ve her kuyuya taş atan bLog...

Beğenilenler

Unordered List

Blog Archive

30 Eylül 2009

"Ama" dedi adam... "Bu şekilde olmaz!" sinirlenmişti. sinirlendiğini anlayabilsin diye sevdiği kadın; bağırmaya devam etti... Aslında düzensiz de olsa bir ilişkileri vardı. Yaşadıkları şeyin milyonlarca insanın hayali olduğunu bilmeden yaşıyorlardı ama en azından yaşadıkları bir şey olduğunun bilincine vardıkları "an"lar da yaşanılmıştı. Ki böyle insanlar severdi 'edilgen fiilli cumleleri". Kalkıp tabağını çöpe boşalttı. Poşetin dibinde geçen hafta alınan ve başka bir kavga sonucu poşetle kader paylaşımında bulunmaya zorlanan bir demet çiçek duruyordu. Bir hafta sonra bile tüm solmuşluğuna rağmen çiçeklik ünvanını koruyan demet kucakladı zavallı soteyi.
Ertesi gün kadın okula giderken, ki bu çok nadiren yaptığı bir şeydi, poşeti kapının önüne bıraktı. Biraz duruksayıp sevgilisinin zildeki adını okudu. Kadın bu kapıdan girdiği ilk gunden beri "Kazım"ın yazım yanlışı olduğunu düşünmüş ama hiç emin olamamıstı. Emin olmak için birilerine sormayı da becerememişti. Kendisi imla olaylarından pek hazzetmezdi. Kadınlığından sadece birkaç hafta kaybetmiş olmanın garip gururuyla çöpü bıraktığı kapıdan uzaklaştı. Uzaklaşmasında bir haftalık bağırışmaların hepsinden ve tek seferde kurtuluşunu kutlayan adımları büyük rol oynuyordu. O adımlara tersten yaklaşan iki ayak daha vardı apartman boşluğunda; ve hatta iki bacak, kambur bir omurilik ve düşünmemeye zorlanmış bir beyin. Bu organların toplandığı vücudu apartman sakinleri sakin oldukları zaman "Kemal Efendi" sakin olmadıkları zamansa "Kapıcı" diye çağırırlardı. Kemal Efendi'nin de kendince bir ilişkisi vardı. 17 yıl 2 ay küsür gün olmuştu babasının kayınbabasına "Allahın emri"li cümleyle hayatının geri kalanını ya da en azından hayatının geri kalanının yarısını belirlediği günden bu yana... Kayınbabası iyi adamdı. Ama ne var ki kızı baba tarafına pek çekmemişti. "Boşanmak erkek adama yakışmaz" mantığında hayatının en azından yarısını kavga ederek geçirmişti. Daha ne kadar yaşayacağını bilseydi tam bir denklem oluşturabilirdi ama hayatının ne kadarını yaşayacağını köyde ağa ya da töre; şehirde ise apartman sakinleri belirliyordu. Ne zaman yatağına uzanıp yaşamaya dair hayal kurmaya çalışsa bir "Kemal Efendi" sesi yükseliyordu yöneticinin tam yatağın başına astığı o küçük hoperlörden.
Çöp toplama zamanıysa günün en sevdiği dakikalarıydı. Poşetlerden çıkanlarla sevindiği çok olmuştu. Ama bugün sadece dört daire çöpünü bırakmıştı ve üçünden ganimet edinememişti. 2 numaralı dairenin önünde durdu ve zildeki işaretlere baktı. Okuma yazması olmadığından olsa gerek sadece baktı; görmek, okuma ve yazma gerektiren bir şeydi ona göre. Elindeki poşetleri yere bırakıp siyah ve pürüzleri el gıdıklayıcı kıvamdan uzaklaşmış olan poşeti iki eliyle araladı: Domates, düzgün doğranmış tavuk parçaları, onun altına amansızca saklanmış bir demet kır çiçeği, bunların arasında bira şişeleri, iki adet kumanda pili, yarıda söndürülmüş nikotin saklancaları...
Sonra tüm poşetleri kaldırıp yerden hırslı adımlarla karısının sabah silip temizlediği mermerler uzerinde kayıp uzaklaştı. Konteynıra bırakırken elindekileri kumanda pillerinden en az birinin çalışır durumda olması umudunu ve dört daire dolusu insanın kavgalarını hatta yer yer mutluluklarını attığının bilincinde bile olmamanın rahatlığını taşıyordu...

2 yorum:

  1. sevgilin mi var derdin var... bi de "hoperlör" değil "hoparlör" olacak. yanlış yazılmış orda.

    YanıtlaSil
  2. teşekkürler düzeltme için. bu bir taslaktı bir dergi için yazılan. Ama zaten dergiye de gidecek kudreti kendinde bulamadı :)

    YanıtlaSil

Copyright © atasagun | Powered by Blogger
Design by Duan Zhiyan | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com