ve her kuyuya taş atan bLog...

Beğenilenler

Unordered List

Arşiv

25 Aralık 2011

Bugün Antep'in Gazi oluşunun 90. yıl dönümü.

İşgal zamanı…Tüfekçi Yusuf’un yanına bir gün azap Osman isminde fakir bir adam gelir…

“Selamun Aleyküm”“Bak Yusuf usta ben bu Ermeni ile,Fransız ile olan mücadeleye katılmak istiyorum.İyi bir avcıyım ama silahım yok, barutum yok, kurşunum yok!Neyle savaşacağım?Bana bir akıl ver." Der.

Tüfekçi Yusuf hiçbir şey diyemez…Azap Osman tüfekçi Yusuf’un gözlerindeki çaresiz bakışları görünce başka bir şey demeden çıkıp gider.Kimsede para yoktur ki yardım edilsin.Halk sadece düşmanla değil;açlık ve fakirlikle de amansızca mücadele etmektedir….

15 Aralık 2011

ABD denen ikiyüzlü ülke "özgürleştirme" bahanesiyle girdiği ve arkada "dokuz yıl süren bir işkence, hayatını kaybeden 104 Bin sivil -kayıtlara geçen- ve yıkılmış bir ülke" bırakarak Irak'tan çekiliyor...
1 Trilyon Dolar maliyet de cabası...
Şimdi bakıyoruz da Irak özgürleşti mi?
İnsanlar mutlu mu?
Ne oldu yani?
Kime yaradı bu iş?
ABD babasının hayrına mı bunca parayı harcadı?
Irak'tan alacağını aldı, yapacağını yaptı ve hiçbir şey olmamış gibi arsızca memleketine gidiyorlar...
Öksüzler, yetimler, dul kadınlar ve gözü yaşlı analarıyla "Özgür Irak" hayırlı olsun!

09 Aralık 2011

Sayın Cumhurbaşkanı şike yasasını veto ederken "bu yasayı vicdanına sığdıramadığını, toplumun adalete olan inancını zayıflatabileceğini" söylemiş.
Peki aynı ve benzeri vicdanlar "bedelli askerliği" nasıl sindirebiliyor, ben bunu anlayamıyorum. Kaç gün geçti hala kabullenemiyorum.
Şimdi parası olmayan mı isyan etsin, gencecik fidanları şehit veren aileler mi? Yoksa bu adaletsizliğe rağmen çocuklarını askere gönderecek olanlar mı?..
Ama doğru ya; benim Anadolu insanım devletçidir; ses etmez. Kadercidir; başına gelene tevekkül eder.
Artık su götürmez bir gerçek var ki o da Türkiye'de hayatın parası ve gücü olana güzel olduğudur!
Kurban olayım ben bu adalet(!) anlayışına...
Sahi, "adaletin bedeli" nedir, nasıl bir şeydir acaba?..

05 Aralık 2011

Yorumsuz, aynen yayınlıyorum. Adalet falan hak getire de buna artık rezillik bile diyemiyorum...
Buyrun, okuyun. Yorumu siz yapın.
Medimagazin'den alıntı;

"Doktorum, Kenyalı eş arıyorum"
Merhabalar...
Evet yanlış okumadınız, yabancı ülke vatandaşı olup; bende ülkemde kolayca ihtisas yapıp,
mecburi hizmet yapmadan batıdaki tam donanımlı özel hastanelerde uzman olmak için kenyalı eş arıyorum.
Başka hangi ülke kendi gencini , diğer ülkelerden gelen vatandaşlardan sonra ikinci plana alır;gerçekten öğrenmek istiyorum...
Bakınız son eylül tusu;
Ege üniversitesi
Dermatoloji puanı 50.515(yabancı) 71.513(tc vatandaşı )
Kardiyoloji puanı 54.254(yabancı) 67.9 (tc. vatandaşı)
baktıkça moralim bozulduğu;çalışmaya inancım kalmadığı için ancak bu kadarı yazabiliyorum . Lütfen sizde bakın yandal ve tus puanlarına...
Yabancılar türklerin ilk tercihlerine yazdıkları branşları yazmamış, bazı bölümler sadece yabancı kontenjanı açmış hem türk hem yabancı
kontenjan açan yerlerde arada uçurum puan farkı var. Artık mecburisiz özeldede çalışacaklar..... Şİmdi bir elin parmak sayısını geçmeyecek
Cerrahpaşa , hacettepe mezunu yabancı arkadaşların puanları yazacak yorumlarda; ama genelle ilgisiz. Ayrıca bu arkadaşlar üniversite sınavına girerkende ayrıcalıklı bizim ilk 500de girdiğimiz üniversitelere neredeyse taban puanları giriyorlar ... Yine birileri diyecek ama para almıyorlar. peki bana sordunuz bende para almadan 50yle kardiyolog olurum belki... Ayrıca para almıyorda değiller; çoğu üniversite döner veriyor ve hepsi kendi ülkelerinden 1500 dolar civarı bir burs alıyor ve ayrıca bazı türkiyedeki kurumlardanda yardım alıyorlar...
Kimse beni yabancı düşmanlığı ile suçlamasın.... Ben yabancı hekimler Türkiyede dr luk yapmasın demiyorum. Ama soruyorum neden kendi ülke vatandaşına sunmadıkları hakları yabancı ülke vatandaşlarına sağlıyorlar... Yabancı hekimin ülkemizde serbest bırakılmasıyla hangi kriterle drlar Türkiyeye gelecek. Son ösym denklik sınavı iptal oldu. Çünkü bir önceki sınavla ösym aynı soruları sordu.. Bellliki denklik almak hiç zor değil onun haricinde ne bir pratik sınav var ne sözlü mulakat... Ayrıca bizim gibide mecburide yapmayacaklar....
Bende artık kenyalı olmak istiyorum...
Buradan bütün kenyalılara duyrulur...

01 Aralık 2011


Kahramanmaraş Çarşı
Originally uploaded by ferhataslan

Gifsad ile gittiğimiz Kahramanmaraş uygulama etkinliğimizde çektiğim/çekmeye çalıştığım bir fotoğraf...
Fotoğraftaki amca muazzam bir kişilik ve sohbeti bir ömür aklımda yer edecek kadar güzeldi...
Daha da heyecan verici olansa bu fotoğrafın Gifsad Sertifika törenindeki fotoğraf sergisinde, başka bir fotoğrafımla birlikte yayınlanmasıyla beni gururlandırmış olmasıydı. Ki bu benim için bir ilk oldu...



04 Kasım 2011


Serdar Devrim'in Köşe Yazısı

Türkiye’nin artık doktora da ihtiyacı kalmadı.
Kalmadı demek ki, çünkü olsa, Hükümet mevcut doktorları kaçırmak için bu kadar uğraşmazdı.
Ve yeni doktor yetişmesin diye gençlerin önüne bu kadar engel konmazdı.

***
Üniversite sınavında ilk binde 1’lik dilime girerek adam gibi bir tıp fakültesini kazanacaksın.

20 Ekim 2011

Ana,ağlama gayrı
Tenime dokunuyor gözyaşların...
Ürperiyorum...
Son uğurlayışın değil ki bu...
Savaş yeni başlıyor daha...
Değişen sadece,
Sadece arkamdan okuduğun ayet-el kürsi yerine,
Şimdi fatiha...
Ne olur ana,
Kapanma tabutumun üzerine bu kadar.
Kapanma ana,
Yıldızları göremiyorum...

Kaynak

18 Eylül 2011

Bugün doğum günüm.
Bir yaş daha büyüdük.
+1 olduk.
Sevdiklerimizleyiz, sevdiğimiz yerdeyiz, sıhhatimiz yerinde çok şükür.
Doğum günü alışkanlığım olmasa da bugün de nöbet tutuyor, hasta bakıyor olmak da ayrı bir güzellik, mesleğimizin cilvesi diyelim.
Nice yıllara! :)

29 Ağustos 2011

İyi bayramlar Türkiye'm!

14 Ağustos 2011

Sağlık Bakanı'mız Recep Akdağ şurada bir açıklama yapmış. Cümleyi güzelce okuyalım:
"Tüm sorunlar hekim sayısı azlığından kaynaklanıyor"  demiş...
Bunu diyen bir hekim ne yazık ki, hatta Allah'ın hikmeti ya, "Profesör" konumunda bir hekim...
Allahım sen bana sabır ver!
Susmak istiyorum aylardır ama içimde kalmasın;
Eğitim sistemini örnek vereyim, her tarafta öğretmen fazlası var, bir sürü üniversite mezunu gencecik beyin sokaklarda boş boş ve aç geziyor bu "sayıca çokluk" merakı yüzünden.
Tıka basa öğretmenle doldurulan bu memlekette öğrencilerimiz ve eğitim sistemimiz ne halde? Var mı bir gelişme? İlerleme? Ferahlık?

Okul binası dolu, öğretmen ve öğrenci dolu olan bu sistemde "sayı bolluğu" bize ne kazandırmış ki bu defa sağlıktaki beceriksizliğimizi sayıyı artırarak çözebilmeyi hayal ediyoruz?
Bu hevesle her yere Tıp Fakültesi açmaya başlamışlar. Vavvv, süper adım.
Peki kadavrası olmayan, binası olmayan ve hatta birçok bölümde hocası bile olmayan bu fakültelerle ve mezunlarıyla kimi, nasıl tedavi edebilecek, iyileştirecekler? 
Halihazırda var olan okulları iyileştirmek, kalifiye etmek, varken "dost bizi pazarda görsün" mantığıyla fakülte açmanın, kadro doldurmanın kime ne faydası olacak Allah aşkına?

Bu düşünceye ve bundan medet umanlara selam ederim!

17 Temmuz 2011

Mutlu mu olmak istiyorsun?
Kimseden bir şey bekleme!..

04 Temmuz 2011

Gece yarısı açlıktan mutfakta dolanırken yakalandığım annemin uykusundan uyanıp hiç üşenmeden tereyağlı yumurta pişirmesi ve ben onu yiyene kadar çocuk gibi tepemde beklemesi... "Hayat, mutluluk, sevgi" işte neyse o, "O" budur!

17 Haziran 2011

# Fotoğraf sergimiz gayet güzel geçti. Sertifikalıyım artık. :)
#Tus'ta tercih yapmamaya karar verdim, biraz daha beklemeye.
# Özel bir tıp merkeziyle anlaştım. Acil serviste tam zamanlı çalışmaya başladım. Şimdilik fena değil.
# Tedbil-i ...'leri hep sevmişimdir. Berbere gittim, saçları indirdim. Biraz da saç şeklini değiştirdim. Hele biraz da böyle gitsin.
# Hayat devam ediyor...

14 Haziran 2011


Hepimizin bildiği Halfeti görüntülerine pek benzemese de farklı açıdan çekilmiş bir Halfeti fotoğrafı...

07 Haziran 2011

Gaziantepli'nin kaleminden, Gaziantep'e ait tasvislerle taa derinden bir ayrılık ifadesidir...

    


04 Haziran 2011

Fotoğraf merakımdan ve son zamanlarda buna dair gelişmelerden bahsetmiştim.
Gifsad fotoğraf eğitim dönemi tamamlandı, katılım belgesi almaya da hak kazandık.
Bir de bugün öğleden sonra, uygulama atölyesi çalışmalarında çektiğimiz fotoğraflardan derleme yapılarak sergi yapılacak.


Aynı zamanda katılım belgelerimizi de alacağız.
Fotoğrafçılık için küçük, benim için büyük adımlar neticede. :) 
Eh, mutluyuz hani.
Sevinç de var, bakalım dersimizi almış mıyız...
Şimdi ezber zamanı.

16 Mayıs 2011

Bir süre yokum.
Öyle...

08 Mayıs 2011



Her anne bir melek...
Her anne başka bir güzel...
Hele sizin için çektikleri cefaları hatırlayabilecek kadar şanslıysanız, daha bir başka kıymetli oluyorlar.
Ben o kötü günleri hatırlayacak kadar şanssız ama annemin o günlerde bize hissettirdiği o muazzam "annelik" değerini anlayabilecek kadar şanslı biriyim, şükürler olsun.

02 Mayıs 2011

 
Eşkili ufak sözlüğümüzden son bomba... 
Tercüme gerekirse sormaktan çekinmeyiniz :)
  
  

30 Nisan 2011

Bugün Kahramanmaraş'a gittik.
Bahsettim mi bilmiyorum ama uzun zamandır hayalini kurduğum ve amatör çekim yapmaktan sıkıldığım fotoğraf hobim için İpekyolu Fotoğraf Sanatı Derneği bünyesinde 10 haftalık bir eğitime katılmıştım. Bu hafta bitti kurs.
Bugün de uygulamalı eğitim kapsamında bir gezi düzenlendi. Gruplar halinde çekime çıktık ve benim grubum Kahramanmaraş'ta idi.
Oldukça keyf verici bir uygulama oldu.
Hem uygulama açısından epey mesafe katedebildim hem de kısa da olsa gezme şansım oldu.
Çekilen fotoğraflardan derlemeler yapılacak ve Sertifika töreninde sergi yapılacak.
Heyecanlıyım tabi. Benim için önemli bir konu bu ve yıllardır kara düzen çekim yapan ben, "hep daha güzelini isteyen" ben, bir adım atmış durumdayım.
İlerleyen günlerde paylaşacağım kısmetse.
Merak edenler için yazayım; Kahramanmaraş'ta çarşıda çok tatlı, çok temiz amcalar, teyzeler var. Hele de çarşının derinliklerinde... Bozulmamış, içi dışı bir insanları ve yüzlerine yansıyan nuru görmek guzeldi.
Şimdi Tus belasına devam...

21 Nisan 2011

Eşkili ufak sözlüğümüzden Murat arkadaşımızın uyarlaması. Bu arkadaşın normal olmadığını düşünmeye başladık iyiden iyiye :)

18 Nisan 2011

Sağlık çalışanlarının 19-20 Nisan 2011 tarihinde greve gidiyor olmasına ilişkin sayın(!) Sağlık Bakanı'mız açıklama yapmış; Bir kişi bile mağdur olursa bizzat kendisi şikayetçi olacakmış...
Ne demokrasi anlayışı ama! Hemen tehdit, hemen sindirme çabası... Bırakın insanlar haklarını arayabilsin, bırakın kendilerini savunabilsinler... 
"Doktor" olmak başka bir nimettir insana. Bunu gerçekten doktor olmayan, anlayamaz. Doktor olduğu iddia edilen bir muhteremin, oy kaygısı, koltuk sevdası yüzünden böyle cümleler kurabiliyor olması ne acı...
Kendisi gerçek manada hekim olabilmiş biri olsa bunca yıldır, düğün, bayram, ölüm, kalım, doğal afet vs her şeye rağmen doktorların böyle etkinliklerde hastaları mağdur etmiş bir tutum içinde olmadığını bilebilirdi. Bilakis bu tutum devam ederse halk o zaman mağdur olacak. Personel derdini anlatamazsa, muhatap bulamazsa o zaman iş çığrından çıkacak...
Son bir şey;
Binlerce doktor kendisi ve politikaları yüzünden mağdur oluyor. Biz kendisini kim ve nasıl şikayet edelim?
Not:
1- Bu sadece doktorların değil, tüm sağlık çalışanlarının grevi şeklinde olacak.
2- istifa etmiş olmam sebebiyle bu greve katılımım söz konusu olamayacak, ama böyle konulara duyarsız kalamayacağım da kesin...

08 Nisan 2011

Dün haberlerde Tam Gün Yasası ile ilgili yeni bir gelişmeden bahsedildi. Karşılıklı davalar şeklinde geçen yasada en son karar bir muayenehanelerle ilgili yasağın kaldırıldığı yönündeydi. Muhtemelen davanın devamı da gelecektir. Hatta itiraz edileceği biliniyor. Ama yargı tarafından alınan bir karar bugün Haberturk denen sözde tarafsız gazeteci ve basın ordusunun manşeti bugün fazlasıyla "anlamsız ve mantıksız(!)" geldi bana.
Evet, ben de halkın mağdur olmasına karşıyım, doktorun da mağdur olmasına karşıyım. Ama en çok da arada boş tenekelerin ses çıkarmasına karşıyım. "Bağımsız, tarafsız habercilik" diye çığırtkanlık yapanların böyle başlıklar atması zaten halihazırda var olan önyargılara yenilerinin eklenmesinden başka bir şeye yol açmıyor. Ha tabii, gazete iktidara şirin görünür, o ayrı...
Bu kısmı benden. Aşağıdaki kısım da Doktorlar Sitesi'nin haberi

06 Nisan 2011

YGS!deki Şifreli cevap anahtarı konusunda ÖSYM'den açıklama gelmiş.
"Basına verilen kitapçık biraz acemice hazırlandı" diye... Buyrun:
http://www.ntvmsnbc.com/id/25200009/
Yapılabilecek en kral açıklamaları yapıyorlar yetkililerimiz.
Hay Allahım! Bizim yetkililerin açıklamaları beni derin düşüncelere salamıyor, yerlere yatıyorum karın ağrısından...
Abilerim, kardeşlerim, ve bu ülkenin tüm fertleri rahat olsun.
Geleceğimiz usta(!) ellerde; nakış nakış işleniyoruz... :)

Not: Öfkemiz geleceğimizin -diğer sınav örneklerinde de yaşandığı gibi- böyle ehil(!) ellerde belirleniyor olması, bizim de bundan "adalet" bekliyor olmamızadır...

05 Nisan 2011

Güzel hazırlanmış bir görsel.
Tıbbiyeli dostlarımıza ve hekim arkadaşlarımıza faydalı olacağını düşünüyorum.
Not: Anlatım dili İngilizce'dir .

03 Nisan 2011

Hani herkesin hakları var ya bu ülkede, ben de bir hekim olarak "hasta haklarıııı" diye çığırtkanlık yapanlara bu yazıyı ithaf ediyorum. Hastaların elbette ki haklarına saygımız olacak, tabi hiçbir hakkın tek taraflı olmadığının da bilinmesini, "doktora saldırmanın, hakaret etmenin, terbiyesizlik etmenin, iftira atmanın" ve türevlerinin hiçbir şekilde hasta hakkı olmadığını da belirtmek isterim.

1.Çağdaş bilimsel tıp olanaklarını uygulama hakkı:
Hekimlik mesleği, son yıllarda yükselen bir ivme ile gelişen iletişim ve bilgisayar teknolojisine her düzeyde gereksinen bir uygulamaya dönüşmüştür. Tıp eğitiminde yüksek teknolojinin tıptaki uygulama alanları ile tanışan bir hekimin iş yaşamında tanı ve tedavide söz konusu gelişmeleri yaşamayı istemesi hakkıdır. Bu duruma resmi bir hastaya bakıyorsa hekim hastasını ileri bir merkeze sevk edebilir.

25 Mart 2011

Benim bildiğim;
"Suçu ispat edilene kadar herkes suçsuzdur."
Ama gördüğüm kadarıyla ülkemizde şöyle olmuş;
"Suçsuzluğu ispat edilene kadar herkes suçludur"
"Ve suçun ya da suçsuzluğun ispat edilene kadar başına gelen her şey mübahtır..."
[ Tabii bu arada, suçu ya da masumiyeti ispat edene/edilene dek geçen süreden kimse sorumlu(!)  değildir. Yapmadıklarınız yanınıza kar gelebilir, mesuliyet kabul edilmez :) ]
Hak, hukuk, adalet falan "hak getire!"
Yazık; güzel ülkeme ve insanına...

18 Mart 2011

Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim,hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.

(Gazi Mustafa Kemal Atatürk)

15 Mart 2011

Şurada yeni temadan bahsetmiştim...
Ama gerek verimli çalışmayan birkaç özellik, gerek "temanın soğuk olduğu" yönündeki eleştiriler sonrasında ben de soğudum kendisinden. Çok daha uçuk, radikal bir tema fikrim oldu, ama mahalle baskısından çekindim :)
Son halimiz budur, son giysimiz şu an gördüğünüzdür.
Bu da şıpsevdiliğime kurban gitmez, verimli olur da beni mahçup etmez umarım.
Hadi bakalım...

13 Mart 2011

 Bir zamanlar:

Ne zaman ki...
-Tabip odaları siyaseti bırakıp meslektaşlarının menfaatini koruyacak
-Müdürler ve başhekimler mesleğin onurunu siyasetçilere karşı koruyacak
-Doktorlar ben değil biz diyebilecek..
İşte o zaman 14 mart bayram gibi kutlanacak...Yoksa her sene olduğu gibi yine körler sağırlar birbirini ağırlayacak...

Yazmıştım. Değişen bir şey olmadığı gibi durum daha da vahim hale geldi.
Tıp bayramımız(!) kutlu olsun...

04 Mart 2011

Eğer sağlık sistemi iyiye gitsin diye hekimlere performans sistemi getiriliyorsa, bir öğretim üyesi ve bir vatandaş olarak milletvekillerine de performans sistemi getirilmesini talep ediyorum.

02 Mart 2011

Bes Bi Selam Yolla N'olur...

Damdan düşen çalıñır da
Aşgına düşen necolur?
Bes bi selam yolla bæa.
Göynüm bayram yeri olur.

01 Mart 2011

...
Bir ayçiçeğinin güneşe bakışı gibi
Sevmeli insan memleketini.
Bir tohumun ormana, bir derenin denize koşması gibi
Sevmeli insan memleketini


Memleket demek ne demek; sen demek, ben demek, biz demek...

(Ahmet Şafak - Memleket Meselesi)
(http://www.youtube.com/watch?v=yQ3j6EIy6IA)

28 Şubat 2011

Filmkolik biri olarak elimden geldikçe güya takip ediyorum vizyondaki filmleri.
Lakin Zindan Adası gibi güzel bir filmi izlemiş olmanın verdiği ukalalıkla daha vizyona çıkmadan haftalarca önce harika olacağını tahmin ettiğim ve film vizyona girer girmez tanıdık herkese tavsiye ettiğim ve yine ne acıdır ki kendim bir türlü gidemediğim bir filmdi İnception.
Zindan Adası'nda şizofren bir kurgu vardı ki Akıl Oyunları'ndan sonra bu türde en beğendiğim film olmuştu.

İnception'ın ise zihinde ve rüyalarda geçen bir film olması, büsbütün güzellikle dolu bir hale getirmiş onu.
Çok uzatmayayım; Dün gece bir fırsat bulup dvd'sini izleme şansım oldu. Önyargılı bir hareket de olsa arkadaşlarıma önermekle hiç de hata yapmamışım. Hatta sinema salonunda izleyememiş olmak fena koydu haliyle...
Evet, geç de olsa bana kısmet. oldu. İzlemediyseniz mutlaka izleyin. Hatta eliniz değmişken Zindan Adası'nı da (mümkünse önce bunu) mutlaka izleyin. (Bu filmlerle alakası olmasa da bir el daha atıp Kanlı Elmas'ı da izleyin, gerçekten başarılı işler.)

Bu arada Leonardo Di Caprio denen vatandaşı pek sevmezdim, hala da sevmem ama Titanic, Kanlı Elmas, Sıkıysa Yakala, Köstebek, Zindan Adası ve İnception derken izlediğim filmlerinde hep iyi iş çıkarmış olmasıyla -Bir Nicolas Cage olmasa da- gözümde yer etmeye başladı. Hadi yine iyisin Leo! :)

26 Şubat 2011

Bilir misiniz;
Bir Karabağ Katliamı var...
Hani tüm dünya aslı astarı olmayan, sözde bir Ermeni soykırımıyla bir tarafını yırtarken tarihin her dönemlerinde kardeşlerimize, bizlere karşı yapılanlardan en bariz olanı...
Her şey açık seçik ortadayken, birileri tarafından beslenen k...in yaptığı, tüm dünyanın sırt çevirdiği, göz yumduğu...
Ana karnında bebeklerin deşildiği,
Annelerinin gözlerinde önünde çocukların gözlerinin -hem de canlı halde- oyulduğu,
Bebek, kadın, çocuk demeden masumların derilerinin yüzüldüğü, kollarının bacaklarının kesildiği...
Bilir misiniz?
Bir Hocalı Soykırımı var!

25 Şubat 2011

25-26 Şubat, 19 yıllık kara bir lekenin yıldönümüdür...
Analarının gözleri önünde gözleri oyulan gençlerin, ana karnında vahşice öldürülen bebeklerin, ayakları kesilen, kafa derileri yüzülen suçsuz, masum binlerce insanın ve bunlara göz yuman, görmezden gelenlerin günüdür...
Hiçbir dayanağı olmayan, mesnetsiz iddialarla "Ermenilere soykırım yapıldı" diye yırtınanların azıcık vicdanları olsaydı 19 senedir Karabağ gibi herkesçe bilinen bir vahşeti görmezden gelmeleri ve halen bu katliamı tanımıyor olmaları mümkün olmazdı...
Ama biz... Biz kardeşlerimizi, canlarımızı unutmadık! Unutmayacak ve tükenmeyeceğiz...


Katliama tanık olan bir gazeteci, yaşananları şu şekilde aktarmaktadır:

24 Şubat 2011

"Bir insanda iki yürek vardır; İki yürekten biri soğuk biri sıcaktır, sıcak olan yüreği çöpe atarlar, soğuk olan yürek pırlanta değerindedir." 
(Suriye Atasözü)

Öyle!

22 Şubat 2011

Uzun zamandır severek kullandığım Water Color adlı temamı herhangi bir neden yokken, değişiklik olsun diye; yani özetle can sıkıntısından değiştirmeye karar verdim. Ne de olsa şamar oğlanım blogum benim :)



Biraz daha sade ama fonksiyonel olsun diyerek Stealth Blue adlı temayı yükledim.
Bu arada iletişim sayfasını yeniden düzenledim ve artık bu sayfa aracılığıyla bana doğrudan mesaj atabileceksiniz.
Sağ sütunda çektiğim ve en sevdiğim fotoğraflardan oluşan Kadraj adlı albümden slayt gösterisi şeklinde fotoğraflar da ekledim. Beğenilmesini umuyorum :)
Malum Tus hazırlığından fazla vakit bulamadığım için ders aralarında ufak ufak eklemeler yapmaya devam edeceğim.

19 Şubat 2011

Yah çekemiyor musuñuz?
Düğünlere artı çağırılmıyor musuñuz?
Artı dertler bitici..!
"Yahçek" ile düğünlerin, ortamların aranan halfesi olucuuz!
Unutmayın, en iyi yah arkasından en güzel Zılgıtla tamamlanandır!
Not: Fıstık kıracağı hediyeli!
:)



Antep sevdalısı dostlarımızla şöbiyet tadında bir çalışma. Ve bu lezzete bizzat dahil olmak büyük bir zevk. :)

17 Şubat 2011


"Ben demiştim" demeyi hiç sevmiyorum, hatta haklı çıkmayı da çok zaman. Ama 2 yıl aile hekimliği bölgesinde çalışmış biri olarak bu sisteme karşıydım, sadece hekim gözüyle değil tabi; "Hem halk hem de hekim açısından" karşıydım. Sisteme tamamen başlanmasının ve daha uygulamanın 2. ayında çatırdamalar başladı...
Hep diyoruz ya; "iki kere düşünmek gerek..."
Buyrun:
http://www.haberturk.com/saglik/haber/601532-aile-hekimleri-istifa-ediyor
Ne sevgili ne arkadaş, ne araba ne de başka şeyler
Gerçek anlamda "hayal kırıklığı" nedir dün anladım...
Hem de gayri ihtiyarı bir tv programına gözüm takılınca...
"Bana ne bundan?" demeyin, bunca zaman sonra anladığınızda -ki geç de olsa o farkedeceksiniz- ne demek istediğimi anlayacaksınız...
Dilerim, ömür umuttan önce bitsin...

15 Şubat 2011

Halden anlayan insanları bilmek, okumak gerçekten en güzel teselli... Gerçi bunlar henüz başlangıç ama bekleyip görmek lazım.
Okuyalım:

Cerrahları küstürdük. Bedelini kim ödeyecek?
Peki neden? Çok ince bir konu bu. Hepimizi ilgilendiriyor. Kim, yarın beyninde tümör çıkmayacağının garantisini verebilir, kim açık kalp ameliyatı hiç olmayacağım diyebilir. Ameliyata girmek istemeyen doktorları suçlamadan önce çuvaldızı kendimize batıralım. Örneğin ben doktorum. Mesleğim bu tamam... İnsan hayatı kurtaracağım ama bunu yaparken neden mahkemelerde sürüneyim? Karara bağlanmış bir mahkeme dosyası 40 yıllık meslek kariyerimi yok etsin? Binlerce lira tazminat ödeyeyim, hatta hapis yatayım? Olacak iş mi? Oluyor ama. Hasta hakları böyle. Amerika gibi... Prof'lar da işi garantiye alıyor. Hasta yakınlarına 'Ben bu ameliyatı yapmam' diyor. Yalvarsalar, kağıtlar imzalasalar bile... Özellikle ölüm riski yüksek olan ameliyatlar. Beyinde kanser varsa filan...

Eee şimdi bunlar ne oldu? Çağdaş yaşamın gereği, insan haklarının devamı mı? Adına hasta hakkı deniliyor. Aslında hastanın bir şeyden haberi yok. Yaşasa da ölse de... Ama yakınları canavar gibi. Prof'lardan ne para koparırız hesabı yapan aileler. Tabii avukat ortaklar ile birlikte. 'Ben yüzde 20 de olsa ölüm olasılığı olan bu hastayı ameliyat etmem' diyen cerrah kaçmakta haklı değil mi? Kararı siz verin. Olan yine masum insanlara oluyor. Yaşama hakkı elinden alınan hasta insanlara...

Biliyorsunuz yeni uyum yasalarına göre hastalar ve hasta yakınları ameliyatı yapan doktorlar hakkında 'ölüme sebebiyet verdi' veya 'sakat bıraktı' diye dava açabiliyor. Bir beyin cerrahı doktoru arkadaşım anlattı. "Yaşama şansı yüzde 20 olan kişilerin bile kafatasını açardık. Kurtardığımız hasta da olurdu. Oysa şimdi tam tersi. Yüzde 20 risk varsa, korkup ameliyata girmiyoruz. Aileler onay verse bile. Çünkü pek çok arkadaşımız daha sonra çok çirkin ithamlar ile karşılaştı. Hastası vefat eden insanların psikolojisi çok farklı. Gözü dönüyor. Hayatını insanlığa adamış doktorları cahil katil olarak tanıtabiliyor. Cerrahlar haftanın beş günü saatlerce ayakta can mı kurtarsın yoksa vefat eden hastasının ailesiyle mi uğraşsın? Hiçbir cerrah hastasının ameliyat masasında veya daha sonra ölmesini istemez. Zaten kurtaramazsa en az 15 gün kendine gelemez. Yüzü ve ailesi her saniye gözünün önünde dolaşır. Hele iki hastasını peş peşe kaybeden cerrah... Ameliyata giremeyecek kadar yıkılır."

Dünyanın en zor işi kabul edilen cerrahlık. Hele beyin cerrahlarının aileler tarafından böyle haksız yere suçlanması çok kötü oldu. Halkımız zarar görmeye başladı.

Bu yasalar Avrupa ve Amerika'dan transfer edildi. Ama oraların koşulları bizimle aynı mı? Ameliyathanenin aydınlanması bile fark atıyor. Hemşireler yani personelin mesleki bilgisi aynı mı? Ve oralarda bir prof, haftada kaç ameliyata giriyor, burada kaç ameliyat? Ben bazı cerrahların günde dört kalp ameliyatı yaptıklarını biliyorum. Doktorları suçlarken elimizi vicdanımıza koyalım mı? Meslekler arasında zorluk derecesi bir numara olan cerrahların küçük hatası, bir cana mal oluyor. Hata kabul etmeyen iş. Onlar bunun bilincindeler. Bu yüzden de biraz sanatçı, biraz F100 jet pilotu gibi... Senden benden çok farklı... Hafif üşütük... Onları sayalım, sevelim ve el üstünde tutalım. Sanki farklı dünyanın farklı insanları gibi...

Aykut IŞIKLAR / Köşe yazısı

13 Şubat 2011

Derslerden vakit buldukça hobilerimle ilgileniyorum. En büyük hobim de kültürüm tabii ki.
Önceki akşam Gaziantep Sevdalısı www.eskiliufaksozluk.com üyesi arkadaşlarımızla yine bir araya geldik ve Antep şivesiyle müzikler yaptık, şarkılar uyarladık, çaldık, söyledik, eğlendik...
Bol bol da fotoğraf çektik, kayıt yaptık. Bu da onlardan bir tanesi, çok sevdiğim Erdoğan kardeşim baş rolde:


Sözler:
Yüreğimin uğrasını gözyaşımdan yoğurdum.
Bes sen mutlu ol diye ben,burda dokuz doğurdum.
Gözlerinin garasından,sana balcan söğürdüm.
Di navar,acı navar,gel artı Antep'e gel...
Gözlerinin garasından,sana balcan söğürdüm.
Di navar,acı navar,gel artı Antep'e gel...
Gel artı Antep'e gel...

***
Godun gettin,heder ettin,ney bıraktın ardından?
Carıs oldum,yeen pis oldum,aha senin derdinden...
Gosga gosga çekip gettin,şu gapının urgundan...
Di navar,acı navar,gel artı Antep'e gel...
Gosga gosga çekip gettin,şu gapının urgundan...
Di navar,acı navar,gel artı Antep'e gel...
Gel artı Antep'e gel...

***
Grup Zambir'a selam olsun! :)
Not: Bir aksilik olmazsa kayıtların devamı gelecek.

12 Şubat 2011

Gaziantep sevdalısı grubumuzla eylemlerimiz sürüyo.
Hem mizah yapmak hem de bu sayede kültürü tanıtmak, yaşatmak için uğraşıyoruz. Ben de aklım yettikçe/elimden geldikçe katkı sağlamaya çalışıyorum. Bu da onlardan ve karşınızda sanal bir dergi tadında "Antep işi" dergi kapağımız. :)

"50.000 herife sorduk; "Antep avradı hayle olmalı?"
Ayın Antep avradı: "Hapba dezze"
En Yeni Uşak Dövme Teknikleri...
Ayak Argısı İçin Yeni Formüller...
2011 Gurutmalık Zamanı...
Balcanın eyisi nerde bulunur?...
ve daha fazlası...
"Eşkili Ufak Avrad": Moda Avrad'dan Sorulur!

Kapak: Ferhat ASLAN :)

03 Şubat 2011

Dehlizlerde göynüm 
Cımaklıym duvarları.
Duvarlar ağlamaklı.
Sen arsatan. 

Gediyn uzaklara
Bensiz... 

Ben sensiz,
Sen deñsiz... 


Ferhat ASLAN

İnternette gezen -Can Yücel'imsi şiirler furyasına- Anteplice bir ithaftır. :)
Arsatan: Arsız, yüzsüz.
Deñsiz: Patavatsız, gereksiz davranışlar sergileyen kişiye takılan sıfat.
Cımaklamak: Tırmalamak

28 Ocak 2011

Teknolojiyle arası oldukça iyi olan ama telefonlarla yıldızı bir türlü barışmayan biriyim.
Telefonda abartıya kaçmayı ya da amacından uzaklaşmayı da oldum olası sevmedim, sevmem. Ama bilmediğim bir nedenle Sony Ericsson'a bir sempatim, hayranlığım ve tecrübelerimden/gözlemlerimden hareketle özel bir güvenim var.



Çıktığı ilk günden beri hayretle, merakla, ilgiyle takip ettiğim Sony Ericsson Xperia X10 beklenmedik bir şekilde kısmetime düştü. Fonksiyonel bir telefona ihtiyacım vardı ve bu model hepsini kapsıyordu, çok da uygun bir fiyatla muradıma erdim.:)
Allah herkese gönlündekini nasip etsin.
Artık kurcalama vakti!..

21 Ocak 2011


Canım ciğerim, Microsoft'a ve emperyalizme gıcığımın en bariz yansıması; Biricik Linux temelli işletim sistemimiz, Pardus yeni sürümü olan Pardus 2001 ile artık karşımızdaymış. Hadi hayırlı olsun :)

Buradan

19 Ocak 2011

Canım sıkıldıkça ve vakit buldukça film afişlerini Antep şivesine uyarlamaya çalışıyorum. Usta bir photoshop kullanıcısı değilim ama bir yerden başlamak lazım :)
İşte ilk çalışmam:
Gaziantepte "zebani" gibi anlamlar kullanılan "hecin" kelimesinden yola çıkarak uyarladığım Spawn filmi.
Buyrun:

15 Ocak 2011

Tıp öğrencileri ve meslektaşlarımız için oldukça faydalı olacağını düşündüğüm ve internette gezerken bulduğum bir animasyon. Bu aşama acil müdahalelerde oldukça önemli bir noktadır.
Faydalı olması dileğiyle.


13 Ocak 2011

Gecenin tam bu saatinde, tam bu noktada, tam bu ruh halinde...



Belki de "hissetmek" böyle bir şey blogum;
Hissetmek...

(Eser: Adalet Vezirov)
(Keder için uzun, huzur için de kısa bir süre 9:31 sn...)

Copyright © atasagun | Powered by Blogger
Design by Duan Zhiyan | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com