@S

...
Mavi, maviydi gökyüzü
Bulutlar beyaz, beyazdı
Boşluğu ve üzüntüsü
İçinde ne garip yazdı...

Garip, güzel, sonra mahzun
Işıkla yağmur beraber,
Bir türkü ki gamlı, uzun,
Ve sen gülünce açan güller,
...
(Foto: İstanbul semalarından objektifime takılan bir an)
(Şiir alıntıdır)

(Fotoğrafın büyük hali için üzerine tıklayın)

Sevilen dizi Kurtlar Vadisi'nin çok sevilen ve bir o kadar eleştirilen karakteri Polat Alemdar (Necati Şaşmaz) dizi de bakışlar, giyim-kuşam derken almış başını gidiyor...
Geçenlerde nette dolaşırken Necati Şaşmaz'ın eski bir fotoğrafına denk geldim. Ekrandaki haliyle kıyasladığımda gülmekten karnıma ağrılar girdi. Buyrun Polat Abi'mizin karizmayla mücadelesinde yediği golü görün :)

Görün işte; Para ve zaman neleri, nasıl değiştiriyor...
Şehirler, çoğunlukla bulundukları coğrafyanın ayrıcalıklı yerlerinde kurulmuşlardır. Bu ayrıcalıklarını bazen tarihten bazen de konumlarından alırlar. Afyon ili çok eski bir yerleşim yeri olarak ismini Helenistik dönemden beri ekilen afyon(haşhaş) bitkisinin Latince ismi olan “Opion” ve eteğinde kurulduğu kalesinden almıştır.Hitit, Frig, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiye'sinde önemini koruyan bu ilin ismi son yıllarda Afyon olarak anılır olmuştu. Dünya'da ülkeler ve şehirler, kendi adları üzerine tarih yaratmaya çalışırken, baştan beri tarih olan “Karahisar'ın”, ilin adından çıkartılmasını anlamak oldukça güçtü.

Yapılan araştırmalarda bu “karahisar” sözcüğünün kaldırıldığına dair herhangi bir yasal düzenlemeye rastlanılmamış; ancak değişik tarihlerde yeni ilçe kurulmasıyla ilgili olarak çıkartılan çeşitli kanunlarda ilin adı “Afyon” olarak yer almıştır. Afyonkarahisar ismini değiştiren özel bir yasa olmamasına rağmen, karahisar” sözcüğü” ilimizin isminden zımnen kaldırılmıştır.

Atatürk'ün Afyonkarahisar'a yaptığı sayısız ziyaretlerinden birinde, Büyük Zaferi en iyi yansıtan anıt dediği ‘Büyük Utku Anıtı' ile bütünleşen Karahisar Kalesi'nin Afyon isminden ayrılış öyküsü halk tarafından bilinmemekle beraber, ilimiz halk tarafından “Karahisar” olarak anılmaya da devam etmekte idi.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Afyonkarahisar olarak bilinen İlimizin, Sahipoğulları Beyliği döneminde ki adı da Karahisar-ı Sahiptir.

Atatürk Araştırma Merkezi tarafından bastırılan “Nutuk' un 34 ayrı yerinde “Afyonkarahisar” sözcüğü bizzat Atatürk tarafından söylenmiştir.
Yine Büyük Atatürk bir açıklamasında, "AFYONKARAHİSAR son büyük zaferin kilidi oldu, esası oldu. Afyonkarahisar'ın, tarihi savaşımızda unutulmaz parlak bir sayfası vardır." Diyerek bu ilin tarihi önemine vurgu yapmıştır.

Afyon iline atandığım sırada bir gazeteci/yazar dostum bana, Vali bey, Afyonkarahisar ismi neden ve ne zaman değişti, bu konuda bir inceleme yaptırmayı düşünür müsünüz demişti. Bunun üzerine konuyu araştırdım; ama tam ve açıklayıcı bir yanıt bulmadım. Yaptığım araştırma sonunda, “Afyonkarahisar” kaldırıldığına dair herhangi bir yasal düzenleme olmadığı bilgisine ulaştım. Yukarıda da değinildiği üzere çeşitli vesilelerle çıkan yasalarda “Afyonkarahisar” yerine “Afyon” sözcüğü kullanılmıştı.

Cumhuriyetimizin 80 yılında, Türkiye Cumhuriyetinin çatısının çatıldığı ve Anadolu'nun kilidi konumunda bulunan İlimizin ismini tekrar Afyonkarahisar olarak ortak değişmesi için bazı girişimler başlatıldı. Bu konuda İlimiz milletvekillerinin desteği sağlandı. İlimizin adının tekrar Afyonkarahisar olması için bir yasa tasarısı taslağı hazırlanarak bu çalışma, millet vekillerimizle paylaşıldı. Millet vekillerimizce 26.08 2003 tarihini izleyen günlerde, TBMM nezdinde başlatılan isim değişikliği çabaları, ortak çabaları ve izlemeleri sayesinde 6 Ocak 2005 tarihinde 5285 Sayılı Yasa ile sonuçlandı.

Aslında, “Afyon İli'nin” adının, kültürel ve tarihsel olarak yer aldığı coğrafya ile özdeşmiş bulunan “Afyonkarahisar” ismiyle değiştirilmesinin zamanı çoktan gelmişti. Bize düşen görev, konuyu halkın gündemi haline getirmekti. Bu da kısa sürede sağlandı.

Nitelikli haşhaş bitkisinin mor rengi ile “Karahisar Kalesinin mora yakın koyu renginin özdeşleştiği İlimizin adının; Afyonkarahisar olmasından daha doğal ne olabilir ki.

Kurtuluş savaşımızda çok önemli bir yeri olan ve Afyonkarahisar Vilayetinin geçen zaman içerisinde Afyon İline dönüşmesi ne kadar doğru olmuştur bilinmez; ama Büyük Atatürk'ün Söylevinde defalarca yer alan Afyonkarahisar isminin tekrar alınmasının tarihe olan önemli bir borcun ödenmesi olarak değerlendirilebilir.

Şehirler, tarihleri ve tarih içindeki işlevleri ile bir bütündür. Kurtuluşa giden yolda binlerce insanımızın şehit olduğu Afyonkarahisar ilinin adının Afyon olarak anılmaya devam etmesi halinde, bu ismin yeterince tanımlayıcı ve kapsayıcı olmayacağı açıktı. Ayrıca,zaman içinde özensizlik sonucu meydana gelen bu eksiklik, tarihe karşı hem sorumluk, hem de borçtu. Dolaysıyla TBMM'nce 06.01 2005 günü kabul edilen, “5285 Sayılı Afyon İinin Adının Afyonkarahisar Olarak Değiştirilmesi Hakkında Kanun” tarihi hatayı düzeltmesin yanında, çok önemli bir kültür değerimizi de bizlere yeniden kazandırmıştır.
Yapılan yasal düzenlemeyle ilimizin adının tekrar Afyonkarahisar'a dönüştürülmesi sonunda Türk tarihine ve Afyonkarahisar halkına duyulan saygı bir kez daha yenilenmiştir.

Muzaffer Dilek
Afyon Valisi

09 Ağustos 2008

Temmuz ayında en büyük gündemim ve en büyük heyecanım olan İstanbul gezimden fotoğrafları sonunda toplamayı ve yayınlamayı başardım...Hepsi olmasa da merak eden, ilgilenen herkes buyursun :)
Ayrıca İstanbul gezimden notlar için şu yazılarıma 1,2,3,4,5,6,7 bakabilirsiniz.

Picasa SlideshowPicasa Web AlbumsFullscreen

Yorumlarınızı bekliyorum.
Adıyaman isminin menşeyi hakkında çeşitli rivayetler vardır.

Birinci rivayete göre; Perre şehrinde cereyan ettiği belirtilen bir olaya bağlanmaktadır. FARRİN yada PERRE olarak bilinen şehirde PUT a tapan bir babanın yedi oğlu, babalarında evde olmadığı bir gün bütün putları imha ederek ALLAH'ın (Hz. İsa'nın söylediği gibi) bir olduğunu kabul ve ilan ederler. Putperest baba durumu öğrenince yedi oğlunu da öldürür. Babaları tarafından öldürülen yedi kardeşin hatırasına Farrin (Perra=Pirin)' de bir manastır yaptırılır. Bu olaydan ötürü de şehre Yedi Yaman adı verilir. Yedi Yaman zamanla Adıyaman şekline dönüşür.

İkinci rivayete göre; Adıyaman şehrinin ortasında yaptırılan Mansur'un kalesi olarak bilinen kaleye halk, Hısn-ı Mansur ismini vermiştir. Hısn-ı Mansur isminin menşeyi hakkında iki ayrı rivayet mevcuttur. Kaynaklarda VII. yüzyılda buraya gelen Emevi komutanlarından Kays kabilesine mensup Mansur. Ca'vene'ye izafetle bu ismin verildiği rivayet edilmekte ise de başka bir rivayete göre bu ismin Abbasi Halifesi Ebu Cafer El-Mansur'un adından gelmektedir. Zamanla halk arasında telâffuz şeklinin de değişmesiyle HÜSNÜ MANSUR olarak bu şehrin ismi değiştirilmiş olmaktadır.

Üçüncü rivayete göre; Adıyaman şehrini doğu, batı ve güney yönlerinde derin vadiler çevirmiştir. Bu vadilerin yamaçları zengin meyve ağaçları ile kaplı olduğu gibi, şehrin çevresinin de meyve ağaçlarıyla kaplanmış olmasından dolayı güzel vadi anlamında olan VADİ-İ LEMAN (Güzel vadi) kelimesinin söylenişi zamanla değişmiş ve halk arasında ADIYAMAN? şekline dönüşmüştür. Ancak, Hısn-ı Mansur yani Hüsnü Mansur ismi 1926' ya kadar resmi ad olarak kalmıştır. 1926 yılından itibaren Bakanlar Kurulu kararları ile şehrin ismi tekrar ADIYAMAN olarak değiştirilmiştir.

(Şehir hakkında bilgi Adıyaman Valiliği'nin sayfasından alınmıştır.)

08 Ağustos 2008

Bir ramazan akşamı, iftar sonrasında ilkini izlediğim ve hayranı olduğum Testere (Saw) serisinin beşincisi hazırlanıyormuş ve filmden ilk kareler yayınlanmış. (O filmi nasıl seversin? Film çok kanlı, canlı, vahşi falan demeyin, zaten öyle! :) )
Ekim 2008'de gösterime girmesi bekleniyormuş. Bekleyenlerin başında da ben varım tabi :)

Fragmanı:

İlgili aramalar: testere 5 - trailer - fragman


Filme dair diğer bilgiler ve ilk görüntüler için de #şuraya bakabilirsiniz.
Adana'ya ait en eski yazılı kayıtlara ilk defa, Anadolu yarımadasının en köklü uygarlıklarından biri olan Hititlerin kaya kitabelerinde rastlanmaktadır. Boğazköy metinleri olarak bilinen M.Ö. 1650 yıllara tarihlenen bir Hitit tabletinde, Adana havalisinden URU ADANIA yani ADANA BÖLGESI olarak bahsedilmektedir. Bu konuda sadece bu tablet dikkate alınacak olsa bile ADANA ismi en az 3640 yıllık bir geçmişe sahiptir.

Eski çağlarda Seyhan Nehri kıyılarının bol miktarda söğüt ağacı ile kaplı olması ve bu ağacın Mezopotamya kavimlerince AND ağacı olarak tanınması da yöre isminin oluşumunda etkili olduğu kanaatini yaratmaktadır.

Yine başka bir görüşe göre, ormanlık yörelerde yaşadığına inanılan Fırtına Tanrısı ADAD (Tesup) adının, ormanları bol Toroslar ile Seyhan nehri bölgesinin oluşturduğu Adana yöresine isim olarak verilmiş olduğuna inanılmaktadır.

ADAD Hititler'in, TESUP da Suriye ve Mezopotamya kavimlerinin Fırtına Tanrısıdır.
Bu guruplar birbirlerinden düşünce, isim ve yazı tarzlarını alıp verdikleri için bu gelişimin olması kuvvetle muhtemeldir. Fırtına Tanrısı yağmuru, yağmurda bereketi getirdiği için bu bölgede çok sevilen, sayılan bir Tanrı olarak yasamış ve ona izafeten bu bölgeye de URU ADANIA yani ADANIN bölgesi de denmiş olması mümkündür.

Hititlerin etkisinde kalan Fenikeliler de Tarım ve Bitki Tanrısına ADONIS adını vermiştir. ADONIS "EFENDI" anlamına gelmektedir. Bu yöre ile sıkı ticaret yapan ve buradaki zengin orman ve ova ürünleri ile ticaretlerini geliştiren Fenikeliler'in, bu yöreye ADONIS'in yeri demeleri adet haline gelmiştir.

Sırası ile bu bölgeye gelen her kavim, devlet ve gelişen her uygarlık kendi kültür anlayışı ve değerleri içerisinde beldelere isim vermiş ve isimlerin anlamını açıklamıştır. Homer'in Ilyada'sında bu bölgeye Adana denilmiştir.

Yine batıdan gelen kavimlerce, Adana'yı kendi ilahları Uranüs'ün kurduğu ve oğulları Adanos ve Sarosa anlatılır. Adana doğulu kavimlere göre Fırtına Tanrısı ADONIS'in yeridir.
Bütün bu inançlar çok tanrılı eski çağlara aittir. Orta Çağ?da özellikle M.S. 7. yüzyıldan itibaren İslam ordularının bu bölgeye gelişiyle yeni anlayışlar içinde yeni tanımlar yapılmıştır. Arap tarihçilerinden Ibnül Adim, Adana isminin de eski peygamberlerden Yasef?in torunu EZENE'den geldiğini yazdığı "Halep Tarihi" isimli eserle kanıtlamaya çalışmaktadır. Orta Doğu’nun peygamberler bölgesi olduğu ve pek çok eski peygamberin bugünkü Anadolu sınırları içinde yasamış olduğu hatırlanırsa, bu açıklamanın nasıl geliştiğini anlamakta kolay olur.

Daha ileriki yüzyıllarda Karçinli-Zade Süleyman Şükrü Bey'in "Seyahat'ül-Kübra" adlı kitabında ise Adana'nın eski isminin "BATANA" olduğu ve İslamlık devrinde "ADANA"YA çevrildiği savunulmaktadır. Hatta bunun "Fi ezeneil arz" ayetinden esinlenerek yapıldığını da açıklamalarına eklemektedir.

DANUNA isminin M.Ö. yasayan kavimlerce bu bölge için kullanıldığı bilinen bir gerçektir. Bulunan kayıtlarda da mevcuttur.

Hatta Danunalıların yöre kurallarına ad ve paye verecek kadar kudretli oldukları da bilinmektedir. DANUNA adının asırlar boyunca değişerek zamanla BATANA ve daha sonra ADANA olması da çok kuvvetle muhtemeldir.

Yöreye gelen Türkler'in, yüksek Torosları aşıp güneye doğru sarkmaları sırasında yöreye "Çukurova" adını vermeleri de doğanın insanlara verdiği ilhamın güzel bir örneğidir. Toroslardan sonra adeta düz bir görünüm içinde çok tatlı bir eğimle Akdeniz'e kadar inen bu bereketli topraklar Türkler için "ÇUKUROVA" olarak bilinmiştir. Günümüze kadar da böyle bilinmektedir.

Bölgenin tarihi adı olan Kilikya ve Silisya (Cilicia) da bu bölgede bulunan zengin Kilkin yani kireç ve yine çok bol olarak bulunan Silex yani çakmak taşı madenlerinden dolayı verilmiştir. Bir başka ifade ile yöre, coğrafi özelliklere göre isimlendirilmiştir.

Hatta topraklarının bereketliliğinin verdiği ilhamla ADANA-EDENA (Cennet Yöresi) ve karlı dağlar bu ilhamı vermektedir.

Sümerlerden kalma "Gılgamış Destanı"ndan bu yana devamlı adı geçen, dikkat çeken yörenin adı da böylece sayısız kaynaklara, sayısız olaylara bağlanarak çok renkli bir gelişim takip etmiştir.
Osmanlılar idaresinde Adana birçok değişik yazılışlarla kayıtlara geçmiştir. Bunlardan birkaçı: Erde-na, Edene, Ezene ve hatta Azana olarak eski olarak eski tahrir defterlerinde, sicil kayıtlarında ve fermanlarda yer almıştır.

Gezici aşiretlerin zorunlu olarak 1865'den itibaren devlet zoru ile bölgeye yerleştirilmesi ve toprağa bağlanması sırasında Adana ismi ADANA olarak resmi kayıtlarda yer almış ve tescil edilmiştir.

(Alıntı)

06 Ağustos 2008

Meşhur video sitesi Youtube hala yasaklı durumda... Malesef aykırı görüntüler içeriyor olsa da bu yasak sadece bizleri engelliyor, diğer milletler zaten onları görüyor. Yani aslında "kafamızı kuma gömmek" gibi bir şey bu işlem. Bunun yerine o görüntüleri kaldırmak, hukuki çözümler aramak varken...
Daha önce #şuradaki yazımda Dns ve Proxy değiştirerek girebilmek için gerekenleri tarif etmiştim ama bazı arkadaşlarımız bunları yapamam, uğraşamam, beceremem gibi yorumlarda bulunmuştu.
Shanex sitesinde gezerken hazırlanmış bir uygulama buldum. Bu uygulamayı indirip, bilgisayarda bir kere çalıştırdıktan sonra herhangi bir ayar yapmadan, herhangi bir site üzerinden girmekle uğraşmadan rahatlıkla Youtube sitesine girebileceksiniz.

#indirme adresi 1
#İndirme adresi 2



* Yukarıdaki adreslerden birini kullanarak uygulamayı indirip klasöre çıkarın.
* "Youtube Giriş" yazan uygulamayı çalıştırın.
* Açılan siyah ekrandan "Youtube yasağını kaldır" deyin.

Hepsi bu kadar. Artık yasak size işlemeyecek :)

Sitenin kapatılması, içeriği, girilip girilmeyeceği hep tartışma konusu. Ben zaten pek kullanmıyorum ama "Youtube'a giremiyorum" diyenler bu uygulamayı çok sevecekler...

04 Ağustos 2008

Bir arkadaşımın gönderdiği e-postalardan çıkan bu video, günümüzün en büyük sorunlarından "küresel ısınma" konusunu mizahi bir dille de olsa çok güzel anlatmış. :) Tabi ders alabilenlere...


Kendimiz kadar bizden sonraki nesillere karşı da sorumluluklarımız olduğunu unutmayalım ve lütfen çevremize gereken özeni gösterelim, koruyalım, korumak için çaba gösterelim.

02 Ağustos 2008

Yetkililer her ne kadar ülkede ekonomi, gidişat iyi dese dursa da işsizlik -maalesef- had safhada. Vasıflı, vasıfsız bir sürü insanımız bu sorunla boğuşuyor ve bu durumda kendi işlerini bırakıp çareyi başka yerlerde arıyorlar.
Yaklaşık 2 yıldır üniversite mezunlarına polis olma seçeneği sunuldu ve talep büyük. Benim yakınımda da bu durumda olan insanlar var ve biz de aylardır bunu bekliyorduk. Bu yıl 8500 kişi alınacak diye bekliyorduk, ve KPSS sonrasında beklenen açıklama geldi. 4-15 Ağustos arasında başvurular başlıyor. Haber şöyle;

Emniyetten yapılan yazılı açıklamaya göre, 2008-2009 yıllarında düzenlenecek 6. ve 7. dönem ''Polis Meslek Eğitimleri''ne, 2007 ve 2008 yılları Kamu Personel Seçme Sınavının birinden (KPSSP3) puan türünden 65 ve üzeri puan alanlar başvurabilecek. Adayların en az dört yıllık yüksek öğretim kurumlarından veya bunlara denkliği kabul edilen yurt dışındaki yüksek öğretim kurumlarından mezun olması gerekiyor.

POMEM'e 400'ü kız, 8 bin 100'ü erkek 8 bin 500 öğrenci alınacak. Adaylar ikamet ettikleri il emniyet müdürlüklerine 04-15 Ağustos 2008 tarihleri arasında istenilen belgelerle birlikte başvurabilecek.

Kız öğrenci adaylar ile askerliğini yapmayan erkek adaylar için 01.09.1982 tarihi ve sonrası doğumlu olmak, askerliğini yapan erkekler için ise 01.09.1980 tarihi ve sonrası doğumlu olmak şartı aranıyor. Boyu 1.67'nin altındaki erkekler ile 1.65'in altındaki kız öğrenciler de başvuruda bulunamayacak.

AA


Umarım bir nebze de olsa sıkıntıları gidermeye katkısı olur, merakla bekliyoruz...
Uzun zamandır tv karşısında vakit geçirdiğimi hatırlamıyorum. Bu sabah kahvaltı esnasında şuursuzca kanalları değiştirirken bir kanalda bir tişört gördüm. İlginç tasarımlara her zaman meraklı olan biri olarak tişörtü bir inceledim, hemen gönlüm kaydı. Üzerinde güzel bir tasarım ve "dua: the weapon of believer ( dua; inanmışların silahı) şeklinde oldukça güzel de bir mesaj vardı.
Hem tasarım hem de mesaj çok hoşuma gidince hemen internetin başına geçip aradım ve Sytle İslam'a ulaştım.


Buna benzer birçok baskı vardı, çok da güzeller. Tv de gördüğüm tişörtü buldum hemen ve siparişi verdim. Fiyatlar da gayet uygun. Birkaç tane daha beğendim. Hele de Juma ve Keep Smiling adlı tasarımları hemen sıraya koydum. En kısa zamanda onları da isteyeceğim :)
Siz de incelemek isterseniz, hatta bana hediye etmek isterseniz sitesine #şuradan girebilirsiniz.

Sokaklarda gezerken üstünde "Fuck, Sex... vs" gibi envai çeşit mesajlar yazılı tişörtler görüyorum, hatta giyenlerin büyük kısmının üstünde ne yazdığını bile bilmediğini görünce hem kızıp hem şaşırıyorum...
Ben buna "bozulma, yozlaşma" diyorum, yani yabancı tabirle "asimilasyon". İşte bu yozlaşma kıyafetlerden, zevklere, yaşam şekline kadar her anlamda içimize işlemeye devam ediyor. İnsan kendisini zamanın şartlarına uydurmalıdır ama bunu yaparken kendisini kaybetmemelidir.

İşte sırf bu yüzden bile bu tişörtü alırdım. İslamı tanıtmak da cabası.Sizler de eğer "kendinizi kaybetmek" istemiyorsanız sizin olmayanı yapmayın, yaşamayın, giymeyin...İster sadece kıyafet olarak algılayın, ister siyasi bir konu, ister dini... Kendisine, kültürüne ve inancına sahip çıkmalı insan...

Not: Akşam yemekte karnıyarık var... Kendimi kaybetmek istediğim tek konu yemek olsa gerek :)

01 Ağustos 2008

Bir gece has Gaziantepli ahbaplarımdan, bizim oraların deyimiyle "rafık" (yakın arkadaş, dost) A.Y efkarlı bir anda şu güzel şiiri okutmuştu bana. Eklemeye niyetlenmiştim, kısmet bugüneymiş.. :)

Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Uzun bir hastalık gibi
Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi
Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı
Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi
Bitti.
Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi
Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır
İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım
Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim
Belki bir yağmur yağar akşama doğru
Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım
Aşk da bitti diyordu ya bir şair
Aşk bitti işte tam da öyle...

Copyright © atasagun | Powered by Blogger
Design by Duan Zhiyan | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com