ve her kuyuya taş atan bLog...

Beğenilenler

Unordered List

Blog Archive

27 Nisan 2009

Neyi mi?

Ne fark eder... Anlamıyor olduktan sonra cidden ne fark eder?

Çözemediğin şeylerin beni ısrarla çevrelemesi makus bir talih diye mi adlandırılacak bir süre sonra acaba tarafımdan,

yoksa

anlayamamaktan dolayı böyle bir kabullenişi tercih etmeyen bünyem çoktan asi bir duruş sergilemiş olabilecek mi?

Zor...

anlayamamak bile ne kadar zorken,

peki ya sonuç,

bunca zihin bulanıklığının bir bedeli, çözüme erişmenin yorulmuş ama emek vermiş tatlı vehameti var mı üzerimde? Hayır...

Anlayamadığın şeylere o berbat beynî çabaları sarf etmiş vaziyette alıkça bakıyor ve anlamıyorum diyorsun yine,

aynı yerde olmakla kalakalmış durumda...

Anlamıyorum...

(Alıntı)

24 Nisan 2009

Uzun süredir bilgisayar ile ilgili birşeyler karala(ya)mıyordum. Nöbete gitmeden çok sevdiğim bir programı tanıtmak istedim. Bu program benim çok sevdiğim ve çok işime yarayanlardan.
Şöyle ki; Ben evdeyken sürekli bilgisayarda müzik dinleyen, hatta müzikle uyuyan biri olduğum için sızdığım ya da üşendiğim zamanlarda açık kalmak zorunda kalan bilgisayarım için aranan kan olmayı başarmış bir program. Ekran görüntüsü şöyle;

...
Programı indirmek için öncelikle şuradan kendi sitesine girerek istediğimiz formatta kaydediyoruz.(Ben exe olarak seçtim, tercih sizin.) Kurulum yaptıktan sonra çalıştırdığımızda ekran görüntüsündeki gibi bir menü açılıyor. 
"Event" kısmından ne zaman ve nasıl kapanacağını seçiyoruz. "Süre belirleyip o kadar süreden sonra kapanması, belirli bir süre sonra kapanması, batarya azalınca kapanması, winamp durunca kapanması..." gibi seçeneklerimiz mevcut. 
x- Ben en üstteki "geri sayım" anlamına gelen "countdown" seçeneğini seçip, bir alttaki "timer" kısmına ne kadar süreyle açık kalacağını belirtiyorum.
x- Bir alttaki action kısmında ise süre dolduğunda ne yapmak istediğimizi soruyor. "Tamamen kapatmak, beklemeye almak, monitörü kapatmak, yeniden başlatmak" gibi seçenekler var. Ben onu da "shutdown" olarak yani "kapat" olarak ayarlıyorum ve "Start" diyorum...
Bu şekilde süre doldugunda otomatik olarak kapanıyor. Ben de müziğimi dinleyebiliyor, gönül rahatlığıyla uyuyabiliyorum...:)
Küçük, kolay ve kullanışlı. Kesinlikle tavsiye ederim!
Sorularınız olursa yorum olarak belirtebilirsiniz.
Ermenilere ve yardakçılarına şirinlik olsun diye büyüklerimiz Ermenistan'a jestler yapadursun, birileri özür dileyedursun, maçlara gidilsin...
Karşılık olarak da Ermenistan'da Türk Bayrağı yakılsın. Kafamdan uydurmuyorum, az önce Mynet 'te şu sayfada yayınlanan haberde resmiyle ispatı mevcut.


Kimin daha insancıl olduğu, kimin üzüm yemek değil de bağcı dövmek derdinde olduğu hala ayan beyan ortada değil mi?
Biz onlara Millet-i Sadıka demiştik ama şu tablonun sadakatla uzaktan yakından alakası olmadığı gibi düpedüz şerefsizlik olduğu da bariz bir gerçektir. Hal böyleyken ne diye bunlara yaranmaya çalışmak, taviz üstüne taviz vermek?...
Yetmedi mi şu aşağılık kompleksi? Karabağ 'da, Hocalı 'da yaşananlar yetmedi mi? Kimse bizi yanlış anlamasın; provokasyon falan değil derdimiz. Yanan can bizim, akan kan bizim, yetmezmiş gibi yakılan bayrak da bizim. Bu kadar mezhebi geniş değiliz biz!
Ozan Arif'in dediği gibi; "Türk'ün ayranı kabarırsa..."
Gerisi malum hikaye...
Hadi şimdi bu adamlara sınırları açın, "dialog"a girin...
(Unutmadan; Genellemelerden kaçınan, "beş parmağın beşi bir değil" sözünü de bilen biriyimdir, sözümüz hakedene...)

23 Nisan 2009

Geçen sene bugün; yani tam 1 yıl önce bir yığın emek verdiğim atasagun.blogcu.com adresindeki blogumu blogcu servisinin bitmek tükenmek bilmeyen hataları ve sorunları yüzünden Blogger 'a taşımaya karar vermiş ve karar vermekle kalmayıp uygulamıştım...
Blogcu'da yaklaşık 2 sene ikamet eden ben, bugün ferhataslan.com olarak Blogger'da 1.yılımı doldurmanın ve sorunsuz günler geçirmenin sonsuz hazzını yaşıyorum.:) Geçen süre içinde her telden 230 yazı yazmış, birçok kuyuya taşlar atmışım... Ardına düştüğüm taşlar da cabası...:)
Kime ne faydası var bilmem ama yazmanın bana verdiği hazzın, rahatlığın tarifi yok. Bu yüzden fırsat oldukça yazmaya devam edeceğim...
Blogumun birinci yaşını kutluyor, ona teknik sorunlardan uzak nice seneler, cicili bicili nice temalar ve okuyuculardan samimi yorumlarla nice yıllar diliyorum...
İyi ki varsın adamım!..
Psikoloji ve Felsefe'ye oldum olası meraklı biriyim.Biraz da davranış bilimleri merakım var tabi. Eğitim bilimleriyle pek işim olmasa da az çok anlarım.
Ben böyle çok bilmiş edasında takıladurayım; Önceki gün internette gezerken bir deneme sınav sorusuna rastladım ki ne soru... Soruyu kurgulayanlara hayran oldu. Resme tıklayıp, büyük halinde soruyu okuyun;

Eh, bir de Fenerbahçeli'yim tabi. :)

21 Nisan 2009

Her elif’in yolunu açacak bir “be” yaratan bir yar var ki; kelam’ını başlatır bir “elif” ile…Cümle içinde elif’in varlığını hissettirir sabretmeyi bilene. Elif’i cümleye sevdirir; cümleye elif’i faydalı kılar. Kelam’ını kalbe vahiy kılan bir yar var ki, elif’liğinin idrakinde olmayan her yürek için büyük sıkıntılar verir; Bu, oyâr’in merhametindendir, fazlındandır.
          (Alıntı)

18 Nisan 2009

Şuradaki yazımda yıllarımın hayalini kovaladığımı yazmıştım. Bundan tam bir ay önce de bu hayalime kavuştum ve ilk göz ağrım olan şirin mi şirin, kaderden kara, düğün salonu kıvamında Peugeot 307'mi aldım. 1 aydır harıl harıl işlemleri tamamlamaya çalışıyor ve bir yandan da arabama isim arıyordum.
Ve sonunda bugün devir, satış ve bilimum sahiplenme işlemlerini -pahalıya patlamış olsa da- tamamladım. :) Artık arabamın resmen ve ismen sahibi olmayı başardım hamdolsun.
Asıl bomba ise bir aydır herkesi ayağa kaldırarak, herkesin kafasını şişirerek düşündüğüm isim olayıydı. Ben hem ilginç olsun hem benden birşeyler yansıtsın hem neşeli olsun vs derken..."Cıncık (Gaziantep ağzında parlak yüzeyler, cam parçası vs anlamlarda kullanılan bir kelimedir. Cümle içinde kullanıyorum: "Cıncık gibi araba" :) ), Karayılan (Gaziantep Savunması'nda önemli isimlerden ve benim için büyük değeri olan şahıslardan birinin ismi) ve son olarak da Amanda (Hani birşeyi severken "Aman da Aman..." deriz ya; işte ben de arabamı öyle seviyorum) (Erifu'nun süper orjinallikte ve beni kırıp geçiren muhteşem fikri) kaldı geriye.
Amanda'yı çok sevdim, Karayılan'dan da vazgeçemedim ve ismini muhterem zat abimin de tavsiyesiyle Amanda koydum, göbek adı da "Karayılan" oldu...
Yarın egzozuna ismini okuyacağım, kurbanını keseceğim. Abim de torpido gözüne bir çeyrek altın takacak inşallah :)
25 yılda çok şeyimi alan bu hayattan nadiren istediğim şeylerden biriydi bu hayal ve yıllardır bu hayali kovalıyordum. "Hayırlı" olması şartıyla tabi... Şükür ki mevla gönlümüze göre olanları yavaş yavaş vermeye başladı. Belki çekilenlere sabredildiği için belki de...
İnşallah hayırlısıdır ve hayırlı olur.
Darısı herkesin gönlündekine...

15 Nisan 2009




Ruhum bedenimin sırtında,
Deve güreşi oynuyoruz hırsımla...

(Alıntı: Şehinşah)
Malumunuz şu günlerde en büyük gündemim "TUS". (Tıpta Uzmanlık Sınavı)
Her ne kadar benim için kötü geçse de merak edenler, hazırlananlar vs için Tusdata adlı kurum&internet sitesi yaklaşık puan hesaplama sayfası hazırlamış.
Tus puanınızı hesaplamak için şuraya buyrun;

14 Nisan 2009

Olmadı; ne kadar turistik amaçlı gittiğimi söylesem de içimde bir umutla gittiğim sınavdan bir gazi edasıyla yara-bere içinde çıktım...



Umutlar Sonbahar'a; yani Eylül ayına kaldı. Bakalım, zaman ne getirecek bilinmez ama en kısa zamanda ve en az hasarla su şınavı atlatmak zorundayız. Şu an hayatımdaki en büyük baş ağrısı nedeni bu ne de olsa...
Bana dua edin; ben yaralarıma TUS basmaya devam ederken...

11 Nisan 2009

Bu akşam 22.30 sıralarında -eğer bir aksilik olmazsa- Uzmanlık sınavına Ankara'ya gidiyorum. Genel duruma bakılırsa daha çok turistik amaçlı gibi görünse de denemekte fayda var. :) Hele bi gidelim bakalım...
Pazartesi görüşmek üzere...

09 Nisan 2009

İşte günümüzün "Ferhat ile Şirin" leri...



Oysa şimdi ne Ferhat'lar "Ferhat"; Ne Şirin'ler "Şirin"..

(Teşekkürler...)
Bugün acilde gelen bir keside Ortopedi Uzmanımızla ve onun büyük katkıları sayesinde "Tendon" adı verilen "kas lifini"  dikme şerefine eriştim...
Uğraştırdı, yordu, terletti ama alnımın akıyla çıkmayı başardım!:)
"Eee?" diyeceksiniz.
Tıp için küçük ama benim için büyük bir adım daha. Hele de olduğum ve olmak istediğim şeyler düşünülür, bilinirse...
Rasgele!.. :)

04 Nisan 2009



...
En arabesk halime bürüyor, buhran denizine düşüp şarkılara sarılıyorum; Alveollerime hükmediyor Zeki Müren; "Aldığım her nefesin birisi sen!" diyerek.
Birden nefesim daralıyor, yakamı değil ciğerlerimi sökmek istiyorum. Hatta nefes almamak...
En acımasız ve en psikopat "ben" olup neşterimi arıyor gözlerim; adli tıp dersindeki otopsi sahneleri geliyor aklıma;
"Üç boşluk düzgün kesilerle açılarak..." diyen. Merak ediyorum; hangi "boşluğu" kesip atsam bitirir bu elemi?..
Ve sönüyor bu şehrin ışıkları, katlimi gizlemek istercesine.
Sahne boşalıyor, oynayacak kimse kalmıyor...

22:49 04.04.2009

02 Nisan 2009

Bana iyilik yapmayın,
Benim iyiliğimi düşünmeyin,
Benim yerime düşünmeyin,
Empati kurmayın...
Bırakın ne halim varsa ben kendim göreyim;
Debeleneceksem de boğulacaksam da...
Bırakın; belamı ben kendim bulayım!..
En azından bu şekilde;
Kırmam, kırılmam ve daha çok kızmam!..

Kenara çekilin, üzerinize kan sıçramasın...

Copyright © atasagun | Powered by Blogger
Design by Duan Zhiyan | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com