ve her kuyuya taş atan bLog...

Beğenilenler

Unordered List

Blog Archive

30 Mayıs 2009

3 gündür beni allak bullak eden bir hadise var; Halihazırda mevcut olan müzik hastalığım ve bu hastalığımı illete dönüştüren 3 albüm. Hangileri? diye soracaksanız; Kıraç, Funda Arar ve Göksel'in 2009 albümleri...


Rock dışında Anadolu'dan kopmamasıyla da oldukça sevdiğim Kıraç "Garbiyeli"  albümüyle oldukça güzel bir albüm yapmış. Türküler ve hafiiiif hafif söyleyiş tarzıyla alıp götürüyor insanı..."Dinlemeyen pişman olur" demek pek de klişe kaçmasa gerek... Benim gibi içmeden kafayı bulmak isteyenlere birebir tavsiyemdir.

"Zamanın Eli" albümü ve Funda Arar... Pek fazla söze gerek yok zaten. Bu albümü de oldukça güzel...

Ve Göksel... Farklı olmasıyla sevdiğim bir şarkıcı. Bu defa da eskilerden dem vurarak ve bu demi tutturarak :) farklı olmayı yine başarmış. Ben bu albümü de çok sevdim...
Müzik otoritesi olmasam da tavsiyeme uymanızı tavsiye ederim :)
Pişman olmazsınız...
Not: Yeni evimin balkonundan bildirdim...:)

28 Mayıs 2009

Türkçe Rap ile tanışmama, sevmeme ve sevdirmeme vesile olan ve bu yolda büyük emekleri olan Sagopa Kajmer'in son albümü Kör Cerah'ın en sevdiğim parçası "Ateşten gömlek"e sonunda klip çekmiş... Bekliyordum, "ne zaman, hangisine klip çekecek?" diye. Az önce de cevabımı aldım, nette gezinirken. Şarkı zaten güzeldi, klip de güncel olaylara değinmesi ve daha önemlisi birçoklarının yapamadığı gibi "zulme sessiz kalmamasıyla" daha da hoşuma gitti. Sagopa Kajmer'i biraz da bu yüzden seviyorum...
Klibi de ekleyerek yazımıza son verelim adamım;

Bastır Sago!..

25 Mayıs 2009



Kalsa idik bir çocuk saflığında, sevmenin hafif biçimi ile yetinseydik. 
Onların yerinde olmayı istetecek kadar, ağır bir yük altında mıyız azizim? 

Ancak bunun da bir yüceliği var ki; onu da çocuk kalbi ile algılamak mümkün olmasa gerek...

24 Mayıs 2009

Dün akşam itibariyle yalnız yaşadığım ve pek de sevdiğim "lila duvarlarıyla, kasvetli havasıyla ve sıcacık hissiyatıyla" asla unutmayacağım şirin evimden taşındım. Birlikte çalıştığımız bir doktor arkadaşımla ev arkadaşı oluverdim...
Gerek yapışık ikizler gibi sürekli birlikte olmamız gerek aynı hedefleri (TUS gibi) kovalıyor olmamız sebebiyle bu taşınma işi gerekliydi. İnşallah amacımıza ulaşırız.Yeni evim aydınlık, ferah ama eskisi gibi değil, belki de ben alışamadım henüz...Bu da yeni odamdan yaşadığım yere bir bakış;



"Tedbil-i mekanda ferahlık vardır" derler, bakalım zaman ne getirecek...
Hayırlısı...

20 Mayıs 2009

Uzun zamandır yapamadığım bir şeyi daha yapabilme fırsatı buldum; yıllardır gidemediğim, göremediğim, "annemin köyüne gitme" planımı gerçekleştirdim! Dayımın, dedemin sürekli "gelmiyorsun" sitemleri ve biraz kafa dağıtma hevesi sonrasında 19 Mayıs tatilini fırsat bilerek ablamı, eniştemi ve yeğenlerimi de alarak köy yollarına düştüm.
Sıcak havada yolculuk etmek gerçekten sıkıcı olsa da varılan menzil her şeye değebiliyor...
"Uzun zaman" olmuş, gerçekten tekrar farkettim. Yollar, yerler, ölenler, kalanlar derken... Birçok şey sahiden de değişmiş, çok zaman geçmiş... Özlemişim, çocukluğumda yaptıklarım, yaşadıklarım da gözümün önüne gelince bunu da tekrar farkettim...Gerçekten de köyler, toprak...Var bir "yabanlık" bende...Sevmiyorum ben şehirleri! Tekrar tekrar söyledim bunu kendime.
Bir acilci olarak gece-gündüz dengesi olmayan biri olduğum için uzun zamandır güzel bir kahvaltı etmediğimi de farkettim; köy yerindeki o güzel, doğal kahvaltılıklardan sonra... Kıtlıktan çıkmış gibi yemişim o da ayrı tabi.
Dayımı, dedemi ve birkaç akrabayı daha gördükten sonra dayımla planladığımız "Amanda için kan akıtma" eylemimizi gerçekleştirdik. :) Görün işte, kan dökerim ben Amanda'm için, ona göre kıymetini bilin! :)
Daha sonra akraba ziyaretleri vs derken kısa gezimizi sonlandırıp yola düştük, akşam olduğunda evimize ulaştık... Bu gezileri ve böyle doğal şeyleri sık sık tekrarlama kararı aldım, hayatın karmaşasından, stresinden ve bilimum baş ağrılarından kurtulmak isteyenlere muhakkak tavsiye ederim :)
Fotoğraf makinem yanımda değildi, aceleyle unutmuşum. Telefonla idare ettim, epey de fotoğraf çekmişim. Birkaç kare ekleyelim... Bu arada en sondaki güzeller güzeli benim dayımın kızı oluyor :) 

Not: Buralarda "gundi" kelimesi "köylü" manasında kullanılıyor, okuldayken de çok duyardım. Bu yolculuk sayesinde Amanda'm köyünü gördüğü, tekerine köy kokusu bulaştığı için bu sıfatı verdim. Hakikaten de yolculuk sonrası gerek Amanda'nın gerek beyaz Converse'imin bürüntüğü toz-toprak bütünleşmesiyle köyden geldiğimiz belli oluyordu...:)

18 Mayıs 2009

Nöbetler, diğer işler ve dersler derken bir süredir bloga yazamayacak kadar meşgul, yoğun ve yorgundum...
Bu işlerden birisi de trafik haftası nedeniyle düzenlenen etkinliklerle yaptığım ilkyardım konuşmasıydı. 15-20 kişiye anlatacağım söylenmişti ama gittiğimde bütün protokolü ve üstüne bir okul öğrenciyi görünce suratımdaki ifade görülmeye değerdi... :) Neyseki ihtimalleri gözönünde bulundurup gitmiştim.
Slaytlar, konuşmalar derken kan ter içinde konuşmamı yaptım ve sunumu kazasız belasız atlattım :)
Hazırlanırken de internetten ve birkaç kaynaktan toparlayarak bir power point sunusu kullandım. Belki birilerine lazım olabilir düşüncesiyle sunumu buraya da eklemeyi uygun gördüm.
Umarım birilerinin işine yarar.
İndirmek için buraya tıklayın, indirmeden internet üzerinden incelemek isteyenler ise şu adrese buyursunlar...

09 Mayıs 2009

Bir Âyet-i kerime’de:
“Huşû ile namaz kılan müminler, âhiret azabından kurtuldular.” (Müminûn: 1-2)
Buyurulduğu gibi, diğer bir Âyet-i kerime’de de günahkârlara: “Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?” diye uzaktan uzağa sorulduğu zaman:
“Biz namazımızı kılmıyorduk!” diyecekleri haber verilmektedir. (Müddessir: 43-47)
 
Ayrıca namaz konulu güzel bir yazı okumak isterseniz yakzan kardeşimin blogundaki şu sayfaya bir göz atmanızı öneririm.

02 Mayıs 2009


Geçenlerde vakit oldukça fotoğraflarımı ekleyeceğimden bahsetmiştim.
Şimdi de "boynu bükük" adını verdiğim bu makro denememi eklemek istedim. Bu da yine kampüste çiçek, böcek çekmeye devam ederken yakaladıklarımdan. :)
Çiçeğe odaklanmış bir siyah-beyaz manipülasyon denemesini de ekleyince, son hali bu oluverdi...
Bakın bakalım, beğenecek misiniz?..

01 Mayıs 2009


Sabır etmeyen sükut etmiyor,
Sükut etmeyen dinlemiyor,
Dinlemeyen anlamıyor,
Anlamayan bilmiyor,
Bilmeden hayal kuruyor,
Ve sonra;
Sükut-u hayal oluyor...
İlginçtir; sükut-u hayalin ta kendisi "sükut-u hayal" diye isyan(!) ediyor.
Sonra herkes yalancı, herşey yalan oluyor...
Ne yaman çelişki!..

Copyright © atasagun | Powered by Blogger
Design by Duan Zhiyan | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com