ve her kuyuya taş atan bLog...

Beğenilenler

Unordered List

Arşiv

29 Temmuz 2009



Gaziantep Hayvanat Bahçesi'nde çektiğim ve çekene kadar akla karayı seçtiğim bir fotoğraf... Can dostum Canon'umun ardışık çekim özelliği olmadığı için tek karede bunu yakalamak hakikaten de zor oldu ama buna değmişti... "Poz ver" desen bu kadar olurdu sanırım. Övünmek gibi oldu ama ben bunu çok beğendim. :)
Gerek hayvanın güzelliği gerekse yakalandığı an ayrı bir ihtişam...

20 Temmuz 2009

Geçenlerde abimin düğünü olduğundan bahsetmiş, o tatlı telaş ile meşgul olduğumu yazmıştım...
Şükür düğünümüz oldukça yorucu olsa da herhangi bir aksilik olmadan, kazasız-belasız ve bir o kadar da keyifli bir şekilde bitti.
Önce "bayrak dikme" faslıyla başladı düğünümüz;


Sonra kına gecesi yapıldı, Amanda'm kına gecesinin en güzel kızı olmuştu tabi :)



Bu da müstakbel damadımız, sadıçlar ve kına faslından bir kare;



Ve yine Amanda'm bu mutlu günümüzde "gelin arabası" olarak hayırlı bir işe vesile olma şerefine erişti... :)



Bir kare de "kuşak bağlama" (Gelinin en büyük erkek kardeşi bu görevi yerine getiriyor) töreninden;




Gelinimizi getirdik, kapıdan içeri dualar ve Kur'an-ı Kerim eşliğinde girmek adettir;



Düğün sahibi olunca koşturmaktan, git-gel yapmaktan eğlenmek için çok fazla fırsat bulamasak da her fırsatta hopladık, zıpladık, abimizin mutluluğunu bizler de paylaştık. Bir güzel oynadık, eğlendik...

Ve bu da düğünün en coşkulu, en "halaybaşı" karelerinden;



Allah herkese bu tür mutlulukları yaşatsın, nasip etsin diyerek kapatıyorum.

Not: Gelen uyarılar ve talepler üzerine prensip dışına çıkarak -ve tabi damadın da izniyle- birkaç fotoğraf daha ekledim. Çok daha fazlasını eklemek isterdim ama malum; yerimiz dar. :) Fazlasını msn, facebook vs oralarda görebilirsiniz :)

17 Temmuz 2009

Bir kitaptan bahsetmek istiyorum;
Yokluğa, imkansızlıklara, çaresizliğe ve kimsesizliğe rağmen hem düşmana hem de açlığa karşı 11 ay süren, bu süre içerisinde inanılan hiçbir değerden taviz vermeden, canlarını hiçe sayarcasına feda ederek sergilenen bir varoluş mücadelesinden ve kurtuluş destanlarımıza emsal teşkil eden bir kahramanlık tarihinin kitabından...
"İstiklalin Bedeli" adlı bu kitabın yazarı yine kendisi de Gaziantepli olan sevdiğim, takip ettiğim değerli bir yazarımız Necdet SEVİNÇ. Kendisiyle bir seminerde karşılaşma fırsatı da bulmuştum. Bu eser de yeni çıktı, henüz okuma fırsatım olmadı ama yarın almayı düşünüyorum.
Gerek şanlı Türk Tarihi'ne olan ilgim, gerek Gaziantepli olmam, gerek bu değerlere var olan saygım ve hassasiyetim... Bu eseri almam için bir çok nedenim var. Gaziantepli olsun olmasın, bu memleketin her karış toprağındaki insanın bu ülkenin nasıl bir varoluş mücadelesi verdiğini, doğusundan batısına ne bedeller ödendiğini anlaması/görmesi/bilmesi açısından okuması ve okutmasını tavsiye ederim...

Kitaba dair bilgiler şöyle;

Türk çocuklarının, başlarını kartallar gibi gökyüzünün yüce katmanlarında dolaştırarak yaşamaları için kendilerini fedâ eden kahramanların aziz hâtıralarına armağan edilen bu kitap, efsanevî Antep Harbi’nin yegâne belgesel romanıdır.

Bayrağına düşman eli uzandığı anda, hiç kimsenin “uygun görmesine lüzum görmeden” şeref ve haysiyetini kurtarmak için silâha sarılan bir şehrin yaşanmış hikâyesidir, bu kitap. Bir kutsal isyanın, bir başkaldıranın, savaşın galiplerine meydan okuyuşun hikâyesidir.

Fransızlar; topları, tankları ve uçakları ile halk ibadet hâlinde iken camileri vurmuştur! Çarşıları vurmuştur! Hanları, kervansarayları, bedestenleri vurmuştur! Evleri vurmuştur! Yalnız Kozanlı Mahallesi’nde 2 bin 657 ev obüs mermileri ile çökmüş, kasabadaki 10 bin evden 8 bini harâbe haline gelmiştir! Tespit edilebilinen şehit sayısı 6 bin 317, yaralı sayısı 11 bindir!

Bütün bunlara rağmen ne sitem edilmiştir, ne ah, aksine bir türkü söylenmiştir siperlerde her sabah:

VURUN ANTEPLİLER NAMUS GÜNÜDÜR

VURUN TÜRK UŞAĞI NAMUS GÜNÜDÜR !

BİLGEOĞUZ YAYINLARI

www.bilgeoguz.com.tr

İsteme Adresi : Alemdağ Mah. Mollafenari Sok. No : 41/A Cağaloğlu-Eminönü

İSTANBUL


10 Temmuz 2009

Birkaç gündür nete pek giremeyişimin, yazı ekleyemeşimin sebebine geleyim hemen; büyük insan abimin evleniyor olması.

"Yani?" diyecekler için hemen söylüyorum; 11 ve 12 Temmuz '09 da abimin düğünü var, meşguliyetimizin yegane sebebi bu :)
Tanıdık, tanımadık, eş, dost, ahbap herkesi bekliyoruz...
Darısı diğer bekarların başına!...

Not: Kısmet olursa bir sonraki yazıda düğünden gelişmeleri aktaracağım...

07 Temmuz 2009

Doğu Türkistan'da Müslüman Türklere ikinci bir çocuk yapmanın yasak oldugunu... Doğu Türkistan'da 29.000 Caminin kapatılarak agıra,karakola,tiyatroya çevrildiğini... Dogu Türkistan'da yılda ortalama 4.000 Müslüman Türkün idam cezası ile hayatına son verildiğini... Dogu Türkistan'da milyonlarca Müslüman Türk'ün çalışma kamplarında zorla çalıştırıldığını... BİLİYOR MUYDUNUZ ???

Günlerdir Sincan'da, Urumçi'de katledilen Uygur Türkleri'nin, zorla çalıştırılan, tecavüz edilen, barlarda ve pavyonlarda çalıştırılmaya zorlanan kadınların ve çocukların seslerine ve acılarına kulak verelim.



"Zulüm karşısında sessiz kalan dilsiz şeytandır" sözünden hareketle bu konuya doğrudan ya da dolaylı olmaya, en azından dua etmeye davet ediyoruz herkesi... Yetkililerimizden de bu konuya vicdanen, siyaseten ve bilimum hallerde duyarlılık sergilemeye, "one minute" tavırlarını Uygur Türkleri kardeşlerimiz için de göstermelerini rica ediyoruz...
Kahrolsun Katil Çin!

06 Temmuz 2009

Bu aralar bünyemde bir anormallik silsilesi aldı başını gidiyor. Geçen gün anlattığım ses kısıklığı vakası sonrasında dünkü gündemim de saatler süren hıçkırık nöbetiydi...
Sesimi düzeltmek için değerli büyüğüm, tecrübe deposu Dr. Mithat abimden aldığım meslek hilelerine başvurdum, işe de yaradı hani. Ama tam sesi düzelttik diye sevinirken, kalan öksürükle uğraşırken dün akşam 20.30 sıralarında başlayan hıçkırık tuz biber oldu :)
Daha önce de tek tük olurdu ama nefesimi tutardım, su içerdim falan derken geçerdi. Dün geceki ise 00.00'a kadar sürünce artık dayanamayıp hastaneye bile gittim :) Yapılan müdahale 5 dk işe yaradı sadece, ben inat bedenim benden inat işte... :)
Artık dayanamaz hale gelince çareyi uyku ilacı atmakta buldum. Sonra sağlam bir uykuya dalıverdim de kurtuldum (en azından şimdilik öyle görünüyor)

Dipnot: Bazen bebeklerde ve çocuklarda hıçkırık nöbetleri oluyor, evde buna nasıl bir yöntem uygulayalım derseniz şu sayfada bir anlatım var, işinize yarayabilir.

03 Temmuz 2009

Diyorum ben; tuhafım, anormalim, deliyim, acayibim diye...
Yazın sıcağında soğuk almak, sesi kısmak, ciğeri çıkaraca kadar öksürmek herkesin harcı olmasa gerek :) Tamam mesleğim icabı çok denk geliyor ama bu kadarını yaşamamış, görmemiştim.
Ha, bu halde nöbet tutuyor olmak da işin trajikomik yanı.
Düşünsenize; Hastasınız ve karşınıza gelen doktorun öksürüğü, bitkin görüntüsü ve daha da komik olanı çıkmayan sesi...
"Ne şikayetiniz var?" derken hastanın kulağını bana iyice dayaması, kulağından şüphe etmesi... Hastanın yüzündeki ifadeyi görmek gerek. "Bunun kendine hayrı yok, bana mı faydası olacak?" diye düşünmüşlerdir eminim :)
O halde yaklaşık 300 hasta ve 24 saat nöbet; iyi dayanmışım hakikaten.


Baba filmindeki Don Corleone edasında kısık kısık sesle konuşuyorum artık, alıştım bir de bu sese. Sevdim hatta sahiplendim :) İyileşene kadar bu sesin tadını çıkaracağım, yarın da nöbetçi olduğumu hesaba katarsak eğlence devam edecek anlaşılan...
Şimdi bu sesle birilerine telefon açmaktan korkuyorum valla, durumu bilmeyen sapık falan sanacak :)
Hadi bana geçmiş olsun, Bu vesileyle sinema tarihinin en büyük Baba'sına saygılar!

Copyright © atasagun | Powered by Blogger
Design by Duan Zhiyan | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com