ve her kuyuya taş atan bLog...

Beğenilenler

Unordered List

Arşiv

31 Aralık 2010

Sen yoktun...
Yalnızlığımı kadayıfa bastım.
Havuç dilimi sapladım kalbime,
Her dilimde dilim dilim dilimlendim,
"Sen" diye dillendim;
Sana dellendim...

Sen diğerleri gibi tepsinin köşesi değil,
Tam ortasıydın.
Gönlüm baklava kırığı gibi şimdi,
Darmadağın, kırık sırık...
Toplayamıyorum, toparlayamıyorum.

Künefemin içindeki antep peynirimdin,
Gözlerine baktıkça sünen..
Bir ömür boyu sünmek vardı seninle,
Bir çatalın ucunda, kıvamımız damlarken..

Elimde çatal, gözümde gözlerin;
Kıyamıyorum, uzanamıyorum.
Gidişin fos çıkan bir fıstık gibi,
tuttuğum tel elimde kalıyor...
Gözlerim yaşarıyor, dayanamıyorum.

Ve sen yoksun;
Dıbık dıbık düşlerim...

23:27 31.12.2010

Ferhat ASLAN & Haluk ÖZŞEKER

Not: Bir yılbaşı gecesinde, gerçek bir kadayıf ve gerçek bir yalnızlığa yazılmıştır... Anteplice versiyonu da mevcuttur.

24 Aralık 2010

"Tus" hüsranı sonrasında ders çalışmaya tekrar devam...
Ama bu kez daha yaratıcı şekiller buluyorum sanırım, "işsiz adamın çok işi olur" sözünden hareketle kendime iş çıkarmaya devam...
Annemin bazlama yaptığı ekmek tahtasını ve sobanın arkasını kapıp Pediatri, Dahiliye çalışmanın keyfine varıyorum... Biraz nefroloji, biraz bazlama kokusu eşliğinde... Tarifsiz bir lezzet.
Hadi bakalım, "anne eli değmiş bir tus macerası" diyelim biz buna, çalışmaya devam...

15 Aralık 2010

"Ankara Seferi"nden döndük...
Çalınan KPSS soruları nedeniyle ertelenen bu sınav (11-12 Aralık 2010 Tus Sınavı) sayesinde Ankara gibi bir yerde Aralık ayında sınava girmek ne demekmiş bir kere onu öğrendik.
Kendi yandaşlarını açığa çıkarmamak için kendi rezilliğini başkalarını rezil ederek kapatan bu sorumlulara bol bol rahmat okumayı öğrendik...
Küpe, yüzük gibi aksesuarları sınav salonuna almama işini anladık(!) da para cüzdanı ya da kart cüzdanı gibi önemli şeyleri barındıran bir ekipmanı salona almamanın mantığı nedir onu öğrenemedik. Yüzlerce, binlerce km yoldan Ankara'ya gidip de sınav salonu kapısında bu uygulamayla karşılaşan -ben dahil- bir sürü hekim bu sıkıntı yüzünden ne yapacağını bilemez oldu. Yabancı yer, gurbet el; kime nasıl bırakasın arkadaş? Anamız babamız kapıda beklemiyor ki emanet edelim...
Bu saçmalık yüzünden sınava girmeyen, girdiğinde de tedirginlikle sıkıntı yaşayan hekimleri kim anlasın?..
Burdan buna sebep olan, bundan mesul olan herkese bol bol rahmet okuduğumuzu bilmelerini söylemek istiyorum.
Kul hakkı, adalet falan diyenlere de bir kere daha ... ediyorum...
Allah ıslah etsin.

08 Aralık 2010

Gaziantep sefası devam ediyor.
İnsanın memleketi gibisi yok.
İnsan demişken; Ya da neyse, demeyelim.
Tus, istifa vs süreç içinde blogumu hala ihmal etmek durumunda kalıyorum. Ama vefasından şüphem yok :)
Ankara'ya gidiyorum, yazarım sana...

29 Kasım 2010

"Arvadı boşayan topuğuna bakmaz" demiştik. İcraata geçtik.
Tabir yerindeyse "arvadı boşadım" yani; bugün itibariyle Besni'deki memurluk görevimden istifa ettim...
Hayatta her şey bir bedel gerektiriyor. Hal böyleyken idealist olmak ve bazı hedeflere ulaşmak, fedakarlık ve feragat istiyor.
"Hakkımızda hayırlısı olsun" diyerek bugün imzayı bastık.
Bismillah!

Doğu değil, batı değil. Herhangi bir yer/yön hiç değil. O tadı anlayabilene bir koordinattan çok daha fazla şeydir Antep; Hayatın merkezidir Gaziantep!

 

(Ferhat ASLAN)

24 Kasım 2010

Uzun süredir kafamda olan bir karar verdim; kafamdaki sorularla uğraşırken en güzel destek ve izah babamdan Gaziantep'ten mükemmel bir deyimle geldi; "avradi bosuyan topuuna bakmaz"

Evet, bu iyi. Kesinlikle iyi.
"Ne demek ki bu?" diyorsanız, beklemede kalın...

16 Kasım 2010

Karikatürde ki gibi bayramları "tatil" gibi görmesem de 9 gün tatilin tadını çıkarmak lazım. Tabi bu tatili eş, dost ve sevdiklerimizle geçirmek hakkıyla yaşamış olmak olsa gerek. Tatil lafına aldanıp, "kurban olmamaya" dikkat edin, yollar malum... :)
Kurban Bayramı'mızı kutlar, hayırlara vesile olmasını dilerim.
İyi bayramlar Türkiye'm!

09 Kasım 2010

Arbet Aşklar

Olmuy raffığım,
Olmuy!
Sevmek bize gelmiy
Aşk üstümüzde durmuy.
Hep arbet,
Hep bi beden böök!..
Hep hıra galıyk, hep yavan,
Aşk bize gelmey...

Anamızın aldığı asbap da deel ki
"Seneye de giyerik" diyek.
Terzisi de yok ki
"Acı şoordan sırıçla" diyek...

Olmey raffığım, olmey!
Esas da biz
Yaralarımıza yamalık yapak,
Yalıızlığımızı geyek...

(Ferhat ASLAN-2010)

( Arbet: Kötü, yavan.  Hıra: Zayıf, çelimsiz )

03 Kasım 2010

Blogumu hayli zamandır hiç istemeden ihmal ediyorum, farkındayım. Ama 657li olmak beraberinde birçok zorunlu hali ve sorumluluğu da getirdiği için buna mecbur kalıyorum... Blogum beni sever, idare eder, sağolsun... Tabi geçen şu süreden bir özet geçelim;

# Şu yazımda ilk görev yerime tekrar döndüğümü, sevindiğimi falan yazmıştım ama bütün mutluluklar gibi bu da pek sürecek gibi görünmüyordu. Yeni bir görevlendirme ko(r)kusu vardı ve boşa çıkmadı. Yazısı gelince detayları ekleriz.
# Ben yokken tabir yerindeyse sinek avlayan görev yerim benim gitmemle şahlandı denebilir; Hastalar, yazışmalar, idari işler derken... Yine gönlümüze göre olmadı. Malum, derdimiz "Tus.."
# Bir sipariş için geçen hafta Aras Kargo'yla içli dışlı muhatap olmak zorunda kaldım ve ne gariptir ki Aras Kargo Gölbaşı Şubesi'nin ürün dağıtırken tahminlere, varsayımlara dayanarak iş yaptığını öğrendim. Mağdur olunca mağrur oldum, şikâyet ettim. Neyse ki genel merkez yetkilileri gereken hassasiyeti gösterdiler, azıcık yumuşadım...
# Yoğurtlu makarna konusunda artık kendimi de haddimi de aştığımı farkettim... Lakin şu yoğurtlu makarnayı yerken yaşadığım hislerden bir türlü kaçamıyorum...
# Hazır yalnız kalmışken ve hastalık nedeniyle derslerden bir nebze -mecburen de olsa- uzak kalınca kendimi film izlemeye verdim; Aynalar 1,2, Zafer ve Gurur, Yüksek Gerilim, Gangsterler, Koku (bunu izleyememiştim) gibi çok sayıda film izledim. Acillerden sonra birkaç gün dinlenmek -hastalığa rağmen- iyi geldi...
# Şükürler olsun ki Gökçe'nin sağlık durumunda ilerleme var. Kilo almaya başladı, toparlıyor maşallah. Böyle giderse 15 aylık olduğunda ameliyat olabilecek, o zamana kadar kontrole ve sabıra devam... ( Bu haber Diyarbakır için; Selam!)
# Artık derslerden ve mesailerden fırsat kaldıkça yollara düşmeye karar verdim. Kafamı dağıtmaya, dağılmaya ve kaybolmaya fena halde ihtiyacım var. Zira son 10 gündür yaşadığım sorunların dışa vurumu fazla şiddete dayalı olmaya başladı. Yoksa adımız ya kötüye ya da ...'ye çıkacak...
# Memuriyet hayatımda ilk kez "yıllık izin" kavramıyla tanıştım, biraz “oldu bittiye gelse de ders çalışmak ve biraz da dinlenmek için 10 günlük bir izin aldım. İyi oldu.
# Zahter'i sorarsanız, bildiğiniz gibi. Ufak ufak bıçak atsa da bana, naz yapsa da derdimi unutturan, sıkıntımı geçici de olsa hafifleten tek nesne o şimdi...
# Yeni bir patlayıcı madde keşfettim; “sosis” Evet, bildiğimiz sosis, yağda kızarırken fena halde tehlikeli olabiliyor, dikkat edin.
# Ha bir de, nar yiyorum; çok sevdiğim ama uzuuun zamandır kısmet olmayan meyveyi…
# “Salçasız yemek gibi” tatsız tuzsuz günler geçiriyorum velhasıl, ama kendime “yediremiyorum” farkındayım… Bunların ne denli gereksiz haberler olduğunun da, niye yazdığımı bilmediğimin de…
# Yazarım/yazacağım yine...


24 Ekim 2010

Uzun zamandır haftasonunu boş geçiremiyor, dinlenemiyordum...
# Bugün Zahter'le dinlendik. Bekar evi ne kadar toplanır bilmem ama kendimce evi elden geçirdim :)
# Yalnızlığımın, yoğurtlu makarna ile ne kadar pekiştiğini bir kere daha anladım...
# Aynalar adında bana değişik bir film, biraz dahiliye sorusu ve gece yine sıkıntı basınca öfkeyle bir kocaman poşet cevizi kırıp içlerini çıkardım. Yüce mevlam ne güzel yaratmış, kutu kolaların açma halkası gibi, cevize de açma deliği yapmış. Bugün bir kere daha şükrettim. Bıçağı takıp çevirince bütün cevizler yarılıyor :))

Bunu niye yazıyorum bilmiyorum ama blogum öksüz ben de blogsuz kalmamış oluyorum bu sayede. Galiba duygudurumum pek iyi değil :)

16 Ekim 2010

Daha ucuz ve daha kaliteli bir internet, iletişim için; desteklenesi kampanya...

http://fiilitekelesonverelim.org/

10 Ekim 2010

Yaklaşık 3 aydır mevcut görev yerimden ve asil kadromdan farklı bir yerde çalışıyordum. Hoş, aylardır hep başka başka yerlerde çalışan biri olarak böylesi durumları yadırgamak abesle iştigal ama yine de yoruyor bir yerden sonra. Hele de TUS gibi baba bir sınava hazırlanırken böyle çelmeler fazlasıyla can sıkıcı ve tempodan düşürücü oluyor. Yaptığın işten soğutması da cabası... İnsan şevkle çalışırken zevkle s...yorlar bir nevi... (Bkz: Sevmek)
Ben kah orada kah burada çalışmaya devam ederken zaman hızla geçiyor ve şaka gibi gelse de memuriyet hayatımda 2 yılı doldurmuş bulunuyorum.
Yazının başında da söylediğim gibi 3 aydır çalıştığım Çelikhan adlı ilçedeki "geçici" görevim sona erdi ve ben tekrar asli kadroma, ilk göz ağrıma dönmüş bulunuyorum. Bunca zaman acillerde çalıştıktan sonra sağlık ocağında çalışmak zor olacak ama bakalım... Gerçi bahse varım, birkaç güne kalmaz tekrar bir yere görevlendirileceğim ama artık benim de süprizlerim olabilir...
Hele yarın bir gidelim ilk göz ağrımıza...
Gelişmelerle burada olacağım.
Beklemede kalın dostlarım...

28 Eylül 2010

Doğum günü geçti, KPSS Skandalı yüzünden piyango Tus'a da vurdu. Bize de sınavzede olduk... İşin kötü bir takım sebepler(!) yüzünden son dönemde her işi eline yüzüne bulaştıran bu kurum yüzünden oyuncak olduk resmen. Sınav ertelendi önce, sonra iki sınav birleştirildi, sonra geriye alındı sınav, sonra ikinci sınavın da yapılmasına karar verildi...
Bu memlekette güya "gelecek" biz olacağız ama geçmişi böyle olanın geleceğine Allah sabır versin... Güç versin!
Bekliyoruz...

21 Eylül 2010

Günümüzde İzmir olarak kullandığımız isim, Smyrna kelimesinin dönüşmüş biçimidir. Smyrna kelimesinin daha erken biçimlerinin Smira, Lesmira, Zmirra, İsmira, Samorna veya Smurna olduğu da iddia edilmektedir. Smyrna kelimesinin kullanılmasında, kentin kurulduğu yerin yakınında bir kutsal alanın bulunmasının etkili olduğu sanılmaktadır. Bu kutsal alanın, Halkapınar kaynağı ve bu kaynağın oluşturduğu gölcük olduğu iddia edilmektedir. Smyrna / İzmir adının, Ana Tanrıça Kaynağı / Gölcüğü veya en azından Ana Tanrıça / Kutsal Ana anlamlarıyla ilgili olduğu düşünülmektedir. Sözcük büyük olasılıkla Hitit kökenlidir.

Kaynak; İzmir Valiliği

18 Eylül 2010

Bugün benim doğum günüm...
Kutlu bir sayı; artık 27!

15 Eylül 2010

Şuradaki haberle sarsıldım bugün :)
Yıllardır el altından soruların birileri tarafından birilerine verildiğini yediden yetmişe biliyorduk, onlar da su yüzüne çıkmadan "tatlı tatlı" işlerini yürütüyorlardı...
Ta ki bu sene artık iyice meydanı boş bularak ve arsızlıkta sınır tanımayarak davranana dek... Arsızlık diyorum zira, onceki yıllarda gizlenen tipler bu sene arkalarındaki şeylere(!) güvenerek fütursuzca kopya çekmenin tadını çıkardılar...
Hatta işin garip yanı; "demokrasi, hak, hukuk"  gibi kavramları dillerinden düşürmeyen sözde hak savunucuları bu olayda "gık" bile dememişlerdi... Hala da demiyorlar ya.
Herkese ayan olan bu konu artık herkesçe malum olmuşken, kimin ne olduğu iyice ortaya dökülmüşken, iş yine  ülke gündemimizdeki "abalı" ya da her taşın altında olduğu iddia edilen ve her türlü pis işin yıkıldığı "Ergenekon" a havale edildi :)
Son dönemde moda bu; terörü, yolsuzluğu, haksızlıkları ve altından kalkılamayan bilimum arsızlıkları Ergenekon'a yıkmak...
Moda bir kelime var ya hani; "SAMİMİYYET" (iki Y ile olunca daha etkili ve demogojik oluyor da), "KUL HAKKI" falan da hikaye...
Artık biz gülemiyoruz bile ağlanacak halimize. Ama ne yazık ki, adamlar hem gemilerini yürütüp hem de bir taraflarıyla gülüyorlar bize..
Gelişmeleri ve sonucu merakla bekliyorum...
Vurun Abalıya!

13 Eylül 2010

Son yazımda bahsettiğim üzere beklenen an gerçekleşti; Abim ilk kez baba, ben ilk kez amca  oldum. Ve ASLAN ailesi de +1 oldu...
Merak edenler için bu ara sanırım kız bebek mevsimi; bütün yenidoğanlar neredeyse kız oluyor. Bu da öyle oldu :)
Dayı olmuştuk, amca da olduk bu vesileyle. Hayırlısıyla herkese nasip etsin mevlam.

06 Eylül 2010

Şuradaki yazıda Gökçe bebeğin dünyaya gelişinden bahsetmiştim. Üçüncü kez dayı oluyordum ama ilk kız yeğen olmasıyla da güzel olmuştu. Gökçe aynen devam ediyor, ufak tefek nazıları haricinde iyi şükür.
Şimdi, hatta şu saatlerde ailemize yeni bir fert katılmasını bekliyoruz; Bu defa nasipse abimin ve eşinin ilk bebekleri dünyaya gelecek, onun da kız çocuğu olması bekleniyor. Kısmet olursa  "Amca" olmak üzereyim :)
Beklemedeyiz...
Gelişmelerle burada olacağım, Allah herkese hayırlısıyla gönlündekini nasip etsin.

04 Eylül 2010

Bir Besni Akşamı...
Originally uploaded by Fe@S

Balkonda çayım (oruç dışında tabi), kitaplarım ve fotoğraf makinamla başbaşa kaldıkça devam ediyorum deklanşöre basmaya...
Bu da yine onlardan biri, güneş batıp, gökyüzü lacivertleşirken..

24 Ağustos 2010

Her gün medyanın büyük kısmında söylendiği üzere günden güne daha da demokratikleşiyormuşuz... Daha da hak, hukuk devleti oluyormuşuz ya hani...
Ya bir terslik var ya da anormal olan benim; zira her geçen gün daha çok hukuksuzlukla, haksızlıkla karşılaşıyorum..

Bir memleket düşünün; eğitim ve sağlık sistemi siyasete oyuncak olmuş, maskara olmuş...
Bir gün bir telefon çalıyor, açıyorsunuz; mecburi hizmetle geldiğiniz, tercih ettiğiniz ve belki de binbir zorlukla atandığınız görev yerinizden hiçbir bilgi/istek/talebiniz olmadan başka bir yere, hem de bir mahrumiyet bölgesine tayin edildiğinizi öğreniyorsunuz.
Hepsi bu kadar kolay ve basit işte...
Kurulu düzeniniz, hayatınız, hedefleriniz, amaçlarınız hiç önemli değil zaten de, kul hakkı, hak, hukuk, demokrasi bunun neresinde? Sorarım her yerde biz ....'yiz diye geçinen sözde insancıklara! (Boşlukları siz doldurun)
Hani "SamimiYYet" diye dilleniyorlar ya her yerde; ancak bu kadar samimiler işte...

Allah sizi bildiği gibi etsin, ne diyeyim. Susmak kaderiymiş 657'nin..

11 Ağustos 2010

Teknolojinin ilerlemesiyle günden güne artan e-devlet sistemleri aynı hızda ve oranda günden güne çökmeye devam ediyor.
Bütün başvuru, tercih, atama ve sonuç vs. hizmetler için internet siteleri kullanılacak denirken ne hikmetse bu sitelerin hiçbiri kolay kolay açılmıyor ve hizmete ulaşmak işkenceye dönüşüyor...
Örneğin; şu an KPSS sonuçları için ÖSYM sitesine girmeye çırpınan bir grup- hem de azımsanmayacak sayıda- arkadaşa şahit olurken diğer yandan da yeni mezun olmuş doktor arkadaşlarımızın merakla beklediği 34.DHY Münhal Kadrolar için Personel Sağlık sitesine de ulaşılamıyor...
"E-devlet"i ne kadar sağlıklı yürüttüğümüzü bilemem ama herkes pes etmeye ve "eee-devlet!" demeye başladı, haberleri olsun...

06 Ağustos 2010

Kitabın da söylediği gibi...



02 Ağustos 2010

Gökçe bebek anasının kucağından çok Zahter'in kucağını görmeye devam ediyor...
Sabah nasipse ilk ışıklarla yine -günübirlik- Diyarbakır'a gidiyoruz...
Görüşmek üzere.

27 Temmuz 2010

Atakule
Originally uploaded by Fe@S

25 Temmuz 2010

Yalnızlığın bana yakıştığını söylüyorlar. İyi duruyormuş üzerimde. Renkleri sade ve uyumluymuş, dikimi kusursuzmuş. Bu mahir terzinin adını öğrenmek istiyorlar. Söyler miyim hiç. Konfeksiyon yalnızlıklar ne güne duruyor söyler miyim hiç.

Sevgili dost, bana bencilce hareket ettiğimi söyleme sakın, insanlara güvenimi kaybettim. Terzimin adını sadece deniz fenerlerine ve kız kulesine verdim .

Galata kulesi de istedi ama reddettim onu. Çünkü o her gece koynuna yabancıları alıyor. Yalnızlık senin neyine dedim. Neyine senin yalnızlık!..

(A.Ali Ural)

19 Temmuz 2010

Ne demeli şimdi...

video

18 Temmuz 2010

Hızlı blogcu Çağrı abim beni de işaretlemiş. Sağolsun, onur duydum. Konu hayattan sorular. Gelelim cevaplarımıza;

1.Hangi işleri yarım bırakırsın ya da bıraktığın neler var?

İşlerimi yarım bırakmayı sevmem hele de yemek yemeyi :) Elde olmayan sebeplerle yarım kalan bir hedefim var şimdilerde; uzmanlığı kazanmak. Onu da tez zamanda tamamlayacağım inşallah.

2.Yakın zamanda kaybettiğin biri var mı?

Kaybetmek göreceli; Ölüm anlamında olmasa da kaybettiğim birkaç insan var malesef. Allah kimseyi sevdiklerinden ayırmasın.

3-En ağır bulduğun, sana dokunan bir yemek var mı?

Gaziantepliyim, en büyük hobim ve tabiatım yemek. Hal böyleyken bana  dokunabilen bir yemekle tanışmadım henüz.

4. Aşk anlamında unutamadığın biri var mı?

Güntülü var, Gökçenkız var, Leyla var, Şirin var, Aslı var... Ve bunlar sadece hikayelerden ibaret...

5.Çocukken sevdiğin çizgi filmler?
Çocukken çok sevdiğim çizgi film pek yok ama sonradan çıkan tarihi çizgi filmlere o zamandan beri ve hala hevesliyimdir. Sonraki nesillerin de mutlaka izlemesini dilerim.

6.Blogger’a ne zaman kayıt oldun, kim vesile oldu?

2 seneden fazla oldu. Ondan önce bir o kadar zaman da Blogcu'da yazıyordum. Sevdiğim yazıları saklama merakıyla başlayan ve süregelen bir durum oldu..

7.Çok paran olursa ne yaparsın?

Sakin bi yerde müstakil bir ev, bir araba (tutkumdur) ve düzenli bir hayat hiç de fena olmazdı hani.

Eskisi kadar sık blog yazamadığım ve takip edemediğim için şu durumda işaretleyecek kimsem yok. Buradan hareketle yazmak isteyen dostlar varsa işaretlemiş sayarım :)

10 Temmuz 2010

Sen...Ben..
Originally uploaded by Fe@S


İşte biz böyleyiz sevgili...

Bir ateşin korunda
Yanarken de
Bir rüzgarın koynunda...
Duman olup göğe karışırken de...

Yanmakla bitmez,
Esmekle dinmez bir sevda bizimkisi...

Şimdi, sonsuza kadar;
Yan ey sevgili!

Ferhat ASLAN '2010

09 Temmuz 2010

Gözde internet tarayıcım olan Mozilla Firefox'a Google'ın Chrome'u yüzünden birazcık küser olmuştum. Chrome kadar hızlı ve seri değildi. Hatalar vermeye başlamıştı.
Dün akşam bildirgec'te gördüğüm bildiriyle gönlümdeki yerini tekrar kazandı...
Yayınlanan 4.0 Beta 1 sürümünde oldukça hızlı olması yanı sıra son sürümdeki hatalar da bariz olarak en aza indirilmiş.
Önceki sürümlerle görsellik arasında da biraz fark var ama çabuk alışabilirsiniz. Ben dünden beri indirdim, test ediyorum, oldukça da hoşuma gitti.
Nihayetinde henüz beta sürümü ama tavsiye ederim. İncelemek isteyenler şuraya, indirmek isteyenler de buraya tıklasın :)

05 Temmuz 2010

Kocatepe Camii
Originally uploaded by Fe@S

Şu sıralar fotoğraf sevgim doruklara ulaşmış durumda...
Ben böyle böyle öğreneyim diye çırpınırken HDR diye bir teknikle karşılaştım.
Fotoğraflara anlatılmaz bir tat veren, ruh yaratan bir teknik... Henüz tam başaramış olsam da küçük bir hileyle bir iki fotoğrafa uygulamayı becerdim... Bakalım, nasıl olmuş...

30 Haziran 2010

Sanırım acının bir görüntüsü yok. Ama tasvir etmek için uygun fotoğraf veya kelimeleri bulamadığımız 'katıksız acı'yı tasvir edebilecek güzel bir müzik biliyorum... (MBD)

video

25 Haziran 2010

Canım memleketim... O kadar hamlamış ki beyinler, terbiyenin, edebin, seviyenin yerlerde süründüğü ama izlenme rekorları kıran dizileriyle... Tutturmuş gidiyor; "Aşk-ı memnu ne olacak, Ezel bilmem ne olacak, Yapraklar dökülecek mi?"diye... İhanet, namussuzluk diz boyu...
Alın size yeni dizi, soluk soluğa hem de. En gerçeğinden, en adisinden... Hem de güncel...

· 24 haziran 2010 elazığ karakoçan karakol saldırısı
· 22 haziran 2010 halkalı terör saldırısı
· 21 haziran 2010 diyarbakır bağdere karakol baskını
· 20 haziran 2010 palu jandarma karakolu saldırısı
· 11 haziran 2010 şemdinli çatışması 
· 11 haziran 2010 tunceli pkk saldırısı 
· 8 haziran 2010 istanbul'da polis otosuna saldırı

21 Haziran 2010

Cennet Yurdumuzun, adı eski devirlerden beri değişmeyen şehirlerinden biri de Konya'dır. Konya adının "Kutsal Tasvir" anlamındaki "İkon" sözcüğüne bağlı olduğu iddia edilir. Bu konuda değişik rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan biri; kente dadanan ejderhayı öldüren kişiye şükran ifadesi olarak bir anıt yapılır ve üzerine de olayı anlatan bir resim çizilir. Bu anıta verilen isim, "İkonion" dur.

İkonion adı, İcconium'a dönüşürken, Roma döneminde İmparator adlarıyla değişen yeni söyleniş biçimlerine rastlanır. Bunlar; "Claudiconium, Colonia Selie, Augusta İconium" dur. Bizans kaynaklarında "Tokonion" olarak geçen şehrimize yakıştırılan diğer isimler şöyledir:
"Ycconium, Conium, Stancona, Conia, Cogne, Cogna, Konien, Konia..."

Arapların Kuniya dedikleri güzel kentimiz, selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde bir daha değişmeyerek günümüze kadar gelen ismine kavuşmuştur: Konya...

Kaynak: Konya Valiliği internet sayfası
Bitinya Krallığı dönemi’ nde Prusa adıyla kurulan Bursa, Krallığın üç büyük kentinden birisiydi.Temelleri Bitinya Kralı Zipoetes’ se İ.Ö 300' lerde atılan Prusa, daha sonra, İ.Ö 230 - 182' de hüküm süren I. Prusias Kallinikos’ ca yönetim merkezi durumuna getirildi. Adını da bu kralın adından aldı.

17 Haziran 2010

Bilindiği üzere 2 yıldır halihazırda var olan Youtube sitesine giriş yasağı yeni bir düzenlemeyle daha da genişletildi ve siteye girmek hayli zorlaştırıldı.
Nette çözüm ararken şurada bulunan çözümü uyguladım ve faydalı bulunca paylaşmak istedim. Sitede şöyle bir izah mevcut;

Youtube ile ilgili yasak nedeniyle sürekli olarak youtube jacker ve benzeri programların,hosts dosyalarının güncellenmesi zorunlu hale gelmekte. Mayıs ayını bitirdiğimiz bu süre içinde youtube ile ilgili hosts dosyaları etkisiz kalmaya başladı. Bu konu altında bundan sonra en güncel programı kullanarak hosts dosyanızı değiştirebileceksiniz. XP,Vista ve Windows 7 ile uyumlu bir yazılımdır. Yanlız Windows Vista ve Windows 7ye yüklerken sağ tıklayıp yönetici olarak çalıştır demeniz gerekebilir. Dosyamız kesinlikle güvenli olup daha önce antivirüs programıyla taratılmıştır. Tabi ki yüklemeden önce tekrardan tarama yaptırarak kendinizde deneyebilirsiniz.

Youtube'a girebilmek için gereken yazılımı indirmek için buraya tıklayın. İndirdiğiniz dosyayı ne olur ne olmaz diyerek virüs taramasından geçirmeyi unutmayın.
İyi eğlenceler...

03 Haziran 2010

Yaklaşık bir haftadır bloga bakabilme şansım olmuyordu. Çünkü ablam beklenenden birazcık erken olmakla birlikte doğum yaptı...
Bebek biraz sıkıntılı doğdu, korkuttu bizleri ve koşturmaca yüzünden anne kucağından önce Zahter'imle tanıştı :) Ama çok şükür şu an iyi.
Daha önce erkek yeğenlerim vardı ama ilk kez kız yeğenim oldu, şanslı bir bebek olacak, 4 tane dayısı hele de birisi ben olunca... :)
Allah kendisine hayırlı ve güzel bir ömür, herkese de gönlündekini -hayırlısı olmak şartıyla- versin...

25 Mayıs 2010


Annemin köyüne giderken dikenler ve yabani otlar arasında tek başına duran, yalnız bir güzelin fotoğrafıdır bu... Aklıma çok sevdiğim birini getirdi... Herkese ve her şeye rağmen güzel olmuş, güzel kalmış birini... Saygı duyduğum birini...
Ellerinden öptüğüm... Hürmetle kal...

23 Mayıs 2010

Sadece yorgunum...

13 Mayıs 2010

Dikenler içinde bir "gül"dün,
Bana bir gülüverdin,
Gönlüme fidan verdin;
Gönlüm gülistan oldu,
Sana en güzel "gül"ü verdim;

Gül yüzün hep gülsün diye...
Sen en güzel "gül"sün diye...

00:04 10.05.2010
Ferhat

09 Mayıs 2010

Sınırsız, karşılıksız ve sıcak sevginin, hoşgörünün, sabrın temsilcisi tüm annelerin ve anne adaylarının "Anneler Günü"nü kutlarım...
Anacığımın da ellerinden hürmetle öpüyorum...

02 Mayıs 2010

Besni, güneş henüz batmış, yağmur bulutları çaktırmadan yerleşirken...

25 Nisan 2010

Hüsranla sonuçlanan Ankara Seferi'nden geriye biraz hüzün, biraz hırs ve bir de güzel fotoğraflar kaldı... Pili olan her şey gibi fotoğraf makinam da beni hayal kırıklığına uğrattı ama birkaç güzel fotoğrafı esirgemedi benden...  Botanik Parkı'ndan Atakule'ye bir bakış fırlattım, doğal bir çekim oldu, hoşuma da gitti ve eklemeden geçemedim...


Diğer fotoğrafları da yeri geldikçe ekleyeceğim zaten. Bakalım beğenecek misiniz...

23 Nisan 2010

Bugün 23 Nisan, Şanlı tarihimizden kutlu bir gün daha...
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun!..
Şu an bulunduğumuz şartlar ve durum gözönünde tutularak "ulusal egemenlik" kavramını bir kere daha gözden geçirmenizi öneririm...

Gelelim diğer bir tarihe daha;
Bugün aynı zamanda Blogcu'dan taşınıp Blogger'a yerleşmemin ve ferhataslan.com olmamın 2.yılı... O da kutlu olsun... Eskisi kadar güncel ve yoğun yazamasam da blogumla nice senelere diyorum...
Bunca zamandır takip eden, katkıda bulunan herkese de teşekkür ediyorum...

21 Nisan 2010

Ankara beklediğim gibi değildi.
İnsanlar beklediğim gibi değildi...
Sınav beklediğim gibi geçmedi...
Velhasıl "Ankara Seferi" -ne yazık ki- hüsranla sonuçlandı...
Eylül'e kaldı umutlar... Hayaller...

Kaldığımız yerden Besni'ye, Nöbetlere, Tus'a devam..
Hayırlısı...

16 Nisan 2010


Tıpta Uzmanlık Sınavı yani kod adıyla "Tus"a katılmak üzere Ankara'ya gidiyorum.
Nasipse 18:00 sıralarından itibaren 19 Nisan'a kadar Ankara semalarında olacağım...
Bana şans dileyin, dua edin...

08 Nisan 2010

İnsan yıkılırken bİle "Lamelif" gibi devrilmeli bükülmeden. ( لا ) İnsan sevdiğine atılan kurşunları "Cim" gibi alabilmeli bağrına. ( ج ) İnsan sırtına dağlar yüklendiğinde "Elif" gibi dimdik durabilmeli. ( ا ). İnsan bir ömür "Kef" gibi sevdiğini kucağında taşıyabilmeli. (ك) İnsan sevdiğine ölürken bile "Te" gibi tebessüm edebilmeli. (ت ) İnsan bir tek RABB karşısında "Mim" gibi secdeye koymalı başını (م )...

(Alıntı)

05 Nisan 2010

Aylardır süren araba sorunum bugün itibariyle çözüldü. (İnşallah)
Geçen yazımda bahsettiğim arabada son ana kadar bir sürü sorun çıksa da kazasız belasız bitirmek ve yeni sahibi olmak nasip oldu...
Gönlümüzden geçen çok şey vardı, hesaplarımızda da... Ama her zaman her şey istediğimiz gibi olmuyor işte.
"Neye niyet neye kısmet" dedik,  tutkumuza kavuşmuş olmanın ve bu kronik sorunu çözmüş olmanın mutluluğuyla evimize geldik...
Allah herkese gönlündekini- hayırlısıysa tabi- nasip etsin...
Arabaya isim koyma adetimi de biliyorsunuz; Ruhsatta rengi "Adaçayı yeşili" diye geçiyor. Bunu "Antep İşi" bir şey yapayım derken Gaziantep yöresinde bilinen bir bitki ve aynı zamanda çay olan Zahter koymaya karar verdim. Aile meclisi de onay verince egsozuna ismini okudum... Artık görmeye gelenler torpido gözüne çeyrek altınları takabilirler, dantel örtüleri getirebilirler...
Tanıştırayım, Zahter!


Mevlam herkese daha güzellerini nasip etsin.
"Maşallah" demeyi unutmazsanız sevinirim...

03 Nisan 2010

Bugün araba adayım için Gaziantep'e gittim.
Baktım, beğendim, anlaştım...
Nasipse ve bir aksilik çıkmazsa Pazartesi gidip getireceğim.
Her şey güzel de eksik var...
Ne zaman tam oldu ki?..

"Hayırlısı..." demekten başka ne çare...

28 Mart 2010

Şu sıralar istisnasız her gün bir kere daha anlıyorum; hiçbir şeyi çok istememek, çok heves etmemek gerektiğini...
Çünkü neyi çok istesem, neye çok heveslensem mutlaka içimde kalıyor... Hayırlısı değilse olmasın zaten hiçbir şey. Kısmet ya da nasip değildir diyorum ama bu kadar çok olunca "acaba bende mi sorun var?" demeden de edemiyorum hani... :)
Hayırlısı bakalım...
Kafam karışık, beklemedeyim...

"Allah bes baki heves..." diyelim...

25 Mart 2010

Google earth gibi programlarda hep Gaziantep'i gezmek, detaylı görebilmek istemiştim ama detaylı görüntü alamıyordum. Bugün eşkili sözlüğümüzden öğrendiğim bir sayfa adresine girince kendimden geçtim :)
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından çok ama çok güzel bir sanal tur sayfası hazırlanmış.
Gaziantep'i görmek isteyenler, özleyenler, merak edenler ve diğerleri... :)
Gerçek görüntülerle sanal bir Gaziantep gezisi yapmak istiyorsanız - ki muhakkak öneririm- bu sayfayı bir inceleyin. Beğeneceksiniz.
Buyrun >>  Sanal Gaziantep Turu

24 Mart 2010

Köy yumurtası...
Köy yoğurdu...
Gerçek lezzet ve güzellikler...
Bol bol müzik...
Tus ve nöbetler...

Yaşam alanım, yaşamımdaki insanlar her ne kadar doğallıktan pek de uzak olsalar da...
İşte birkaç gündür hayatımın özeti bu...

19 Mart 2010

video


2 yıl oldu...
2 yıl önce tam bu tarihlerde çok sevdiğim bir insanı kaybettim...
Hikayesi uzun, acısı büyük...
Zaman her şeyin ilacıdır denilse de...
İlaç fayda etmiyor bazı şeylere...
---
Unutmak tükenmektir... 


(Müzik: Nigar ULUERER - Bir İhtimal Daha Var )

18 Mart 2010

  video

Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz...
Yollarında, izlerindeyiz!..

Bir destanı anlamak/öğrenmek ve yaşamak için buyrun...
http://www.canakkale.gen.tr/

05 Mart 2010


Nöbet öncesi depresif...
Nöbet sonrası manik/öforik;
Bipolar oldum çıktım iyice... :)

02 Mart 2010


Bir hayalden bir hayale geçerken sabahı karşılıyorum. Güneş penceremden içeri girerek gecenin kasvetini getiriyor. Hayaller bir sonraki geceye kadar çekiliyor odamdan, gözlerimden. Hayaller gözlerimden çekiliyor diye kızma sakın!
Çünkü benim günüm hep seninle başlayıp seninle bitiyor...

21 Şubat 2010

Fotoğrafa dair yazılarımdan da biliyorsunuz;
Uzun zamandır amatör düzeyde de olsa fotoğraf konusuyla ilgileniyorum. Tabi bu süreçte Analog makinalar uzun bir yer kaplıyor ve ben öğrenciliğim en başta olmak üzere en çulsuz zamanlarımda bile fotoğrafa, poza ve tab ettirmeye hayli para harcamıştım. Aç kalmak pahasına :)
Analog makinaların masrafı ve eksilerini farketmek bir yana dijital makine alabilecek duruma gelir gelmez hakkımda sayfasında da belirttiğim gibi Canon Powershot A550 almıştım. Tabi o zamana kadar neleri kaçırdığını bilemiyor insan, öğrenci bünyesi olarak... O zaman dijitalin hem keyfine hem de ekonomisine geçmekte çok geç kaldığımı anladım. Canon'la güzel an(ı)ları yakaladık, kaydettik... Güzel zamanlar geçirdik. Ta ki sevgili abim gaspedene(!) kadar :) Helali hoş olsun tabi, daha iyilerine layıktır kendisi.
O günden bu yana cep telefonuyla idare etmeye çalışıyordum ama içimdeki fotoğraf sevdası içten içe yakıyordu, uygun ve kendimi geliştirebileceğim bir makina arayışındaydım. DSLR kategorisine girip profesyonelleşeyim diye çabalarkan Canon EOS 500D'ye gönlümü kaptırdım ama karşılında istenen başlığı vermek şu durumda biraz yüksekten uçmak olduğu için bu sevdayı kalbime gömmeye, bağrıma taş basmaya karar verdim ve aramaya devam ederken, tavsiye üzerine ikinci el, temiz kullanılmış bir Sony H9 bulabildim.



Gaziantepli olmanın da etkisiyle sıkı bir pazarlıktan sonra artık bu makinenin sahibiyim!
Şimdi yeni oyuncağımla haşır neşiriz, birbirimizi tanımaya çalışıyoruz;  güzel anlar için...
İzlenimlerimi incelemelerden sonra aktaracağım ama genel olarak güzel bir makine diyebilirim. Bakalım artık.
Birlikteliğimizn meyvelerini yakında buradan paylaşacağım inşallah...

15 Şubat 2010


Görüntü görüntüyü, ses sesi yer,
Aşk dedikleri işte böyle bir yer.
Herkes gibi olmak, olmayacak gibi bir şey
Herkes gibi olmak, olmamak gibi bir şey.

(SEZAİ KARAKOÇ - LEYLA İLE MECNUN- KARABASAN / S:44)
Şu yazımda bahsettiğim üzere Suvarlı adlı beldede geçici görevliydim. An itibariyle geçici görevim sona erdi ve daha önceki geçici görevli olduğum Acil Servisime geri döndüm...
Hadi bakalım, Mevlam utandırmasın!..

10 Şubat 2010

Uzun süredir aynı temayı kullanmakla birlikte alternatif arayışındaydım...
Çekingen blogunun sahibi, sevgili Çağrı abimin de ısrarlarıyla ve destekleriyle uygun bir tema arayışına girmiştim ve şu an gördüğünüz arayüzde karar kıldım...
Tedbil-i mekanda olduğu gibi temada da ferahlık vardır diyerek hayırlı olmasını diliyorum...
Üstünkörü bir düzenlemeyle yayına koydum, düzenlemeler ve geliştirmeler sürecek...
Hadi bakalım... :)
Facebook, Myspace ve Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerine Google amcamızdan güzel bir cevap geldi; Google Buzz


Gmail ile entegre çalışan bu sistem aynı zamanda Picasa, Google Reader, YouTube, Flickr, Blogger ve Twitter ile entegrasyonu da destekliyor.
Gmail sahibi olmak ve kullanmak için Gmail hesabınıza giriş yapmanız yeterli. Güncellemeler, fotoğraflar, bağlantı adreslerini de paylaşabiliyorsunuz...
Fena görünmüyor, sosyal paylaşım çılgınlığına uyum sağlamak hatta kapılmakta hiç zorlanmayan internet ahalisine duyurulur...

03 Şubat 2010

Bloguma bilerek ya da kazara girmiş olan herkes artık benim ne kadar Gaziantep Sevdalısı olduğumu biliyor, her defasında da dile getiriyorum gerçi.
"İnsan sadece sevmekle kalmamalı, sevgisini yaşamalı ve yaşatmalı" diye düşünüyorum, düşünürken de sevgime bir şeyler katmaya çabalıyorum haliyle. Hoş, bir insan sevince, her şey daha da kolay oluyor zaten, ayriyeten bir çabaya gerek kalmıyor...
İşte ben bu duygudurumda takılırken Gaziantep ile gece yarısı gelen bir ilhamla(!) Anteplice bir şiir yazdım, daha doğrusu yazmaya çalıştım. Zira sizler de bilirsiniz ki şiveyi, yöresel ağızları kağıda dökmek her daim zordur... Elimden geleni yaptım ve siz sevgili dostlarımla paylaşmak istedim. Yoruma açıktır :)
---
Misgilim Sevdam

Can çekişen bir hallik kimi
Yerlerde yatıydı sevdam.
Bes bi pıçak çalıcıydın,
Gurtulurdum bu acıdan.
Tek dileem buydu senden,
Çalmadıng...
Ganım içime ahtı;
Mındar oldu misgilim sevdam

Şimdi, gapının urgunda* yatıym
Sahipsiz bir hallik kimi
Gelmeliyding döyyüs!
Gelmeliydin!..

Gıymete bindin,
Gelmeding;
Bak fıhara kaldı,
Yetim galdı sevdam.
Nalet ettim, gancoloz* oldum,
Dört golluya bindi sevdam...

Ferhat ASLAN / (eşkliufaksözlükteki halfe/kullanıcı adıyla; rafık)

Dipnot: Antep şivesine yabancı olmanız olası. Bu nedenle birtakım kelimeleri anlamakta zorluk çekebilirsiniz. Yorumlarınızda belirtebilir ya da daha fazlası için http://www.eskiliufaksozluk.com adresli sözlüğümüze bir göz atabilirsiniz... Nasipse devamı gelecek...

27 Ocak 2010

Uzun zamandır severek takip ettiğim, Yılmaz Özdil'in yazısını, el sürmeden aynen yayınlıyorum. Ağzına sağlık..;
---
Doktor

Kız verirken...

Kocaya varırken...
Otomobil alırken...
“Doktor civanım.”
Muayene ücretine gelince...
“Hepsi şerefsiz!”
*
(Harala gürele yüzünden yazmaya fırsat bulamadık, şu tam gün yasasını... Hazır, yeni bir darbe planı çıkmadan, fırsat bu fırsat, aradan çıkarıvereyim bari.)
*
Deniyor ki:
“Başbakan kadar maaş alacaklar.”
*
Safra kesesi ameliyatı yapabilir mi başbakan? Böbrek nakli? Pansuman bile yapamaz... Ama, çok sıradan bademcik ameliyatını yapabilen bir hekim, gayet güzel başbakanlık yapabilir.
Refik Saydam mesela, hekimdi...
O halde, hekimlerin maaşını siyasilerin maaşıyla niye kıyaslayalım ki?
*
Komada geliyorsun, bacağını kesiyor, damar çıkarıp, kalbine bağlıyor, gebermekten kurtuluyorsun. Sonra da “Çok para aldı” diyorsun. Kaç para ki senin hayat? O kadar etmez mi?
*
Gece yarısı ateşi 40’a vuran evladını Azrail’in elinden almanın, hızara kaptırdığın parmağını yerine dikmenin, görmeyen gözünü gördürmenin, kanserini erken yakalamanın fiyatı nedir?
*
12 sene üniversite okuyor. Boru değil. 18 yaşında girdi, geldi 30’una, hâlâ kafa patlatıyor. İki kapılı handa, yolun yarısı eder... Lütfedip, müsaade edelim de, biraz para kazansın bu ülkede.
*
Karaktersiz hekim yok mu? Var elbette... Ne kadar karaktersiz gazeteci, ne kadar karaktersiz avukat, ne kadar karaktersiz esnaf varsa, o kadar karaktersiz hekim var... Ama, Rabbim herkese “Cleveland” demiyor... Parası olmayana bakan vicdanlı hekim de var bu ülkede.
*
Tahmininizden çok.
*
Üstelik, silah zoruyla ameliyata alınan hastayı hiç duymadım ben... Yeşil kartlı bile olsan, seçme şansın var. Paragöze gitme, öbürüne git. Diyeceksiniz ki, “Kuyruk oluyor, yeterli hastane yok...” Müteahhit midir hekim?
*
Peki nedir? Aslanı kediye, eğitimliyi cahile kırdırma projesidir bu...
*
Hakkını alamayanlar kendisinden hesap sormasın diye, “Bak şunlar senden fazla alıyor” diye hedef göstermektir. “Sen az kazandığına itiraz etme, onunkini de indirelim” demektir. Refahı paylaştıracağına, yoksulluğu paylaşmayı doğruymuş gibi göstermektir.
*
Kendi suçunu örtbas etmek için, suçlu yaratma projesidir... Hekimlerin durup dururken başına gelen budur.

(Yılmaz ÖZDİL)

23 Ocak 2010

Bugüne dek diş anlamında hiç sorun yaşamamıştım, etrafımdaki yirmilik diş mağdurlarını gördükçe "ne zaman sıram gelecek?" diye bekliyorken... Sonunda olan oldu ve yirmilik dişim bana süper bir gol attı...
Bütün dişler tek sıra beklerken meğer alttan alta, tabir yerindeyse "sürüne sürüne" orda çalışıyormuş. Abse ve ağrı başlayınca mecburen baktırdım. Filmi çekildi ve ne göreyim... Uzmanlık alanım olmadığından mı diyeyim, karşılaşmadığımdan mı diyeyim, şaşırdım o görüntüye. Aynen şöyle görünüyordu filmde;


(Çekilen grafiyi buraya ekleyemediğim için çizimini ekledim)
Sağolsun, beni çok sevdiklerine inandığım(!) üç doktor arkadaşım birden yüklendiler, yirmi beş dakika sonra dişi aldılar, çene kemiğine kaynamış olması sebebiyle hatırı kalmasın diye biraz da periostumdan verdim :))
1 hafta şişlik ve ağrı olacağını söylediler, sahiden de kocaman şişmeye başladı. Yüksek ateş ve halsizlik de cabası... Ama benim gibi hayatın anlamını "yemek yemek" sayan birine uzun süre yemek yemede zorlanacağını söylemeyi unutmuşlar sanırım :) Ağrı, sızı, şişlik umrumda değil de yemek yiyememek koyuyor bana, hele de nispet yaparcasına sofraya gelen dolmaları, börekleri, tatlıları görünce...
Ama elbet bu dişim geçer, elbet iyileşirim. O zaman ilk işim Gaziantep semalarına inmek; Beyran yemek, üstüne katmer yemek ve sonra da Allah ne verdiyse dağıtmak olacak...
Sabır çekiyorum şimdi...
Bu arada, açlıktan mıdır, ağrıdan mıdır bilemem ama bu da dişim için az önce ağzımdan çıkanlar;
"Yirmilik diş... Ne fena imiş... Atılan dört dikiş... Ve suratımda kocaman bir şiş..."
:)

Not: Gömülü Yirmilik diş nedir, nasıl oluyor diyenler ve olur da bu konuyu araştırması gerekenler olursa diye biraz bilgi vermekte fayda var. Şuradan buyrun.

22 Ocak 2010

video

Hergün yeni gerçek dışı gündemler.. Yeni pembe tablolar.. Beynimizi uyutmak için her akşam birbirinden renkli diziler, gündüzleri yuva yapıcı(!) evlilik programları, sabahları tam açıktan uyuyamamış Türk halkına göre olan yemek programları.. Ne kadar da güzel gidiyor değil mi bu gemi.. Herşey güllük gülistanlık..

İşte tam da böyle bir ortamda bir adam çıkmış, TBMM'de ortalık yangın yeri.. Vay bee sayın vekil neler neler söylüyor öyle..

"Yuh" diyorum "olmaz, olamaz bu kadar".. Herşeyimiz güzel halbuki.. Deniz Fenerimiz gün gibi aydınlatıyor yardıma muhtaçlarımızı(!), ekonomimiz tavan yapmış, işler tıkırında.. Bu vekil ne diyor böyleeeeeee :))

CHP'li değilim, ancak sayın vekili takdir ettik..
Ne mutlu ki hala doğruları haykıran seçilmişlerimiz var..

Saygılar sunuyoruz,
Günaydın Türkiyem, günaydın..

18 Ocak 2010

Geçtiğimiz gün hastaneden gelen telefon üzerine gittiğimde bir süprizle karşılaştım. Nerden esti, ne amaçla verildi bilemiyorum ama bir "teşekkür belgesi" tutuşturuldu elime.
Sağlık Grup Başkanı'mızın takdiriyle ben ve bazı mesai arkadaşlarım teşekkür ile ödüllendirilmişiz.
Şaşırdım, sevindim. İlginç geldi...
İlk defa böyle bir durumla karşılaşıyor olmam da cabası :)
Belgemizi aldık, imzamızı attık ve evimize geldik...
Birinci yılın sonunda böyle bir durum oldu, seneye daha çok çalışıp takdir alacağım inşallah...
Kulağı çınlasın, bir arkadaşımın hep söylediği gibi, "paylaşmak istedim":)

06 Ocak 2010

Şu sıralar gündemimiz köy görevlendirmesi...
& Yaklaşık 1 yıldır geçici olarak görevli olduğum BDH Acil Servisi'nden yine geçici olarak (yaklaşık 1 ay kadar bir süre için) bulunduğum ilçede Suvarlı adında bir nahiyeye görevlendirildim. Yolu biraz ters olsa da her gün 40 km gidiş-geliş yapıyorum ve bu oldukça yorucu oluyor...
Burası şu an çalıştığım yer;



Köyden bozma bu nahiye için oldukça çok hasta ve geniş bir hasta profili var. Buna gidiş gelişin yorgunluğu ve yoğunluğunu da eklersek bu oldukça sıkıntılı bir süreç haline geliverdi. Alttaki fotoğraf da her ne kadar vakit geçirmeye fırsat bulamıyor olsam da sağlık ocağımın bahçesi;



İşte şu sıralar hemşiremle beraber burada görev yapıyor, daha doğrusu yapmaya çalışıyorum...
Acil servisimi özledim... :)
Gelişmelerle karşınızda olacağım...

Copyright © atasagun | Powered by Blogger
Design by Duan Zhiyan | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com