ve her kuyuya taş atan bLog...

Beğenilenler

Unordered List

Arşiv

10 Kasım 2017


Bir 10 Kasım gecesi, bir doğumhane nöbeti. 
Tam da bir doğum anında çalan telefondu, dünyaya yeni gelen bebeği yerine koyamadan ayağımın altından kayıp götüren bu dünyayı;
“Abiniz şehit oldu” diyen o sesle. Şehit olmak, şehit kardeşi olmak...
Hem de daha bir ay öncesinde şehadet sohbeti yapmışken başbaşa...
“İçimin şerha şerha yarıldığını...” diyordu Yavuz Bülent Bakiler, işte ben o günden beri bu sözün ne demek olduğunu iliklerime kadar öğrendim. 
Her anıda, her sohbette kavrulmak, zamansız, amansız yerlerde aklına geldikçe ikiye bölünmek neymiş...
Öğrendim.
Bugün tam iki yıl oldu ve geçen zamanda yüreğimizde her saniye dolan bu kederin tarifi yok.
Biz, “O” güne kadar Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün yasını tutardık her 10 Kasım. Şimdi bir yandan da atamıza, ağabeyimize ve tüm şehitlerimize, gazilerimize yanıyoruz. Onlar için çarpıyor bu yaslı yüreklerimiz.
Ölmeyeceğimizi sandığımız bu alemden eğilmeden, bükülmeden, şanla, şerefle, iz bırakarak gidenlere selam olsun!
Şehadetinin ikinci yıldönümünde başta ağabeyim Şehit Polis Hasan Aslan olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize şifa diliyorum.
Dualarınızı esirgemeyin.

24 Ekim 2017



Selam çocuk düşlere!
Hesapsız gülüşlere.
Bayramlık heyecanla;
Yanıp da sönüşlere...
Renklere selam olsun;
Ve sahibi göklere.
Tahta sapana selam;
Ve kanadına kuşların.
Güneşe selam olsun;
İnadına kışların...

24.10.2017

18 Eylül 2017



"Bilmem kaçıncı geleneksel doğum günü yazısı" şenlikleri şen olsun, adet yerini bulsun dedim. Aldım kalemi elime, vurdum prangayı dilime...
...
Yaslandım bir köşede
Günleri saydım.
Mazinin dibine nefessiz daldım.
Kah kederi yaşadım, kah büyük acı,
Anladım ki nafile, yokmuş bunun ilacı.
Gelirmiş gidermiş, bilinmez bir fer.
Göz açıp kapayana nice ufuklar söner.
Tanrı ona da bu hikmeti vermiş.
Bizi yermiş o zaman, yerlere sermiş.
"Birazcık gülersin çokça ağlarsın, zira sen divanda bununla varsın" dercesine...
Yaşamak kolay mıdır;
bükülmeden ercesine?..
Saydık, sayıldık, ayılıp bayıldık;
Sıramız geldi sırra sarıldık.
Sırlandık aynada, kaybolduk sırda...
Gönül dolu ah-u zar, yalan nedir ki bunda?
Hepimiz bir noktayız, uçsuz zamanda...
Aynadaki yalnız, koca bir talanız.
Bir silgi gelecek, yerle bir edecek. Bizden geri kalanı kimler bilecek?
Hamdık, pişmedik, boşuna yandık.
Nafile, binlerce hayale kandık.
Şimdi geçer zaman, aşkolsun tutana.
Hayat koca bir yalan; yutan yutana...
...
18.09.2017.
Doğum günümü kutlayan herkese çok teşekkür ediyorum.
Bu koca yalan zamanı varlıklarıyla güzelleştirenlersiniz.
Acılarımızı da hüsranlarımı da sevinçlerimi de sizinle güzelleştirdim.
İyi ki varsınız.

17 Eylül 2017

Kılavuzlu Parkı, Kahramanmaraş.

Hadi seni rüzgar döndürüyor, onu anlarım da insanları böyle sözünden/özünden/yolundan ve tabii insanlığından döndüren nedir kardeş?

10 Eylül 2017


Hepimiz bir karmaşanın parçasıyız sonuçta.
Her şeyden var haberimiz ama bir o kadar da bihaberiz.

9 Eylül 2017

04 Eylül 2017


Önce kalenin tarihini anlatıp sonra da "gördüğünüz gibi, yazgıdan kaçılmıyor" şeklinde bağlayacak oldum bir an ama ben oldum olası sevmedim öyle sıradan ve rutin cümleleri.
Başımıza gelenin elbette bir sebebi, bir hikmeti var diyoruz; belki de o ihtimale sığınıyoruz. Yoksa bir adım ötesinde, Akdeniz'in mavi sularını bilmem ama düşüncenin uçsuuuuz derinlerinde boğulmamak imkansız oluveriyor.
Ve ben yine biliyorum ki "dünya düşünenler için büyük bir ızdırap, cehennemdir..."
Tam o esnada bırakıyorum elimdeki kızgın ipi, usul usul akıp gidiyor zaman elimden. Kelimeler avare okuyor dilimden...
Sonrası mı?
Sonrası koca bir dehliz;
Uçsuz, bucaksız, karanlık...

25 Haziran 2017

"Nerde o eski bayramlar?" ayağı değil derdimiz.
Çok daha derin, çok daha keskin kederimiz...
Bir yanı kırık, bir yanı göçük olana bayram gelmiyor;
Olmuyor O'ndan sonra...
Yüreği yaslı, gözü yaşlı olana sorun;
Anlar, anlatır halimizi...
Zaman da geçse, gelenekler de gitse mevzu değildi,
Biz her bayram bilirdik bayram etmeyi.
Şimdi ağır hasarlı ruhlarımız.
Yanımızda yokken gencecik fidanlarımız...
Ne şekerin tadı var artık, ne bayramın adı...
Özlem dolu,
Hasret dolu,
Acıyla, kederle çevrili her hücremiz.
Hasletler bin parça;
Yüreğimiz misali...
Öyle işte...
İyi bayramlar.

13 Haziran 2017



Çocuk sevilmek için vardır.
Ve sevmek için zamanı.
Umut etmek,
Tutunmak için geleceğe...
İncitmeyin onları.
Ve bir ömür umutla besleyin,
İçinizdeki çocukları.

05 Haziran 2017


Gün öyle güzel batar ki geceye.
Ve zaman yitip gider ufuklara.
Bu diyarda...
Bir de ben batarım,
Ben;
Hatıranda,
Hayalinde
Ve sesinde.
Öyle bir batıştır ki bu;
Gece kıskanır,
Ay kıskanır,
Gün kıskanır.
Bir sen bilmezsin.
Bir de rüzgar.
Sen bilmezsin.
O dinmez...
Sen yanmazsın.
O sönmez...

01:54 5.6.2017

Ferhat ASLAN

04 Haziran 2017


Fotoğraf makinemizi alıp "haydi Menzelet'e gidelim" diye çıkılan yolda "ben yolu biliyorum, sen sür abi" diyen ve WhatsApp sohbetine dalan doktorum @drmustafasahinn ile kendimizi bir anda Göksun yolunda bulmamız ve tünelden önceki son çıkış tadında bulduğumuz çay ocağından yol sormamızla başlayan fazladan 70km yolculuğumuzdan birkaç kare.
Yolu sormuşken "bir de çay içelim, soluklanalım" dediğimizde her yol üstü ve yaşlı Anadolu insanı gibi bu amcanın da anlatacağı çok şey vardı.
Çayı keyifle içerken amcayı zevkle dinledik ama bir an kendimi "Anlat panpa, dinliyorum" düşüncelerinde buldum. Zira amca güzel güzel anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor ama bitmek bilmiyordu.
Son çayı da içtikten sonra okadar dinlemenin şerefine bize acımış olmalı ki ödül vermişçesine "buraya kadar gelmişken Döngel mağaralarına gidin bari" deyip bizi azat etti ve yolu tarif etti sağolsun.
Çayın ve güzel havanın tadıyla, amcanın sohbeti yanımıza kar kaldı.
Döngel mağaralarına daldık, bolca fotoğraf çekerek daldan dala sekerek o günü kurtardık.
Dönerken Kahramanmaraş'ın hemen çıkışında gözümüzün önünde duran Menzelet tabelasını farketmek fazlasıyla acı olsa da yandığımız sadece sersemliğimiz oldu.
Geriye kalan her şey fazlasıyla keyifli ve güzeldi.

31 Mayıs 2017


Giymeyi hem sevdiğim hem de kültürümü yaşatmak adına görev bildiğim Yemeni...

Bilmeyenler için bir de kısa izahat;
Yemeni, üstü kırmızı ya da siyah deriden tabanı ise köseleden dikilen topuksuz ve çok sıhhatli olan ayakkabılara denir. Yemeni yurdumuzun diğer yörelerinde yazmaya verilen ad olmasına karşılık, yöremizde ayağa giyilen bir çeşit ayakkabıya verilen addır. Gaziantep’te Yemeniciliğe “Köşkercilik” yemenicilere “köşker”, yemeni ustalarına da “köşker ustası” denilmektedir. Köşker kelimesi Farsça “keşfger” kelimesinden gelmiş olup, ayakkabı yapan anlamına gelmektedir. Yemeni ilk defa Yemen’de Yemen-i Ekber isminde bir kimse tarafından icat edilmiş ve kendi ismini vermiştir.
Daha sonraları yemeni Yemen’den Halep’e, Halep’ten de Güneydoğu Anadolu’ya intikal etmiştir. Gaziantep Şanlıurfa Kahramanmaraş, Diyarbakır, Antakya, Adana’ya kadar yayılmıştır.

Dipçe: Açıklama kısmı alıntıdır.

14 Mayıs 2017

Yazacak çok şey var ama yüreğim yok;
Hele de bu kadar "doluyken".
Ayağının altı cennet, dizleri huzur dolu anacığım.
Ellerinden hürmetle öperim.
Senin, tüm annelerin ve anne adaylarının anneler günü kutlu olsun.

08 Nisan 2017

Yüce Tanrı yasla mı,
Yazdı senin yazgını?
Göremedin baharı,
Bilemedin yaşını...
Önde gider yiğitler
Nice gazi, şehitler,
Ardında bin yürekler,
Uçmaklar seni bekler...

Ferhat ASLAN

4 nisan 2017

01 Şubat 2017


Son yedi yıldır belki de en çok gördüğüm renk ve doku budur abilerim, ablalalarım...
Acilin, Doğumhanenin ve bilumum hastane köşelerinin -garip bir şekilde- vazgeçilmez kanepe rengidir kendisi.
Bahsi geçen sürenin büyük kısmını -geceler ekseriyetle- hastane dolaylarında ve bu kanepelerde geçiren biri olarak yatağımı bile yadırgarım onların yüzünden.
"Cefa olmadan sefa olmaz" sözündeki cefanın ev sahibi olarak bu rengi dokuyana, işleyene, alana, satana ve daha nice mürdümlere selam eder, raptiyelerinden öperim.

Copyright © atasagun | Powered by Blogger
Design by Duan Zhiyan | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com